Mehmet Sadi Bayazıt

Mehmet Sadi Bayazıt

Ergüder Yoldaş nasıl kurtulur?


ERGÜDER YOLDAŞ NASIL KURTULUR   

mousa musa musiki musika muzika music müzik

                                                        /meleklerin dili/ 



 ergüder yoldaş ile yapılmış hayali bir röportajdır...

................

tüm zamanların ikindisi ustalığın vaktidir' 

                                              diye 

                                              sela okuyan müezzin, 

                                              imamın işe gelmediği bir günü seçmesinin kişisel bir şey olmadığına                                                      

yeminler ediyordu.


röportaj

 /İç çekmeler, esnemeler dahil, tasih edilmemiş bir kayıttır
 gerçek gibidir
 olmadı gerçeğe yakındır ama mutlaka kübiktir.


( Fonda sanki defteri divanımız şarkısı çalıyordu
sanıyorum anlıyorum
etraf peltek gece ıssızdı
unutulmak için terkedilmiş bir sedir üstünde,
barok muşamba sanatına cilve yapan asimetrik bir yaklaşımla dekore edilmiş, 
yavru ağız saray yavrusunun altında, 
sere serpe direnirken sızmıştı ustalardan biri. )


Sadi : 
Berlin de evlenirken düğün marşı niyetine çaldıydım bu şarkıyı biliyor musun abi.
Evlendirme memuru alman kadın bile ağlamıştı.
 Ben de,

'Niye ağlıyorsun?
Türkçe biliyor musun ki diye sordum.'
'Bu şarkıya ağlamak için ille de osmanlıca bilmek gerekmez mi demişti.'

 
Ergüder bey!
Yoldaş abi!

 (sessizlik)


Sen var ya alem bir adamsın ya!


Yani şimdi yıllar önce,
iki rakı şişesinden birine tuz
diğerine şeker koyup sulandırdıktan sonra, 
iple boynuna asıp,

bir eline birkaç patates, diğerine sarı bakkal defterini alarak,
laleli yokuşunu bir aşağı bir yukarı yalınayak halde koşmak ta neyin nesi be hocam?
Aynalı hamamın etrafında üç kere döndükten sonra, 
Brechtvari epik bir deneme yaptığını söylemişsin cümle aleme.

Delisin değil mi abi sen?
İnanmaya bu kadar hazır milyonlar yanılmış olamaz değil mi ? 

 Yoldaş Ergüder : Kim konuşuyor yav ?

Sadi :
 Uyuyor muydun!?
Aşk olsun ya! 
 Ben şimdi burada kendi kendime mi konuşuyorum?

Yoldaş Ergüder : Sen az önce bana deli mi dedin ?

Sadi : Demedim hocam! 
Sordum sadece.

Yoldaş Ergüder : Maymun severlerin, 
yaşlı ve nevrotik bir tanrıya olan imanlarını tazeleyecek hareketler yapma! 

Yoldaş Ergüder : Saat kaç?

Sadi : Hayli geç

Yoldaş Ergüder : Ne kadar geç?

Sadi : Çok geç!

Yoldaş Ergüder : Demek çok geç!
İyi, 
geç kalmak için iyi bir zamandayız demektir.
Şimdi şu sobayı yak ta ısınalım ibiş.

Sadi : Hangi sobayı? 


( resmen derme çatma sığınak. ne sobası be bro?)

Yoldaş Ergüder : Şu

 Sadi :  Kaloriferi açalım?

Yoldaş Ergüder : O da olur!

Şimdii ...
Plan yapalım, plan yapalım,

yaptım! 


Kalk bir çay yap,
 bi de sigara ver, 


hımm şimdi...

( Kolunda, ıssırıktan bile olsa bir saati yokken varmış gibi yapmak mı? 
Adamın her jesti epikti )


Bir saatin var.
 başla!

Sadi : Hepsini aynı anda nasıl yapa...

Yoldaş Ergüder : Hangi mecmua?

