Beyhude yere uğraşmayın!

Cumhurbaşkanı Erdoğan net konuştu; “Beyhude yere uğraşmayın. Türk milleti sizi ne o sandıktan çıkartır ne de sırtınızı yaslamaya çalıştığınız darbecilere meydanı bırakır.”

Artık bu anlayışın miadı dolmuştur. İnsanlık nasıl kovid19 virüsünü yenecekse, inşallah Türkiye de bu bağnaz zihniyeti bir daha geri dönmemek üzere tarihe gömecektir.”

Çünkü Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi bu zihniyet yerli, buraya ait bir zihniyet değil. Bu halkın inancına, tarihine, kültürüne, değerlerine saygılı değiller.

Hiç olmadılar.

“Asıl Afet; Muhalefet” başlıklı yazımda da ifade ettiğim gibi; “Bu ülkede kendi ülkesine düşman milletine yabancı öyle bir azgın topluluk var ki ne zaman bir yerde bir kaza, doğal afet, salgın ya da milletimizi dara düşüren bir hadise yaşansa, ölümler olsa hemen oraya akbabalar gibi üşüşüyorlar!

Acılarımız üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışıyorlar.”

Bu ülkede iki ayrı zihniyetin, iki ayrı sistemin, iki ayrı değerin mücadelesi söz konusudur. Yerlilerle yabancıların savaşıdır bu.

Bu mücadele; zengin, güçlü, özgür, tarihi ve kültürel birikimine saygılı büyük bir ülkenin onurlu vatandaşları olmaktan şeref duyanlarla, ülkesini müstemleke ülke yapmak için tüm değerlerimizi çiğnemeye hazır, tarihsiz, ruhsuz, köksüz, köle ruhlu insanların mücadelesidir.

Partisi, dili, ırkı, mezhebi, inancı önemli değil. Bu mücadele son üç yüzyıldır aralıksız devam etmektedir.

Bugün vatandaşlarımızın başına gelen felaketlerden duydukları sevinci saklayamayacak kadar terbiyesiz, ahlaksız bir tayfa var karşımızda. Ve bunun adına siyaset diyerek yutturmaya çalışıyorlar.

Alman imparatoru II. Wilhelm’in himaye ettiği İttihat Terakki’nin isim babalığını da yapan AugusteComte’nin,  pozitivizmi casus Mustafa Reşit Paşa’ya yutturduğu günden beridir belimizi doğrultamıyoruz.

Öyle ki bu anlayışı Ankara İstasyonu’ndaki Cumhurreisliği Kalem-i Mahsus binasında, vekiller Teşkilat-ı Esasiye’nin tadili amacıyla müzakereler yaparken görüyoruz.

Kazım Karabekir’in müzakerelerin ikinci günü tesadüfen orada bulunduğu bir sırada Tevfik Rüştü Bey şöyle konuşmaktadır.”Ben kanaatimi Meclis kürsüsünden de haykırırım kimseden korkmam! TeşkilatEsasiyemizde dinimiz apaçık yazılmalıdır!

Kazım Karabekir; “Teşkilat-ı Esasiyemizde zaten dinimizin İslam olduğu yazılıdır Tevfik Rüştü bey, hangi kanaati haykıracaksın?!

 Onun yerine Mahmut Esat Bozkurt cevap verir; “Evet! Hristiyanlığı... Çünkü İslamlık terakkiye manidir! Bu dinle yürünmez ve kimse bize ehemmiyet vermez!”

Ortam gerilmiştir. Bir ara Fethi Okyar söz alarak şöyle devan eder; “Evet Karabekir! Türkler İslamlığı kabul ettiklerinden böyle geri kaldılar ve İslam kaldıkça da bu halde kalmaya mahkûmdurlar. Bunun için İslam kalmayacağız!”

Bakar mısınız hadiseye? Bin yıldır İslam’ın ilme, kültüre, düşünceye verdiği önemle ayakta kalan bir imparatorluğun bitişi nasıl hazin bir anlayışa evirilmiş.

Sırf bilimsellik uğruna sıfır kilometre bir ulus oluşturmak için bu toprakların kimyasını bozmaya çalıştılar. Bunu genellikle darbe, zorba ve ceberut devlet anlayışıyla yaptılar. Zorla!

Sandık mı? Hiç umurlarında bile olmadı.

İnsanlık tarihinde yaşam tarzına bu zihniyet kadar müdahale eden başka bir zihniyet yoktur. Seküler yaşam tarzına, zorla kıyafete dahi itiraz edenler soluğu darağacında almıştı. Peki, neden? Bilimsel, laik, seküler yaşam tarzına itiraz ettiklerinden ötürü!

Bugün de “Türban bir fesadın (komplo, conspiration) simgesidir. Türban, kahverengi faşist gömleği gibi, gamalı haç gibi bir simgedir” diyor yazarlarımız.

Bilimsel, ilerici,seküler yaşam tarzı uğruna gerektiğinde darbeler yapıldı bu ülkede. Halkın seçtiği bir lider sırf seküler hayat tarzına aykırı diye görevinden el etek çektirildi.

Şimdi de yaşam tarzına müdahale var, Tayyip istifa diye haykırıyorlar.

Mesele şu ki; Anadolu insanına, tarihimize, kültürümüze karşı nefret, vatanımızı, kültürümüzü, tarihimizi, elimizden almaya yeltenen küresel baronlara karşı ise son derece nazik, uysal bir görüntü verdiler.

Hala öyleler. Asla bu toprakların ruhuna uygun bir politikanın savunucusu olmadılar.

Hiç kuşkunuz olmasın ki 19. yüzyıldan kalma bir sistemin/düşüncenin içerisinde çırpınmaktan hala uygar olamamış bu bağnaz, yobaz zihniyet artık miadını doldurmuştur. Türkiye, güçlü, zengin ve özgür bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor.

Sosyal medyada eşek arıları gibi saldırmalarına da aldırmayın. Enerjimizi ülkemizin kalkınmasına harcayalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.