Siz niçin bu kadar kötüsünüz?

"Ben şimdi bunun neresini düzelteyim?.."

 

Adamın biri etrafındakilere 'kurban' meselesini şöyle anlatıyormuş: "Hazreti Musa Allah'a dua etmiş. 'Ya Rabbi, bana bir kız evlat bahşedersen onu sana kurban edeyim.' Bir zaman sonra Hazreti Musa'nın bir kızı olmuş, adını Ayşe koymuş. Çocuğun kurban edileceği zaman gelince Hazreti Musa bıçağı yavrucağın boynuna dayamış. Tam kesecekken Azrail gökten elinde bir keçiyle gelmiş…"

Hikâyenin tam bu noktasında dinleyenlerden biri dayanamamış ve şöyle demiş: 'Ben bunun neresini düzelteyim? Hazreti Musa değil Hazreti İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, keçi değil koç.'

Güzel ülkemin, güzel insanının kafasını karıştırmak için servis edilen bir organize kötülük hikayesi.

mustafa-akman-bir.jpg

Forest Lawn Mezarlığı Norfolk  Virginia’dayatmakta olan Dr. WHT Squires, aslında misyoner bir doktor. Hatıralarını anlattığı “Peregrine Papers: A Tale of Travel in the Orient 1923” adlı kitabı “Halep Hatıralarım 1917” olarak  servis edildi bugünlerde.

Neymiş efendim,

Güya Dr WHT Squires adlı hemşire şahit olmuş ki, Araplar Halep hastanesinde tedavi olmakta olan 3 tabur osmanlı yaralı  askerini yataklarında süngüden geçirmişler. Hemşire WHT üzüntüden ağlamış. Vah vah.

Hem de öldürürken tekbir getirmişler. Cık cık.

Kudüs İngilizin eline geçince de sevinmişler. Bak bak.

Osmanlı askerleri, ölürken çok cesurlarmış. Oh oh.

Amerikalı hemşire WHT, çok üzülmüş. Ne sevimli.

mustafa-akman-iki.jpg

(Yalanla süslenmiş görsel)

O yıllarda beklendiği üzere yıkılmış/yıkılmakta olan Osmanlı imparatorluğu ve yerine kurulan taze bir devlet Türkiye Cumhuriyeti, hristiyanların iştihasını kabartıyor ve 1300 yıllık rüya olan Müslümanların din değiştirmeleri ve Hristiyan olmaları isteniyor. Yüzlerce misyoner Osmanlı topraklarında görevlendiriliyor. Bu aşikâr.

Bunlardan biri de Dr W.H.T Squires. Yazmayı seven bir misyoner olan Squires, Peregrine Papers: A Tale of Travel in the Orient (1923) adlı kitabında bölgede geçirdiği günlerini anlatıyor. Kitabında Kudüs’ün İngilizlerin eline geçmesinden duygulandığını ve ağladığını ifade etmiş.

Başlığı okumakla yetinen, detaya bakmayan ve hatta inanmak istediği gibi gören insanlarımız, tam da bu noktada hedefe alınarak yukarıdaki görsel üretiliyor.

Düzeltelim.

Kadın değil erkek.

Hemşire değil doktor.

Üzüntüden değil sevincinden ağladı.

Kitap 1917 değil 1923 basımı.

Halep Hatıralarım değil, Doğu'da Bir Seyahat Masalı.

7 Ekim 1918 tarihinde Halep’te bulunan Mustafa Kemal’in payitahta telgraf çektiğini de belirtelim.

Halep Osmanlı hastanelerine bakalım.

Halep’te 2 askerî hastane ve 1 akıl hastanesi bulunduğu kayıtlardan görülüyor.

Gözden kaçırmış olabileceğimiz 1 hastaneyi de biz ilave edelim.

Toplamda 4 hastane.

Akıl hastanesi de yaralı bakımına ayrılmış olsun.

O dönemin en büyük hastaneleri İstanbul’da ve 150-200’er yataklı.

Hamidiye Halep Hastanesi’nin 50 yataklı olduğu kayıtlarda belirtilmiş.

İnsaflı olup yatak sayılarını 100’er olarak kabul edelim.

400 yatak eder. 400 adet de koridorda yatsın, ki savaş zamanlarında olabilir. Etti 800. Gerçek rakamları bulan bilen varsa beni düzeltsin.

Servis edilen görselde 3 tabur askerin tedavi görmekte olduğu belirtiliyor. 1 tabur 300-1300 askerden oluştuğuna göre, kaç askerin yatmakta olduğunu düşünmeliyiz?

Nereden tutarsanız elinizde kalıyor.

***

Siz niçin bu kadar kötüsünüz?

 

Dr. Mustafa Akman / Parantez Haber

Önceki ve Sonraki Yazılar