Sadi : Mec..? 
 haa
 ümmi dergisi

Yoldaş Ergüder : Bağımsız mı?

Sadi : Bağımlı

Yoldaş Ergüder : Neye?

Sadi : Özgürlüğe
bir de Gülsüm ismine

Yoldaş Ergüder : Evet

Sadi : Evet?

Yoldaş Ergüder : Bekliyorum sor?

Sadi : Tabi tabi.

Yoldaş Ergüder : Ancakk... 
Önce koyduğum kurallara uyacağına dair bir imza at şuraya.

Sadi : Nereye?

Yoldaş Ergüder : Şuraya

Sadi : Kese kağıdına mı?

Yoldaş Ergüder : Kese de olsa kağıt kağıttır?

(Sessizlik)

Yoldaş Ergüder : Ne yani,
sözünü vicdanının üstüne imza gibi atamayacak kadar korkak, 
bir kağıttan medet umacak kadar cesur bir dünyada yaşamış birine benzemiyor muyum yoksa?

Sadi : Bu dünyaya ait olmadığını söylüyorlar.

Yoldaş Ergüder : Bu laflara da hastayım ha!
ille öbür dünyaya yollayacak bir yol bulacaklar romantik klişe teresleri.

Sadi : Ben söyleyenlerin yalancısıyım abi

Yoldaş Ergüder : Tavuk mu yumurtayı ayartır, yumurtamı tavuğu?

Sadi : Nasıl?

Yoldaş Ergüder : Hadi hadi 
oku şu kuralları imzala 
bir an evvel de... 

Sadi : Okuyayım mı Neyi? 

Yoldaş Ergüder : Niyetimi...

Yoldaş Ergüder : Oku len!!

(Şimdi sadece benim sesim onun kuralları duyuluyordu, bir de denizin sesi, bir de baharın kokusu bir de kuşların uğultusu bir de...
/ Her yazıya lazım böyle betimlemeler. Adeta edebi bir hava katıyor. Adeta... )


 * ergüder kurallar *

 1- '' Bir sınır yoksa hiç sınır yokmuş''
2- Kural koyanınmış, seçim uyanınmış
3- Hadlerini aşanlara vize koymak, yedi ceddine bir sırrını açmaktan evlaymış.
4- Kimimizin haber, kimimizin haberci olacağını bir Allah bilir, 
bir de sivil evliyalardan hemşinli Rukiye nine.
6- Nasıl olsa kafamıza göre yazacağımızdan, bize, kafa yapıcı şeyler söyleyip, 
arkamızdan kıçınızla gülmeniz bizim için bir onur olacaktır Şansolyem. 
7- Neyle geldiysek onunla gideceğiz.
8- Amin.

Yoldaş Ergüder : Ne var ne bakıyorsun ibibik!
 Her sözleşme dua değil midir!

(Dünyanın bin bir türlü hali var dedim, ıslak ama sahte bir imza attım usulca)


Sadi : Artık soru sorabilir miyim?

Yoldaş Ergüder : Canını çok mu yakıyor?

Sadi : Nasıl?

Yoldaş Ergüder : Sorular...

Sadi : Yok o kadar değil de 
Merak diyelim.

Yoldaş Ergüder : Diyelim paşam!
Ya merakını gideremezsen ne yaparsın?

Sadi : Ne mi yaparım?
Ne yaparım..!?
Herhalde sirkeciye giden son vapuru kaçırmamaya çalışırım.

 
(Ustaca dilini konuşmayalı uzun zaman olmuştu. Ana dili gibi yasak değil en azından derken o başlamıştı bile konuşmaya )


Yoldaş Ergüder :

Klasik Türk müziği ve klasik batı müziğinin yapı taşlarını iyi bilirsen
Divan ve halk edebiyatının sözlü kültürünün, varoluşunun sebebi olan medeniyetinin temeli olduğunu fark edersen. 

