Bu bir "her devrin adamı" portresidir...

Alenen İslâm’a sövüp sayanlarla kol kola girip sırıtan pozlar vermekte her hangi bir “beis” görmedi...

Fettoş’dan, mini etekli kızlar eşliğinde “hoşgörü ödülü” almaktan utanmadı...

Bir şekilde her devrin adamı olmayı başardı...

Bütün İslâmi ölçüleri, “kendi işine geldiği şekilde” yorumlarken, Allah’tan korkmadı...

Hayatı, “İslâm ticareti” ile geçti; “İslâm aldı, İslâm sattı”... İyi yere “tezgâh kurduğunun” farkındaydı...

Müslüman gençlerin İslâmi hassasiyetle verdikleri her tepkiye, provakasyon diyerek ilzam etmeye, bühtan etmeye utanmadı...

FETÖ’cülerin kuyruğunda kendine yer ararken aynı zamanda Kemalistlerle kolkola olabildi...

Biz FETÖ ile amansız bir mücadele yürütürken, arkamızdan ve önümüzden söylemediği söz, atmadığı iftira kalmadı... “Hocfendi”ye “imanı” tamdı...

Birlikte hareket ettikleri Ali Bulaç, FETÖ’den tutuklanınca, içgüdüsel olarak “tehlikeyi” sezdi, uzak durmaya çalıştı... Öncesinde birlikte hareket ettikleri Ali Bulaç’la “Medine vesikası”ndan “sivil toplum” zırvalığına kadar Fettoş’un “Diyalog” ihanetine alan açtı...  İslâm’ın bütün ölçülerini,”İslam dışı” bir toplum düzeninin ayaklarına sererken en ufak bir “iman kaygısı” taşımadı...

Bir başka açıdan Kemalizm” diye kitap yazıp parayı vurduktan hemen sonra, en aşırı Kemalist Toktamış Ateş’in koluna girip Kemalizm savunuculuğu yaptı...

Para akıyordu...

Aynı gazetede yazdığı “köşe arkadaşı” ; bu Fettoş’tan “Hoşgörü ödülü” alırken, “benim yüzüm kızardı, baktım Apo şen şakrak ellerinde likör tepsisi mini etkli kızların içinde, “bana da ödül verecekler” diye sevinçten havaya uçuyordu” diye yazdı...

Devran döner dönmez, FETÖ’ye yardırmaya başladı, yarısı yalan, yarısı palavra sallayıp durdu...

En ufak bir “nefs muhasebesi” yapmadı, kendi oynadığı “rolü” görüp bir pişmanlık duymadı... “İşin ucu bana kadar uzanır mı?” kaygısı ile FETÖ’den geçici bir süre uzak durdu...

Son dönemlerde, CHP blokunun yandaşı-bileşeni medyaya sık sık göz kırptı...

AKP’yi eleştirirken” (eleştirsin bir şey demiyoruz) asıl eleştirme nedeninin, bürokrat olan oğlunun tenzili rütbe ile başka bir yere atanmış olduğu ortaya çıktı...

Meğer, eleştirilerinin nedeni, oğlunun “mevki kaybı”ymış, kimse fark etmedi...

Ekmeğini yediği “İslâmi camianın” en boş beleş, en “kıvırgan” en “palavracı” tipi olarak, her zaman “gemisini”(!) yürüttü... Aynı gazetede çalıştığı başka biri, bunun rezilliklerini yazıya, çizgiye döktü... Ama bunlarda utanma denen bir haslet zaten bulunmuyordu...

Şimdi, aynı anda “her tarafa dönebilme yeteneğini” yeniden dolaşıma soktu;

 “Darbeye karışmış, pişman olmuş FETÖ’cüleri affedelim” demeye başladı!

O kadar da değil” yollu tepkiler gelmeye başlayınca, -her zaman yaptığı gibi- kıvırdı;

“Onu demedim, bunu dedim, şunu kastetmedim bunu kasttim...”

Aslında söylediği, netti, gayet açıktı, konu her yönüyle ortadaydı:

TTK Başkanı Yaramış’ın cümlesi cümlesine; “15 Temmuz darbe teşebbüsüne karışmış ancak pişman olanları kazanmamız gerekiyor” sözlerine Nedim Şener itiraz etti;

Darbeye karışmışlarla barışmak mı? 251 şehidin yüzüne nasıl bakarız, hadi ordan!

Dedi...

Nedim Şener’in bu sözünü alıntılayan Dilipak;

Kimse affetmek zorunda değil. Ama Affetmek erdemdir. Allah affedenleri sever. O af dileyenlere mağfired eder. Bizim Beraad kandilimiz var. Affedilmeyi ümid edenler, affedebilmeli de. Yusufun kardeşlerini affettiği gibi, Hz. Hamza’nın Katilini Resulullah’ın afettiği gibi. Taif örneği misal

Diye yazdı...

