Soner Yalçın'ın sefil mantık oyunları!

"Mini etek ideolojisi"ne mensup bu sahte Atatürkçü, Diyanet İşleri Başkanı'na, "Oturduğun koltuğu Atatürk'e borçlusun, ben de tahsildarım, alayım paraları!" diyor!

*

Sözcü yazarı Soner Yalçın iki gündür inanılmaz bir bayağılık sergiliyor...

Diyanet İşleri Başkanı’nı hedefe oturtan bu “sahte Atatürkçü” dün,  İBB Başkanına yağcılık yapmak için aşağılık mantık oyunlarıyla;

"Biz kimseye "lanet okuyacak" kadar alçalmayacağız kuşkusuz" diyerek Fatih Sultan Mehmed Han’a “alçak” imasında bulundu...

Bu derece aşağı çukur bir adam...

Daha önce, genç kızları “inadına mini etek giymeye” çağrı yaparak, kendi sapık eğilimlerini de “Atatürkçülük ve çağdaşlık” adı altında perdelemeyi başarmıştı(!)

Ayasofya’nın 86 yıl sonra yeniden asli hüveyeti ile açılması, bu “sapık eğilimler” taşıdığı anlaşılan adamın kimyasını iyice bozdu!

Diyanet İşleri Başkanı’nın hutbede, Fatih Sultan Mehmed Han’ın vakfiyesini hatırlatması-okuması, bu “sahte Atatürkçü”ye göre, “Atatürk’e lanet okumak” şekline dönüştürülüp, bunun üzerinden sefil ve küstah bir kışkırtıcılığa soyundu...

Bu karanlık odanın karanlık adamı; sahte solcu, o kadar cahil, kaba ve küstah ki; Diyanet İşleri Başkanı’na; “Sen İslâm’ı bile bilmiyorsun!” diyebiliyor!

Düşünebiliyor musunuz, bir yanda hayatını, eğitimini, öğrenimini “İslâm tahsil” ederek geçirmiş bir Diyanet İşleri Başkanı, diğer yanda hayatı “magazin” üretmekle geçmiş bir köşe yazarı!  Ve bu “köşe yazarı” Diyanet İşleri Başkanı’na, “Sen İslâm’ı bilmiyorsun!” diyebiliyor!

Kabalığı, küstahlığı, cehaleti ve azgınlığı tarif edebiliyor muyum?

Bu neyin kini Erbaş? Gizli düşmanlığın senin aklını başından almış…” diyerek “niyet okuyup”(!) böylesine saldırganlaşabiliyor!

Bu “inadına mini etek ideolojisi” mensubu adam, burada da durmuyor, daha da azgınlaşıyor;

“Sen kimsin be adam? Sen oturduğun koltuğu Atatürk'e borçlu olduğunu bile bile ona küfür edecek kadar edepten yoksunsun!”

Diye azgınlığını sürdürüyor!

Diyanet İşleri Başkanı “Atatürk’e küfür etmiş” bu sahte Atatürkçü adamın, sefih “mantık kurgusuna” göre! “Edepsizlik” etmiş!

Edepsizliğe bakar mısınız! Ne yani, senin gibi hutbeden, “inadına mini etek giyin kızlar” çağrısı mı yapsaydı, utanmaz, rezil terbiyesiz adam!

Bu sahte solcunun “kurgusuna” göre, bu ülkede herkes herşeyi “Atatürk’e borçlu”, ama tahsildarı bu terbiyesiz, küstah adam!

Herkes her şeyi Atatürk’e borçlu” ama, alacaklı olan bu cahil, küstah sahte Atatürkçü!

Gördünüz mü sahtekârlığı!

Gördünüz mü çukurun dibini!

Gördünüz mü “Atatürk’ün arkasına saklanarak her haltı yiyebilirim!” kurnazlığını!

Gördünüz mü, “Atatürk’e olan borcunuzu bana ödeyeceksiniz!” uyanıklığını(!)

Bu rezil adamın, aptal ve sefih mantığına göre, “herkes herşeyi Atatürk’e borçlu”, alacaklı olan da Soner Yalçın!

Oh ne alâ!

Terbiyesizlik ettiği kişi, Devletin en önemli kurumu Diyanet İşleri Başkanı, devlet memuru, ama bu “mini etek ideolojisine” mensup, sapık eğilimler taşıyan adam “daha Atatürkçü”(!)

Bu aptal ve sefih mantık kurgusuna göre, devletin en önemli kurumlarından birinin başındaki kişi, “Atatürke gizli düşman” bu çukur adam “Atatürkçü”(!)

Peki gerçek vatanseverler, gerçek Atatürkçüler niye bu tuzağa düşmüyor?

Çünkü onlar, 500 sene önce yazılmış bir Vakıfnâmeden, “Atatürke hakaret anlamı” çıkmayacağını biliyorlar! Onlar, bu sahte Atatürkçü gibi, “kışkırtma, tahrik, operasyon çekme” derdinde değiller... Onlar, Atatürkçülüğü, “mini etek giyme ideolojisi” olarak algılayan bu rezil adam gibi, “istismar” derdinde değiller!

Yazdığı gazete, patronu ve yazarları ile birlikte “FETÖ”cülükten yargılanmış bir gazetenin ve onun “sahte Atatürkçü” yazarının bu fitne, kışkırtma, kabalık ve küstahlıkla meseleyi “Atatürk’e lânet”e indirgeme çabası boşuna değil!

Buradaki utanmazlığa, Atatürk adına “tahsilata”(!) yeltenme, (“Atatürk’e borçlusunuz, o borcu bana ödeyeceksiniz!”) sahtekârlığına kimse aldanmasın!

Bu arsızlık karşısında, Diyanet İşleri Başkanı gerekli açıklamayı yaptı, “O değil dedi, olmaz öyle şey dedi, bu bir Vakıfnamedir, 500 sene önce yazılmıştır, buradan nasıl öyle bir anlam çıkarıyorsunuz!” dedi, yok, adam bir türlü ikna(!) olmuyor!

Bu utanmaz adam, bu “İslâm ve Türklük” değerlerine düşman adam, bu MİT çalışanlarını “ifşa” eden adam, “Atatürkçülük arkasına saklanarak her numarayı çevirebilir, her haltı işleyebilirim” düşüncesinde!

Bu çok açık biçimde görülüyor!

Geçtiğimiz ramazan ayında İzmir’de cami minarelerinden “çav bella” çalma alçaklığının değişik bir versiyonunu, Sözcü ve Odatv’nin sütunlarından, “Atatarkçülük” maskesi altında “çav bella” söyleyerek yapıyor! Neden? Ayasofya’nın asli hüveyeti ile açılmasını “hazmedemedi” de o yüzden!

Peki, bu kadar mesele içinde, Diyanet İşleri Başkanı’nı savunmak bana mı düşer, benim yaptığım o mu? Değil! DİB’nı savunmak bana da düşmez!

Benim yaptığım da o değil zaten, Diyanet İşleri Başkanı, gerekli cevapları verdi...

Ben burada, bir “sahteliği”, bir “istismarcılığı”, Atatürk adına “tahsildarlığa”(!) soyunan bu sefih kurnazlığı göstermeye çalışıyorum! Hepsi bu!

Önceki ve Sonraki Yazılar