Klasik Türk müziği ve halk müziğinin çeşitli makam, ritm ve enstrümanlarını yanı sıra,
batı müziği ritm, enstrüman ve tekniğini çeşitli ağırlıklarla kullanırsan

Bu güne kadar klasik Türk musikisi icrasında, kendinde var olduğu halde kullanmayan, bilhassa senkoplu düyek ritmi ağırlıklı olarak kullanırsan 

Dört oktavlık bir boşluğu doldurduğunu bilerek, yaylı partüsyonları etkin ve güçlü bir yumuşaklığı elde etmek için ağırlıklı olarak kullanırsan,
Bu kadar ara sesi olan bir müzik zenginliğiyle her fırsatta övünmek, batılı müzisyenlerin beğenileriyle avunmak yerine, fiyat ve satış değil anlam ve değer peşine düşersen. 

Batı gibi uluslaşma refleksiyle dünyada ki yerel müzikleri kendi müziğine düşman gibi görmez,
Müziği tüketim aracı gibi kullanıp yozlaştıran, batının çakması prematüre müzik anlayışları artık kulakların namusuna ilişmez,
Sonra ki müzisyen kuşaklara formül olacak bir müzik metodolojin, 
nur topu gibi bir yeni çağdaş bir müziğin olurdu vesselam.

Hem ironik hem de acı olan, 
 bütün bunların bir çoğu bu memlekette esnafça yapıldı 
ve bir çok hormonlu örnekleriyle arzı endam etti.

Sadi : Bütün meselen buydu değil mi abi?

Yoldaş Ergüder : Müzik denilen şeyin adını meleklerin perilerin dili koyarken ne düşünüyorlardı acaba? 


Sadi : Arabesk için kübik filan diyorsun ya picassoya atıf yaparak.
Böyle şeyler söyleyip açıklama getirmezsen cühelanın geviş getirmesine sebep oluyorsun.
Saçma sapan laflar eden kaçık konumuna düşüyorsun usta.
Sanat akımlarının sosoyolojik değişimlerle ortaya çıktığını sallamayan, 
kütüphane papağanı kitap yüklü eşekler için bu görüş, 
yalnızlıktan bunamış yaşlı bir adamın zırvaladır. 

Arabesk kim ki, picassoyla benzerlikler taşıyor denir.
Bu bakışla, 
sanat ve değişimleri hakkında bilgi sahibi olan ama ilgi sahibi olmayanları 
manipüle etmesi ne kolaydır bildin mi?

(Sanki bir an etrafımızda kolbastı oynayan iyi sıhattte olsunlar korosu hep bir ağızdan)

Ergüder nasıl kurtulur ? 
a) Fiyatı olursa
b) Değeri olursa
c) Acıklı bir hikayesi olursa
d) Asiye de kurtulursa

Yoldaş Ergüder : Bildim ibiş!
Müziğin insanların duygu ve düşüncelerini etkili bir biçimde harekete geçirdiğini farkeden egemen seçkinler, iktidar sahipleri... 
Tarih boyunca, hiçbir sanattan korkmamış müzikten korktuğu kadar. 
Hem korkmuş hem de yeri geldiğinde rejimini ve inançlarını sağlamlaştırmak için kullanmışlar.

Sadi : Hormonlu bir domatesi yemeye alışan bünye,
hormonlu müziklere de alışır mı?
Nasıl oldu da böyle oldu? 
Söylersen kim ipler?
Bir adaya düşmek, damdan düşmeye benzer mi?
'Issız bir adaya düşerse, yanına alacağı üç şeyin ne olduğunu merak edenlerin, ıssız kalma korkusu ne olsa beğenirsin? 

