Abdulhamid Muhalifleri; Düşman Değil

Öncelikle ifade etmek isterim ki, Sn Çakırgil’i yakinen tanımam. Yazdıklarından anladığım tanıdığım kadariyle, devlet muhafazasında sırtımı dayayacağım, ahiret kaygusunda yan yana olacağım; millet mücadelesinde el ele vereceğim bir şahsiyet.

Her hangi biri ile yüzde yüz anlaşmak diye bir şey olamaz. Bakınız Asr ı saadet.

Fıtrî bir durum.

Febinaen ala zalik, Selahattin bey ile farklılıklarımız, insaniyetin gereği olmuş olacak bu durumda.

 

Pazar günlerinde dostlarıyla kurduğu sofrasında, bizi biz yapan değerlere temas etmiş. Fikrine kıymet verdiği bir okuyucusuna katılmakla birlikte, üslub ve metod açısından karşı çıkmış. Saygı duyarım.

Bu tarz ve gerekçe, sofrada bulunan bendenize de fikrini beyan etme hakkını vermiş oluyor.

II. Abdulhamid’in geçerli bir hatıratı yok. Onu, etrafının beyanından veya fiiliyatının tezahüründen tanıyabilirim. Bu nokta önemli. Kendisine saygı duyarım. Minnetdarım. Saygıda kusur edenle aynı sofrada bulunmak bana azab verir.

 

Hakan’ımız, yalnız biri idi. Devletinin bekası için kimseye güvenmemesi gerekiyordu sanırım. O kadar ki omuzunda hüzünlendiği zata anlattığı mevzuyu, Güneş Batmaz İmparatorluk’taki yankısından işitti.

Ne acı.

Ondandır istihbaratı kuvvetlendirdi. Orduya hakim olamadı. Donanma, saltanatı esnasında çürüdü.

İyi bir piyasa ve borsa adamı, devlet adamlığından anlamaz“ dedikleri Hakan, plan yapanların kabusu oldu. Yıllarca çabaladılar Osmanlıyı serebilmek için.

Kim di bunlar? Bunlar çoğunluk değildi.

31 Mart’ın kudretli paşasını başvekilliğe oturtmak yapılan hazırlıklardan biri olarak telgraf çekme etkinliği’ne 32 (otuz iki) kişi katılmıştı.

Ama etkindiler.

Daha da önemlisi, yanlarında bugün çok sevdiğimiz şahsiyetler de vardı. Sanırım hepsinin amacı başkaydı ona muhalefet için.

 

Bugün fikir ayrılığına düştüğüm Çakırgil gibi, o günün Osmanlı münevverleri de tek düze değildi.  Olamaz. Fıtrat müsaade etmez.

Çakırgil, Abdülhamid gibi düşünmeyenleri incelerken, Düşman sıfatını münasip görmüş.

Bendeniz Muhalif demeyi tercih ederdim.

Belki sert muhalif demek istemiştir. Bilemiyorum.

 

Çakırgil’in zikrettiği Mehmed ÂkifElmalılı HamdiMuhammed Şemseddin, Saîd Nursî ve Said Halim Paşa’ların, İttihat terakki gibi tıyniyetleri daha sonra aşikar olan tiplerle oturup kalkmışlıkları var. Düşman demek, biraz sert olmamış mı?

Hepsini tanımıyorum. Sanırım o ayrıntılı analiz yapmış. Geneli, özele mi teşmil etmiş?

 

“Emperial odakların uşaklarına tek kelime etmediler” sözünün, vebali de var.

Bu zatlardan Mehmet Akif’in Süleymaniye Kürsüsü’sü şiiri Çakırgil’i derinden yaralamış. Belli.

Nasıl da kadrini bilemedik” diye helallik istemiş oysa Akif.

Bediüzzaman’ın,

Hafif istibdadın şefkatli Sultanı” diye af dilemesini de kabule şayan görmemiş.

Olsun. Saygı duyarım.

Bediüzzaman, bir çok eserinde, bu manaya atıfta bulunuyor. Müslümanlara musallat olan emperial odaklara hadlerini bildirdiği gibi, hesabını ahirete bırakmamış görünüyor.

Zehirli okun isabet ettiği Elmalılı Hamdi, Bediüzzaman gibi hayatını Kur’an’a vakfederek, zımnî olarak helalliği hak etmiştir diye ümid ediyorum. Zira Emperial odakların uşaklarının en sevmediği işi icra etmiş. Hakan’ımız da hayatta olsaydı; Bana kafi derdi.

 

Ulu dağların künhü uzaklardan daha iyi müşahade edilebilir.

Dikenli çalıların teni acıtmasından olacak, eteklerinde bazı noktaları kaçırabiliriz.

İnsaflı olsak?

 

Ama az durun.

Çakırgil de bu manada, kaarisine sitem ederek;

“bana firavunların ağzıyla gelme” demiş.

Belki biz daha şiddetli muhalif olacaktık.

Düşman denilen değerlerimizin, Muhalif kalabilmeleri;

Bediüzzaman gibi, Akif gibi, hem vakitlice ve dahi lafzen,

Ve yine,

Bediüzzaman ve Elmalılı Hamdi gibi isimlerin fiilen hakkı teslim etmeleri benim için yeterli.

 

Kalemi kaldırılmış zatların hesaplaşmalarını Gün’ün sahibi’ne bırakmayı dileriz efendim.

Önceki ve Sonraki Yazılar