Mutfakta biri mi var?

-I-

Sadece şu Ramazan ayında yaşadığımız, asla ve asla, kendiliğinden, spontane ve rastgele olmasına ihtimal vermediğimiz iki üç olay var...

Biraz başından bakalım, hatırlarsanız, Ramazandan önceki bir iki ayda, kim oldukları, neci oldukları, ne istedikleri belli olmayan bir “grup” sosyal medyada durup dururken, iki güne bir “Diyanet kapatılsın” diye tag çalışmaları(!) yapıyorlardı...

Kimse de “ya bunların Diyanet’le derdi ne, kim bunlar, sordukları sorulara mı cevap alamıyorlar, dini yetersizlikleri mi var, ne istiyor bunlar dinden, Diyanet’ten?” diye sormadı, araştırmadı...

Bunlara ilave olarak, Cumhuriyet, Odatv, Birgün, Sol haber gibi sitelerin, günde ortalama üç adet, “Diyanet bizim istediğimiz gibi fetva versin, gel Diyanet sana din öğretelim! İslam’ı bizim istediğimiz şekilde anlatacaksın” yollu üfürükten haberlerini de ekleyin...

Ve Mübarek Ramazan’ın ilk günlerinde LGBT iğrençliği önderliğinde(!) Diyanet’e karşı başlatılan saldırı kampanyası...

Ve sonrasında İzmir’de iki gün üst üste camii minarelerinden “çav bella” çalma alçaklığı?..

Bunlar hepsi “normal” miydi yani?...

(Normalde, “komplo teorilerinden” nefret ediyorum, sosyal medya şizofren, ruh hastası, kafayı sıyırmış tiplerle dolu, onlar daha da çekilmez hale getiriyor,  bu tür hadiselerde yeteri kadar kuşkulanmayı gerektiren sebebleri de gözardı edilmesine neden oluyorlar... Neyse, devam edelim...)

İHD ve başta Ankara Barosu olmak üzere Baroların doğrudan İslâm’ı, Diyanet’i, Müslümanları hedef alan rezil “LGBT savunuculuğu”... Olay salt bir “LGBT savunuculuğu” olsaydı, elbette bu kadar köpürmez-köpürtülemezdi.

Neden? Çünkü hangi “i.ne”nin aklına gelir ki; “Ulan şu Diyanet’e söyleyelim, âyetleri değiştirsin, hutbeleri de bizim istediğimiz gibi versinler, hatta hutbeleri biz hazırlayalım” demek?

Gelmez... Çünkü zaten “LGBT” denilen pisliğin “örgütlenmesi” bile başlı başına topluma yönelik bir tehdit ve suç olması gerekirken, böylesi bir kampanya?..

İnanılır gibi değildi, ama bu kampanya “yapıldı...”

Adına “baro” denilen o malûm yapı, “Diyanet’e din öğretme”nin de ötesinde, İslâm’a alenen saldıran bir bildiri yayınladı... Sonra diğer barolar...

Bütün bunların, sadece ve sadece, “LGBT”liler rahatça düzüşsün”, bunların önündeki en büyük engel de, devletin en ciddi kurumlarından biri olan “Diyanet”, ‘o halde diyaneti adam edelim’ kaygısıyla yapıldığını düşünmüyorum. İnsani ve ahlâki açıdan bunun izâhını bulmak da zor...

Fakat yapılan “organize saldırı”nın boyutunu, niteliğini, kimleri kapsadığını, kimlerin nasıl katıldığını, hepsini gördünüz, gördük...

Hedef yine “Din-Diyanet”ti...

Sonra ne oldu peki?

Yine aynı eksende, (“din-Diyanet ekseninde”) İzmir’de camilerin minarelerinden “çav bella” yayınlama alçaklığı... İnsanların oruçlu olduğu, kulakların ezanda olduğu saatlerde bu da oldu! Benzer bir alçaklık bu hadiseden bir ay önce kadar yine denenmiş, fakat kapatılmıştı...

Bu alenî alçaklığa, provakasyona da tepki gösterildi. Fakat ilginç bir şey oldu, bu “alçaklığı yapanlar” henüz bulunmadı, bulunamadı?..

(Demek ki işin içinde bizim bilmediğimiz başka bir şeyler var... Yoksa, böyle bir süreçte, akşam bu alçaklığı yapanların yatsıya kalmadan derdest edilip hukuk önüne çıkarılmaları gerekirdi...)

Neyse...

