Kardeşim sen gazeteci değil misin, ne işin olur füzeyle müzeyle!

Sanırım, sosyal medyanın en tehlikeli yan etkisi, “bütün devleti, ülkeyi, Meclisi, Genelkurmay”ı işte ne biliiim, “Milli Güvenlik Kurulu’nu” filan kendinin yönettiğini zannettirmesi... Bir süre sonra böyle zannetmeye başlıyorsun...

Herkesin senin ağzının içine –pardon-twitterine, pardon –profiline- baktığını düşünmeye başlıyorsun... Twettlerin retweet edildikçe bu kanaatin daha da çok pekişiyor...

İşte sanıyorum bu veya yaklaşık olarak buna benzer bir psikoloji içinde olsa gerek;

Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, Ermenistan’a füze atmış!

Pardon, “tweet” atmış!

Pardon, “füze atılsın” diye tweet atmış!

Pardon, tam olarak şöyle atmış:

Erivan'ın tam markezine yanlışlıkla bir füze düşmeli!

Azerbaycan yalnız değil.

Ermenistan aslında Türkiye'ye saldırıyor.

O zaman bizim de bir cevabımız olacak!”

Demiş...

Ben geç gördüm bu her tarafından zeka ve strateji fışkıran tweeti...

Yine de “karşı mahalle” dalga geçeceğine bari biz geçelim de, onlar geçemesin, geçseler bile çok geçemesinler diye gayet iyi niyetli olarak olaya yaklaştım hemencecik...

Nevşin Mengü, “İnsanlık ağır yıkımları hep fanatizm yüzüden yaşamıştır. Gazeteci her zaman barıştan yanadır, barışa taraftır. Gazeteci füzelere yön göstermez, füzeler ateşlenmesin diye uğraşır. Savaş dizilerdeki didaktik sahnelere benzemez, çocuklar ölür, insanların hayatı söner” diyerek, Ermenistan’ın resmi hesabından paylaşılan, bir elinde silah, bir elinde haç ile, “inanç ve güç” yazan tweeti, sakin sakin eleştirirken, İbrahim hiç üzerine alınmadan, “Erivan’a füze atıyordu...

Sanırım, sosyal medyanın en tehlikeli yan etkisi, “bütün devleti, ülkeyi, Meclisi, Genelkurmay”ı işte ne biliiim, “Milli Güvenlik Kurulu’nu” filan kendinin yönettiğini zannediyorsun!

Herkesin senin ağzının içine –pardon-twitterine, pardon –profiline- baktığını düşünmeye başlıyorsun... Twettlerin retweet edildikçe bu kanaatin daha da çok pekişiyor...

Sonra, “devlete akıl vermeye” başlıyorsun...

Sonra o da kafi gelmiyor, direk “füze atmaya” başlıyorsun!

Kimse de sana “salak mısın olm? N’apıyorsun lan sen öyle!” demediği için, bu zannın bir süre sonra daha da kesinleşiyor...

Sonra, dolayımlı yollardan daha stratejik ve derinlikli, daha anlaşılmaz ve sofistike tekliflerde bulunuyorsun;

Erivan’ın tam merkezine yanlışlıkla bir füze düşmeli...

Buradaki “derin strateji”yi görmüşsünüzdür umarım...

Eğer göremediyseniz çok cahilsiniz demektir, onu söyliyeyim...

Yanlışlıkla düşmeli...

Niye?

Doğrulukla düşerse, “Türkiye’nin yaptığı anlaşılır” salak mısınız olm siz ya!

O yüzden, “yanlışlıkla” düşmeli!

E peki bu durumda, “Ermenistan aslında Türkiye’ye saldırıyor” varsayımını ne yapmalıyız!

-“Yapılacak şey çok basit; Önce hastalığın bulaşmasını engelleyeceksin! Eğer bütün önlemlere rağmen hastalık bulaştıysa, onu tedavi edeceksin, bu kadar basit!

Pardan ya, bu Kemal beyin şeyiydi...

Ama sosyal medyanın “yan etkilerine” karşı da aynı yöntemi uygulayabiliriz...

Ermenistanın aslında Türkiye’ye saldırdığını” anladığımızı(!) onlara göstermeliyiz!”

Peki bunu nasıl yapacağız?

Çok basit; “Erivan’ın tam merkezine yanlışlıkla...

-Pardon İbrahim abi, burada özellikle, “tam merkezine” vurgusu yapmanızın daha derin bir anlamı var mı acaba? Tam merkezine değil de, kıyısına köşesine bir yere düşse olmaz mı?

“Tam merkezine yanlışlıkla bir füze düşmeli”...

E ama İbrahim sen bunu yazmışsın, hadi Ermenistan istihbarat birimleri bu tweetini görüp de, olayın “yanlışlıkla” değil de “doğrulukla” düştüğünü çözerlerse n’olacak?

Söyle bakiiim İbrahim n’olacak?

“Yanlışlık oldu” bahanemizi de elimizden almış olmayacak mısın bu durumda?

Adamlar demeyecek mi ki, “Bakın, İbrahim mesajı vermiş, yanlışlıkla düşşsün” demiş... İnanmayız biz sizin bu “yanlışlıkla düştü” şeyinize?” derlerse... Hadi derlerse, n’olacak İbrahim ha, nolacak?

Tek bahanemizi de elimizden almış olmayacak mısın o zaman?

Hadi diyelim onu da geçtik;

Kardeşim, sen gazeteci değil misin, ne işin olur topla füzeyle... Madem bir gerginlik var, toplumu bilgilendireceğin yerde, ne diye başka bir ülkenin başkentine füze atıyorsun! Üstelik adam gibi de atmıyorsun, "çaktırmadan", yanlışlıkla atıyorsun?

Hadi Ermenistan'ın gazetecileri de bize "füze atmaya" başlarsa? Ne olacak o zaman, hiç düşündün mü? Göğsünü siper edecek misin o füzelere?

-II-

Aslında bir yönden de gerçeği itiraf etmeliyim;

Yanlışlıkla füze düşürme” metodu dahiyâne bir buluş, kutlarım...

Peki güzel kardeşim, diyelim ki bu dahiyâne buluşunuz tam isabetle uygulandı, “Erivan’ın tam merkezine yanlışlıkla füze düştü”...

Ve biz de Ermenistan’a; “Pardon, yanlışlıkla oldu!” dedik, Ermenistan’da buna inandı ve;

 “Hmm! Yanlışlıkla oldu demek, sakın bir daha olmasın!” derse ne diyeceğiz!

Yahut; “Madem yanlışlıkla, alın o zaman bizden de size “yanlışlıkla” deyip, Ankara’ya füze atarlarsa, n’olacak, var mı “füze şemsiyen” senin İbrahim? Benim yok...

İkinci olarak, bu “yanlışlıkla füze atma metodu”nu madem ki keşfetmiş bulunuyoruz; Atina’ya, “Telaviv”e, Şam’a, Bağdat’a, da “atabilir miyiz?..”

Bir de o kadar füzeyi nerden buluyoruz onu da söyler misin İbrahim?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar