Kadınlar haklarına yeni kavuştu!

Kadınlar haklarına yeni kavuştu

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin haklı. Şöyle elli yıllık geriye doğru gidin bu ülkede kadın hakları diye bir kavramdan söz edemezsiniz.

Bırakın seçilme hakkını, okuma hakları bile yoktu.  Milletin oylarıyla seçilen kadın milletvekilini meclisten kovanlar kız öğrencilerinin de diplomalarına el koymadılar mı?

80 yaşındaki kadınların tedavi edilebilmesi için başlarını açmaları gerekiyordu bu ülkede.

Bakmayın siz “Kadınlar kafeslerin arkasındaydı, cahildi, biz devrimi yaptık ve onları kurtardık” söylemlerine. Cumhuriyet döneminde yeni rejime iman etmeyen kadınların hidayete erdirilmesi süreci çok sıkıntılıdır.

1923’te, Cumhuriyet’ in kuruluşuyla beraber, Osmanlı Hukuk-u Nisvan Cemiyeti mensupları “Kadınlar Halk Fırkası” adıyla, Cumhuriyet döneminin ilk siyasi partisini kurmak istediklerinde bu reddedilir.

Kadınlar bu sefer de 1924’te Türk Kadınlar Birliği Derneğini kurup “oy hakkı mücadelesi” için 1927 yılında bir kongre düzenlerler ve erkekler gibi oy kullanmak istediklerini beyan eden ortak bir bildiri hazırlayıp meclise gönderirler ancak talepleri yine reddedilir.

Kadınların oy kullanma talepleri Cumhuriyet Gazetesi tarafından, kabul edilemeyecek kadar hayali ve aşırı bir talep olarak değerlendirilir hatta onlara sapkın muamelesi yapılır.

Nezihe Muhiddin’i de akıl hastanesine tıkarlar.

 Celal Bayar’ın on senelik süre içinde en önemli icraatı çarşafa karşı yürüttüğü mücadeledir mesela.

Rahmetli Şule Yüksel Şenler için “kadınlarımızı yoldan çıkaran bu kadınlar cezalandırılacaktır” demiştir. Nitekim cezalandırmıştır da!

Bugün kadınlar özgürce hayatın her alanında varlık bulabiliyorlar.

***

MHP Genel Başkanı, 23 Haziran 1979’da 21 yaşındayken şehit düşen Mustafa Türköne hakkında bir mesaj yayınladı.

Yalnız, “Ülkücü kardeşi şehit düşerken ağabeyi MümtazerTürköne hala hapistedir” şeklinde benim de pek bağlantı kuramadığım ilginç bir twet attı.

Yani birinin kardeşi, ağabeyi, annesi, babası herhangi bir görüşten olunca kendisi de aynı görüşten ve inançtan mı olmak zorundadır? İnsanlar zamanla görüşlerini, ilkelerini ve duruşunu değiştiremez mi?

Yani FETÖ’den hapis yatan birini, 41 yıl önce kardeşi şehit düştü diye beraat mı talep edilir?

Henüz dışarıdaki FETÖ’cüleri içeri almadan, içerideki FETÖ’cüleri dışarı mı salalım? Soy sop üzerinden mi siyaset yapılır yoksa adalet üzerinden mi?

Erdoğan, “17 Aralık süreci, AK Parti'nin kapatılmasını gerektirecek kadar ciddi bir problem" diyen Mümtaz'erTürköne için "derin yapının ajanı" demedi mi?

 "Senin aldığın ilim buysa biz batmışız” diyerek FETÖ’nün propagandasını yapan bu adamı eleştirmedi mi?

Aynı şahıs, kaset skandalı gerekçesiyle Bahçeli de istifa etmeli dememiş miydi?

Bu tür soruları soran herhangi bir yazarımız var mı diye şöyle bir baktım ama nafile.

***

Hortumun bile hesabını İmamoğlu’undan soran bir AK Partili varsa bitmişiz demektir.

İBB Başkanı’nın başarısızlığını kendi tayfası bile kabullenmişken, eskiden olduğu gibi yazar-çizer takımından gereken desteği görmüyorken, gittikçe irtifa kaybederken siz kalkıp yağmurun, selin, fırtınanın, hortumun hesabını İmamoğlu’ndan sormaya başlarsanız bu ancak onu yüceltir.

İstanbul’da fakirin evine su basar. Sel, evi şehrin en dibinde oturan fakirin evini bulur. Fakirlik böyle bir şeydir. Sele, fırtınaya tutulursunuz. Hayatınız evinizi basan suyu, kovalarla dışarı atmakla geçer.

Bunun önlemini elbette almak durumundalar. Şehirlerin altyapısı elbette yenilenmelidir. Ancak vaktiyle Üsküdar’da çıkan hortum AK Partili, şimdi ki CHP’li mi?

Nerede bir felaket olsa oraya üşüşen muhalefet gibi davranmanın ne tür bir faydası var anlamıyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.