Bilinç altı dışavurmuş, içindeki twittere çıkmıştı...

Açıktan, FETÖ’cü hainlerin affedilmesini istiyordu...

Bundan daha vahimi; -hiç Allah korkusu duymadan-, “dinden, İslâm’dan referanslar” veriyordu!

Peki, bu “din tüccarı popülist”  yazar, İslâm’dan referans verirken, İslam’ın asilere, masûmları katledenlere karşı hükmünün ne olduğunu-en basiti “kısas”-bilmiyor olabilir miydi?

Elbette biliyordu, ama bu “işine” gelmiyordu...

Ama, aslında konu her yönüyle “siyasi” olduğu için, bu "oynar başlıklı" adam, hemen mevzuyu, “Allah affedenleri sever, Yusuf kardeşlerini afetti, Hamza’nın katilini Resulullah afetti” diye, bilerek FETÖ’ye diyet borcunu ödemeyi denedi... (Belki de FETÖ’nün yeniden “güç kazanmaya” başladığına dair koku almış, yeniden “FETÖ’ye yazılma hazırlığı yapıyordu, bilemiyoruz...)

Bundan daha vahimi ve iğrenç olanı ne olabilir?

Şu; Tepkiler gelmeye başlayınca “kıvırması...

Üstelik arsız ve pişkin bir şekilde; “Onu demedim, bunu dedim, bunu demedim şunu dedim, onu kastetmedim bunu kasttim...

Ne dediğin ortada Apo...

Hangi söz üzerine o zırvayı yazdığın ortada!

Bir kere utan, bir kere yüzün kızarsın, bir kere “kıvırmadan” sözünün-eyleminin arkasında  dur? Yok!

İslam temelli bütün “referans ve söylemleri işte burada yaptığı gibi; İşine gelen yerde işine gelen ölçüyü papağan gibi, kendi çıkarın için tekrarlamak...

Bundan daha vahimi; Bunun artık “İslâm” zannediliyor olması...

Böyle bir “insan” tipi yok, böyle bir “Müslüman” tipi yok, böyle bir “pazarlıkçılık” sadece İslâm’da değil hiç bir dinde yok... Ama bu cahil ve “kaypak sefaheti” kendi şahsında İslâm’a ve Müslümanlara bulaştıran kim derseniz, işte bu adamdır derim!

Adam bir kere olsun, adam gibi, söylediği sözün arkasında durmadı! Bir kere utanmadı, yüzü kızarmadı, işlediği haltlardan pişman olmadı, kimlerin zihnini bulandırdım, hangi masumların aklını karıştırdım, benim kusurum şu, yanlışım bu demedi! Arsızlık ve pişkinlik bu!

Şimdi; "Affetmek erdemdir, Allah affedenleri sever" diye bilerek, "kafaları karıştırmaya" çalışıyor...

Yaptığı bu: kafaları karıştırmak... Aslında her zaman yaptığı buydu... (Bunu, İslâmî ölçüleri, keyfine göre kullanarak yapıyordu tabii ki, şimdi yaptığı gibi...)

İşte söylediği söz ortada, neye binaen söylediği ortada, sözün bağlamı ortada...

Buna rağmen ne diyor? “Bunlar türkçe anlamıyorlar mı? Sözü nasıl çarptıyorlar...

Kim neyi çarpıtıyor Apo? Arsızlık, yüzsüzlük ve pişkinlik adamın mizacı, kişiliği, karakteri olmuş!

Ne çarpıtması, yazdığın orda duruyor...

FETÖ yarın biraz toparlansın, el öpmek için kuyruğun başına kalabalıkların üstünden atlayarak geçersin!

Peki bütün bunlardan sonra;

Bu arsız adam FETÖ’cü müdür? Değildir...

Bu adam, malzemesi “din” olan bir “tüccardır...” Bugün Ak Partili, Yarın CHP’li, öbürgün HDP’li olabilir; Paraya, piyasaya, rüzgara bakar!

Her durumuna da “Kur’ân’dan delil” getirebilir, ayet okuyabilir!

Bir zamanlar İslâmi çizgide siyaset üretmeye çalışan bizlere karşı, “kara siyasa”(!) teşbihi yapan bu “piyasa” adamlarının olanca “çapı” bu kadardır!

Sizin bu "çapla", bu çaptaki adamlarla  FETÖ'ye karşı "başarı kazanmanız mümkün mü?"

Soru budur....

Vesselâm...

Önceki ve Sonraki Yazılar