Fatih: Tek devlet, Tek İmparator, Tek din

“Eğer planımı tek bir sakalım dahi bilse onu koparıp atarım” diyecek kadar ketum bir siyaset güttü. Çünkü etrafında Çandarlı gibi gevşek, korkak, zayıf adamların olduğunu biliyordu. Gerçek bir imparator gibi davrandı.

Dile kolay, Yeni Roma, Yeni Kudüs, Doğu Roma, şehirlerin kraliçesi olarak adlandırılan, hem Hristiyanlığın hem de antik dünyanın bir milenyum boyunca merkezi olarak kabul edilen Konstantinapol’ü fethetmek öyle sıradan bir çaba gerektirmiyordu.

Yeni Roma hayallerinin yıkıldığı o gün Batı dünyası için dünyanın son günü olarak görüldü.

Bizler elli yıldır olduğu gibi bugün de Fatih’in gemileri karadan yürütmek suretiyle bir fetih gerçekleştirdiğini konuşurken, ABD'nin Ohio Eyaletindeki Grove City kentinde toplanan 40 bin Evanjelistin ana gündem maddesi yine Fatih, Ayasofya ve İstanbul olacak.

Bizim tarihçiler bugün Fatih’in İstanbul’u nasıl fethettiğini anlatacak. Kimse Fatih’in İstanbul’u neden fethettiğini ve tek devlet, tek imparator ve tek din(İslam) ülküsünü bize anlatmayacak.

Bu büyük imparatorun fetih için nasıl eğitildiğini konuşamıyoruz mesela. Molla Gürani, Molla Hüsrev ve Akşemseddin gibi kendi zamanının ilerisindeki bu âlimlerin tavrı, karakteri ve ilmi metotları hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz.

Molla Gürani, fetihten sonra bile koskoca sultana “Mehmet” diye hitap etmeye devam edecektir. Kendisine vezirlik teklif edildiğinde “benim işim değil” diyerek reddeden bu alim, bir gün Fatih Sultan Mehmed Han’ın referansıyla karşısına gelen birinin isteğini de “şer-i şerife uygun değildir” diyerek yırtıp atacak kadar da onurlu bir alimdi.

Araya koskoca sultan giriyor ve siz bunu reddediyorsunuz. Bir de bugünü hayal edin! Mümkün mü böyle bir şey?

İşte Fatih böyle karakterli, onurlu, ahlaklı bir alimin elinde yetişti.

Sonradan zamanının İmam-ı Azamı diye tanımladığı Molla Hüsrev de Fatih’in yetişmesinde emeği geçen bir başka büyük alim. Sen seni sair halk gibi sanmayasın” diyerek Mehmed’i büyük fetih için hazırladığını defalarca hatırlatmıştır.

Fatih, bir gün Sahn-ı Seman Medresesi’nde kendine bir oda ister. Medresenin müderrisi o odaların öğrencilerin çalışması için ayrıldığını ifade ettikten sonra eğer sultan bir oda istiyorsa onun da öğrenciler gibi çalışıp sınav vermesi gerektiğini söyler.

Fatih’in müderrisi azarladığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Öğrenciler gibi çalışıp sınavını verdi ve odayı da kaptı.

Bu büyük adam fetihten sonra bugün bizim içimizdeki budalaların ifade ettiği gibi hiç de şehri talan etmedi. Kimsenin diline, ırkına, rengine ve inancına müdahale etmedi.

Hatta bu savaşta ölmüş olan Doğu Roma İmparatoru Paleoglos’u bie “İmparatorlara imparator gibi gömülmek yaraşır”  diyerek adamın cesedini buldurmuş ve Ayasofya’nın arkasına bir yere gömdürmüştür.

1463 tarihli meşhur fermanını bilirsiniz.

Bu fermanda koskoca sultan üst düzey erkanına şöyle sesleniyordu; “ Ne padişahlık eşrafından ne vezirlerden ne de memurlardan kimse bu insanların onurlarını kırmayacak ve hor görmeyecek. Canlarına, mallarına, ve mabetlerine bırakın zarar vermeyi onların gurur ve haysiyetlerini bile koruma altına alıyor.

Çünkü o bu kutsal şehri yakıp yıkmak için değil ihya etmek için fethetti. Şimdi zulüm 1453’de başladı diyen soytarılar bunları bilmiyor mu? 1453 fetih mi yoksa düşüş mü? diye soran sözde aydınlar bilmiyor mu?

Elbette biliyorlar. Çünkü onlar da yeni Roma’nın kullanışlı aparatları. Onlar da fethi bir türlü içlerine sindiremedi.

Ünlü İtalyan sanatçı Constanza de Ferrara’dan günümüze iki tane madalyon kaldığını biliyor muydunuz? Bunlar bizde değil tabi ki. Biri Washington’da diğeri de Oxford’da sergileniyor.

Bu madalyonun birinin üzerinde Latince şöyle yazıyor. “Osmanlı sultanı Mehmet, Türklerin imparatoru bu adam, bir savaş şimşeği. İnsanlara ve şehirlere hükmeder.” Müthiş bir şey bu!

Fatih zamanında bu sanatçıyı cavaliero yani şövalye ilan etmiştir. Batılı bir sanatçıyı bir batılı imparator gibi ödüllendirmekten geri durmamıştır.

 İtalya’da Medici suikastını bile aydınlatacak kadar her yerde eli olan büyük bir imparatordu dedemiz.

Bize Fatih’i anlatmıyorlar dostlar. TV dizilerinde karikatürize edilen ve mekteplerde üstünkörü anlatılan, siyasetçilerin de hamaset yaptığı bir padişah olarak kaldı.

Warwick Ball kitabında; birinci Roma pagan, ikinci Roma Hristiyan, üçüncü Roma Mehmet’le Müslüman oldu der. Çünkü Mehmet,” Doğu da Batı da Allah’ındır” diyen bir cihan hükümdarıydı.

Bir yazımda şöyle demiştim. “Biz son yüz yılımızı atını yeniden denize sürecek cesur bir fatih aramakla geçirdik.” Bugün Fatih’in ülküsünü idrak edebilen tek siyasetçi olarak Erdoğan’ı görüyorum.

Kaynak: Bayazıt Akman - Kayıp Tarihin İzinde

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.