Şunu demeye çalışıyorum; Karanlık ve kirli bir yeni “toplum mühendisliği porjesi” adım adım uygulanıyor... Bunun merkezinde belli ki, Müslüman-Türk milletinin İslâm hassasiyetini hedef alan, bu topluma “İslâm dışı” ne kadar iğrençlik ve alçaklık varsa “kabul ettirmeyi” ve bunun üzerinden bir “dayatmada bulunmayı” hedef alan bir “proje” olma ihtimali çok yüksek!

Geçen gün bu durumu Engin Ardıç biraz daha kibarca ifade etti: "Soğuk iş savaş başlattılar..." diye...

Nitekim Cumhuriyet’in ilk yılları bu “dayatmaların” örnekleri ile dolu; Şapka’dan Alfabe’ye vesair...

-II-

İkincisi CHP’nin Fahrettin Altun’u, dolaylı olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, -artık neredeyse sokak usülu, mafya üsulü veya yasadışı örgüt usulü diyebileceğimiz- racon kesen yöntemlerle hedef almalarıydı...

Bunun üzerinde de bir “çatışma ve gerginlik” üretmeye çalıştılar... Bunun da yukarıda bahsettiğimiz, “adım adım uygulanan yeni bir toplum mühendisliği projesi”nin bir parçası olduğunu düşünebiliriz...

Üçüncüsü, yine CHP merkezli, Engin Özkoç, Özgür Özel ve Canan Kaftancıoğlu başta olmak üzeren, alenen, dümdük, doğrudan, dolaysız, direkt bir şekilde dillendirdikleri, “darbe imâları”...

Bütün bunları siyasetin-sosyolojinin tabii “sebeb-sonuç” kuralları içinde anlamak ve anlamlandırmak neredeyse imkânsız...

Özellikle en son İzmir’de iki gün üst üste denenen camilerden “çav bella” çalma şerefsizliği ve bugün olmuş olayın faillerinin yakalanmamış olması, olay nedir ne değildir aydınlatılamamış olması, CHP’nin bu alçaklığı bile neredeyse “savunmaya benzer” bir söylem içinde olması? Soru işaretlerini çoğaltan tavırlar...

Bunları işte bu iki hadiseden bağımsız düşünmek mümkün görünmüyor...

İzmir’de peş peşe yaşanan bu iki olaydan çıkan tek sonuç var;

Birileri mutfakta bir şeyler “pişiriyor...”

Bu oldukça bayağı-kaba saba yöntemlerle yürürlüğe konulan yeni toplum mühendisliği projesinin, Erdoğan öncülüğünde yeniden canlanan, Batıcılık ve sömürgecilik karşıtı, “yerlilik ve milliik” zeminine oturmaya başlayan Müslüman Türk kimliğini hedef aldığı çok açık...

-III-

Ha, unutmadan şunu da söyleyeyim; bu operasyonlardan bağımsız olmadığını düşündüğüm bir “operasyon” daha var...

Bildiğiniz gibi, CHP’nin yerleşik bürokratik kadrolarının Anadolu insanına ve “merkez sağ, muhafazakâr kesime” bir bakışı var, malûmunuz... Onlara göre, “Ak Parti’ye oy verenler, Ak Parti seçmeni, çoğunlukla, eğitimsiz, cahil, köyde çobanlık yapan, tarımla uğraşan cahil halk kitleleri, bunlar instegram da bilmez, tweetter de kullanmazlar... Bunlara ver magazini ver Esra Erol’u, ver Müge Anlı’yı izlesinler...”

Şimdi onlar açısından “öğrenilmesi gereken” veya hakkında en az bir “veri” bulunması gereken hususlardan biri de, özellikle sosyal medyada Ak Parti ve Erdoğan’ı destekleyen nasıl bir potansiyel var?.. Bunun da kaba ve  kalın hatlarıyla ortaya çıkması gerekiyordu; Onu da çok ince ve “anlaşılması güç” bir işçilikle, “yerli ve milli hesaplar” listelenerek yapıldı...

Biz daha, “Kim bu Diyanet kapatılsın” diye iki güne bir sosyal medyada tag çalışması yapanlar?” sorusunun cevabını bulamamışken, sizinkiler, Ak Parti ve Erdoğan’ın vatan ve millet hayrına yaptığı şeyleri destekleyen, eğitimli, “twitter” kullanmasını bilen kitlenin tüm profilini ortaya çıkardılar, helal olsun valla!

Önceki ve Sonraki Yazılar