Yoldaş Ergüder : 
Osmanlı, batı da gelişen yeniden doğuş akımına karşı barok dönemi refleksi gösterip saray (kent) müziğiyle savunuyor ve avunuyordu. 
Batı da ise, 
biçim, form bakışından kurtulamayan ama birbirine tepki olarak gelişip özgürleşen sanat akımlarının etkisi sürüyordu.
Söz sanatının zirvesi olan doğu coğrafyasında ise,
etnik müzikler ve bilhassa Türk halk müziğinde, baskın sözlü kültür geleneği olması yüzünden, müzik sözün altını çizmek için vardı adeta. 
Ozan geleneği ile kuşaktan kuşağa gelişiyordu ama müzikal anlamda gelişmiyordu. 
Yakıldığında epik ve destansı olan bu anlatımları, 
çok sesli müzikle yorumlamanın ne kadar etki yapabileceği hakkında bir fikir yürütmüyorlardı.
Ozanlar müzikolog olup, devlet sanatçısı olarak ölmek için türkü yakmıyorlarsa bir bildikleri olmalıydı.

Yoldaş Egüder : Cumhuriyetle birlikte dinsel misyonu olan saray müziğine tepki olarak Neo klasik izler taşıyan klasik Türk müziği oluşuyordu. 
Dönemin Rus beşlerine benzer Türk beşler çıkıyordu devlet eliyle. 
Rus beşleri halkın tepkisinin dışa vurumuyken, Türk beşleri devlet politikası için, devlet desteğiyle var oldular.
Gerek Osmanlı barok dönemi gerek Cumhuriyet yeni klasik döneminde müziğin elit bir sınıfa ait olmasına, bununla birlikte halka ait olan Türk halk müziğinin de aktarma geleneğindeki titizlikten, çok sesliliğe evrilmemesinden ve tarihi eser muamelesine maruz bırakılması yüzünden...

(Birden sustu. Sessizlikte, uzaktan bir teknenin motor sesi duyuluyordu. 
Bir süre öylece oturduk.
Ses gittikçe azalmaya başlarken, )


Yoldaş Ergüder : Modernleşmenin zirveye çıktığı geçen yüzyıl boyunca,
Yerel halk müziklerini ve arabesk müziğin tüm yerel çağdaş örneklerini kendi kültürüne taşımamak için katı bir direnç gösteren batının ulusçu devletleri...
Sahip olduğu çok sesli klasik müziğini, 
müzesinin en pahalı yerine çoktan kaldırıp vip müşterilere hizmet veren icracı orkestrasyonlara dönüştürmüştü bile.


Buralar hep yokuştu, labirentler yoktu...


Radikal ve liberal stilleriyle, otoriteye karşı çıkan devrimci yeni müzik türleri ise, 

Dünyayı kusursuz yönetmek isteyen güç sahipleri için,

kapitalist labirentlere koydukları farelerin, labirentten çıkmak için takip ettikleri lezzetli peynirlerdi artık.

 

 

Sadi : Beatles' ı örnek vermiştin ya kıyamet koptu!

Yoldaş Ergüder : İnsanla müzik akrandır ibiş!
İnsan bir gün müzik duyamaz olursa çok şeyler kopacak ya
artık kıyamet mi olur...
Yani paşam, 
işte bu dönemlerde batıyı, 
uçurumdan atlasa bile takip etmeye kararlı egemen elitlerin, 
bünyede var olan, zengin klasik türk müziği makamları ile
divan ve sözlü halk halk edebiyatından beslenen çok sesli senfonik bir tarz üretmek akıllarından bile geçmiyordu.

Sadi : 
''Ne sentezi kardeşim! Çağdaş Türk müziği yapıyorum ben! '' 
 derken saksı olmadığını, bağırmadan söylemek nasıl bir his?

Yoldaş Ergüder : Boşluk vardı boşluk.
ille de batı batı diyorlarsa, 
bu boşluğu dolduracak şey, 
'Le Bateau-Lavoir' gören bir yerden Itri gibi bakan akıllı müzisyenlerin, 
çağdaş türk müziği için bir rekabet ortamında yapacaklarının en iyisini yapmaktı.
Ama nota okumayı iyi bilen Abdurrahman çelebiler, 
Unkapanı gören bir yerden çakma Beatles gibi baktıkları için, 
vahşi bir rekabet ortamında, zengin bir iyi niyetle, yapabileceklerinin en iyisini yaptılar.

Sadi : Sonuç 
Hıdırların ürünleri hormonlu çoğalıyor...
Gücü olan müşteriler, 
'yan etkilerinin hesabını' terapistlere,
olmayanlar karıları nın gözlerine, 
 karıları ise, telefonla katıldıkları programlarda, gözüne kestirdiğine soruyordu.

Yoldaş Ergüder : Yani genç Cumhuriyetin, 
dediğim dedik çaldığım sıkıyönetim sireni tutumunun yansımaları,
Osmanlıya ve kültürel mirasında en çok iz bırakan arap kültürü ve müziğine yürütülen düşmanlığın ters tepmesi.
Ve göçle birlikte boşluk, 
Türk halk müziği, Türk sanat müziği ve Arap müziğinden neşet eden bir sentez ile dolmuştu.
Bir minyatür sanatının adıyken bir müzik türünün lakabı oluyordu Arabesk!

Ne zaman kübik bir tavırla kendine has olmaya çalışmış, 
kübik adı kübistlere nasıl alaycı bir yatfa gibi takıldıysa
Arabesk diye lakaplar takılmış bu senteze. 

(bkz / sanat akımları tarihi – kübizm)
(bkz/ Uluslaşmaya çalışan biz beyaz Türklerin yurdunda, yoz arap müziğinden etkilenerek yapılmış, adına arabesk diyerek alay ettiğimiz yoz bir müziktir /koyu lacivertlerden Durali)


Sadi : Ve elbette devlet eliyle yasaklamak, bu tarzı hırçın ve kafasına göre takılan bir yere savurdu. 
Egemen elitlerin alayları ve aşağılamaları onu daha da yaygınlaştırdı.
Bazen dışa vurumcu, bazen piyasa işi ama mutlaka metaforlar ile anlatılan sözlü halk edebiyatına uygun bir stil çıkıyordu ortaya.
Yeni bir sentez müzik türü olarak, bağımsız karakteri ile kübist ama sanat akımlarında romantik dönemle örtüşür çok yanı var gibi değil mi Türk arabesk müziğinin?

(Ergüderin muhtemel kafa sesi...
Biri düşmüş üç dolgusu var.
Her iki tur da bir, diliyle kuruyan dudaklarını yalıyor ve üstüne kendi çalarken kendi de oynayabiliyor. İlginç!)


Sadi : Günümüzde, 
sömürü olduğu çok bağırmasından belli olan arabeskin çakma örnekleri, 
ilk orijinal örneklerine küfr eden bir tarzda bestelenmeye devam edecekler ve bir ara dönem kalıntısı olarak tıpkı rokoko dönemine benzer özelliklerle tarihteki nizami yerini alacaktır.

Arabeskin ilk örnekleri Ademe özenip,
'Hatasız Kul Olmaz' derken, 
son örnekleri, 
tüketimden ve hazdan pay istemeye kalkar 
'Ben de İsterem' 

der ve alır.
 
(Etrafımızda kolbastı yapan cin taifesi, konuşulan sanat akımlarının etkisiyle olsa gerek,
kolbastıyla kuğu gölünü nasıl sentezleyeceklerini tartışıyorlardı.
Kıçımızda uçuşan pirelerin el çırparak eşlik ettiklerini hayal meyal hatırlıyorum.
'Neyin kafası bu arkadaş' 
dalmadan önceki son sözümdü...)

...


Son vapuru kaçırsada, bir vapur daha bulunurmuş gitmek isteyene.
Gelecekten korkmaya devam eden birinin,
geriye dönecek bir yeri olması kadar aciz,
bir seçimi mantıklı yapacak kadar miskin,
bir ömre bedel hayat isteyecek kadar arzulu olması,
meleklerin diliyle anlatılabilir mi ergüder abi diye düşünürken, 
sesli düşünen garson 'çaay' dedi, üşenmedim aldım.

Önceki ve Sonraki Yazılar