Post-Truth Çağda Siyaset

Düşünce anlamında Aristo ve Platon ayrışması ve farklılığı beynimizdeki frontel korteks ile limbik sistemin farklılığına benzer. Duyuların, hislerin ve inançların “gerçeklik” üzerindeki baskısı...

Bilimsel gerçekliğin, realitenin ve aklın, duygularımız ve inançlarımız karşısında  pek de baskın olmadığı hatta yetersiz kaldığı durumlarda çatışma kaçınılmaz olur. Ve hakikate ulaşma çabalarımızın önü tıkanır.

Oxford Sözlüğü’nün  2016 yılında yılın sözcüğü seçtiği “post-truth” tam da bu noktada hakikatin önemsizleşmesini, manipüle edilmesini ve bu çerçevedeki karmaşıklığı anlatıyor.

2004 yılında Amerikalı araştırmacı yazar Ralph Keyes, bu sözcüğü  kitabının kapağına taşıyarak, toplumlarda gittikçe yaygınlaşan yalanı ve aldatmayı, dürüstlüğün değer kaybedişini derinlemesine inceliyor. 

Keyes, tarih boyunca yalan söylediğimizi kabul ederken, bugün neden yalanın geçer akçe olmaya başladığını sorguluyor. 

Toplumsal yaşamızı derinden etkileyen post truth çağın yükselişi ve bu durumun tehlikesi gerçekten endişe verici boyutlarda. 

Keyes; “Zeki insanlar olarak, suçluluk duymadan paçayı kurtarabilmek için gerçeği örtbas etmeye gerekçeler buluyoruz. Ben buna hakikat sonrası diyorum” diyor.

Artık yalanın silikleştiği ve gerçekle ayırt edilemez olduğu bir dönemi yaşamaktayız.

Bu çağda, yalanlar tereddüt  edilmeden, suçluluk duyulmadan, hiçbir şekilde utanma hissetmeden söylenmektedir. Çünkü insan beyninin limbik sistemine uygun propagandalar seçiliyor.

The Economist dergisi Eylül 2016’da dünyanın “doğruluk sonrası siyaset” çağına girdiğini ilan etmişti. Bu açıklamayı tetikleyen önemli olaylardan biri de Donald Trump’ın tartışmalı geçen seçim kampanyası olmuştu.

Oysa bizde 31  Mart 2019  seçimlerinde alası olmuştu. Ekrem İmamoğlu post truth çağın gerektirdiği hemen her şeyi yapmıştı. 

Medya üzerinden yayılan yalan içeriklerin de kontrolsüz bir şekilde yayılması, gerçeğin tüm çıplaklığını yok etti. Post truth çağında siyasi aktörlerin gerçeği önemsizleştiren çok sayıda propaganda malzemesi bulması pek de zor değil.  

Bununla ilgili elimizde buraya sığdıramayacağımız kadar veri var. Son günlerde CHP cenahında patlak veren taciz skandalları ve İmamoğlu’na yönelik suikast haberleri bile meseleyi anlamamız açısında yeterli örneklerdir.

Bugün farklı kesimlerin duygu ve inançları üzerinden yürüyen ve akli melekelerini köreltecek derecede bilgi karmaşıklığı yaşandığı bir gerçektir.

Kimse önüne konulan bilgiyi sorgulamıyor ve duygusal reflekslerle yanlışı hakikatmiş gibi kabul ederek mensup olduğu cemaate olan bağlığını bildirmekle yetiniyor.

Yalanın doğru ile karıştığı bir ortamda hakikat önemsizleşiyor ve hemen herkes hakikatin bir tarafını mıncıklayarak gerçeğe ulaştığını zannediyor.

Hayatın bu denli hızlı aktığı bir çağda politikacılar post truth çağın ruhuna uygun propaganda yapmaktan da kaçınmıyorlar.

Bu gidişle hakikate ulaşmak için kullandığımız akıl yürütme yetisi tamamen ortadan kalkacak ve bilgi fırından taze çıkmış ekmek gibi günübirlik tüketilecektir.

Kadını en çok kadın hakları savunucularının mağdur ettiği, eğitime en çok eğitim sendikalarının zarar verdiği, tıb ilmini doktorların sulandırdığı, barışı en çok savaş çıkartanların kullandığı, adaletin hukukçular eliyle, siyasetin politikacılar marifetiyle manipüle edildiği post truth çağında gerçekliğin silikleşmesi kadar doğal ne olabilir.

Herkes kendi doğrusunu yanılmaz tek hakikatmiş gibi kabul ediyor.Ve maalesef bunca karmaşıklık içinden de “insan” çıkmıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.