Hiçbirimiz sağ kalmayacağız!

Hiçbirimiz sağ kalmayacağız!

Şimdi dört bir yanı sarmış salgın ve ölüm korkusu, “modern insan”a ölümlü-fâni bir varlık olduğunu hatırlattı koronavirüs, Covid-19...

Sahiden hatırlatmış mıdır?

Ölümsüz gibi yaşayıp gidiyorduk oysa, hayatımızda ona hiç yer yoktu, yaşlılarımızı uzaklaştırdık, “huzur evlerine” kapattık...

Küçücük tanrılar” hâlinde, “tüketicilere” dönüşmüş yaşaşıp gidiyordu “modern insan” =(hazlarından başka hiçbir değer, sorumluluk, ideal tanımayan insan tipi)...

Arada bir “ölüm gerçeği” ile yüzleşenler, yine modern hurefelere sığınıyordu;

Yaşadığım sürece ölüm bana bir şey yapamayacak, öldüğüm zaman da zaten yaşamıyor olacağım” gibi aptal paradokslara sığınıyordu, tesellisini böyle bulmuştu, “haz heykeli” zavallılar...

Başkaları mı?

Başkaları ölsün, aç kalsın, toprakları işgal edilsin, yağmalansın, üzerlerine binlerce ton bombalar atılsın, kadın, çocuk, çoluk, yaşlı, yerinden yurdundan olmuş, karda kışta, kıyamette yollara dökülmüş, adlarına “mülteci” denilmiş, -onlar insan değil, “mülteci...- öleni saymıyorlar, yaşayanın nasıl yaşadığı kimsenin umurunda değil, düşünsenize, sadece Türkiye’de 5 milyon, beş milyon mülteci, kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, yerinden yurdundan, toprağından, ülkesinden, mahallesinden, semtinden kopmuş, ne yiyeceği, ne giyeceği, nerede kalacağı, bugünü ve yarını ellerinden alınmış, hiiiiç mi hiiiiç kimsenin umurunda değildi, kimisi “gitsinler ülkelerine” diyordu, kimisi “onlar radikal İslâmcı” diyordu, rahat bir şekilde, yemek içmek, tüketmek, okumak, iş güç sahibi olmak, tüketici olmak, lüks mekanlarda eğlenip, lüks yatlarda tatil yapmak sadece bizim olmalı diyorlardı, hiçbir insani ve vicdani sorumluluk duymaya gerek yoktu, onlar “mülteci” idi, artık sadece sayılar-rakamlar vardı, Irak’ta 2 milyon, iki milyon çocuk Batı-ABD’nin ilaç ambargosu yüzünde ölmüş, sokaklar kan gölüne dönmüş, Afganistan öyle, Suriye öyle, Libya öyle, yağma, işgal, talan, kan, göz yaşı, vahşet, bomba, zulüm, bunlar kimin umurundaydı... böyle böyle güzel, güzel, rahat rahat, barış ve huzur içinde yaşayıp giderken, birden bire aniden, şu sebebten, bu nedenden bir virüs ortaya çıktı, görünmez bir nesne, ama sürekli bulaşıyor, ünlü ünsüz, zengin fakir ayırt etmiyor, Allah Allah? İlginç değil mi bu, yahu virüs dediğin, fakirlere, gariplere, mülteci kamplarında yaşayanlara, belirsiz göçmenlere bulaşması lazım değil mi, yok değilmiş... Birden, "ölümün soğuk nefesini ensesinde hissetti" dünya... Ölümün soğuk nefesi?.. Dünya; "modern insan", hiç ölmeyeceğini sanan insan, bütün dünyasını, bilgisayarını, haberlerini, internetini, sosyal medyasını ölüm görselleri, ölüm rakamları doldurmaya başladı!

Şimdi yine saymaya başladık, günlük yapılan test sayısı, vaka sayısı, yoğun bakımda olan hasta sayısı, entübe hasta sayısı, ölen insan sayısı... sayıyoruz... şu kadar insana bulaştı, bu kadarı öldü, toplam ölüm sayısı, dünyada yüzbin, bulaşan insan sayısı şu kadar... Niye sayıyoruz? Bilmiyorum... Bu, bugüne kadar dünyada görülmemiş salgına karşı bir "farkındalık" oluşturmak, salgının patlamasını önlemek, insanları uyarmak için, evet, öyle...

Biz onbinleri, yüzbinleri, milyonları saymamışız, şimdi bunları sayıyoruz, niye? Sistem çökebilir, bu kadar kısa sürede bu kadar çok insana bulaşırsa, bunları tedavi etmek, karantinaya almak, entübe etmek, iyileştirmek mümkün olmaz, doğru, olmaz! Bir görünmez "nesne" kıskaca aldı, insanı, hayatı, toplumu, kimle, neyle savaştığını bilmeden savaşıyor şimdi, bütün sistemler çökme tehlikesi altında, oysa her şeyi "garantiye alma" üzerine kurmuştu "modern insan", gelirini, giderini, maaşını, tatilini, zevklerini, hazlarını, yiyeceğini, içeceğini, bugünü görmeden 50 yıl sonrasını düşünüyordu, evet, "50 yıl sonrasını"... Çünkü her şeyi "garantiye almıştı..." Elli yıl sonrası, gelir mi, gelmez mi, görür müyüm, görmez miyim, yaşar mıyım, yaşamaz mıyım kaygısına yer yoktu modern insanın "zihin" dünyasında, inanç dünyasında...

Şimdi?..

"Ölümlü varlıklar" olduğunuzu hatırladınız değil mi?

Şimdi?..

Yeniden düşünmeye başlayabiliriz; Hadi, "öbür dünya gerçekse, hadi hesaba çekileceksek, hadi cennet ve cehennemse bizi bekleyen?..."

Şimdi yeniden düşünmeye başlayabiliriz;

Allah'ın arzında, Allahsızlığı dayatan, "yeni dünya düzeni" adlı şeytanın sûret bulmuş çetesine karşı, "insanca ve İslâmca" bir itirazımız olacak mı?

Şimdi yeniden sorabilir, sorgulayabiliriz;

Kendi hayat tarzımızı, kendi değerlerimiz ekseninde yeniden üretebilecek, diriltebilecek miyiz?

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar