Mehmet Sadi Bayazıt

Mehmet Sadi Bayazıt

“Bir cahil, çene zoruyla bir bilgeye üstün gelirse hayret edilmez."

mehmet-sadi-bayazit-foto-sirtinda-at-olan-adam-parantez-haber.jpg

Ata yadigarı ev üstüne, gökdelen dikmek gibi olur söz.

Yazının hakkı yazıyla ödenir.

Sözün neslinin tükendiği,

hiçbir avcının, hiçbir sığınağa kabul edilmeyeceği o gün,

herkes susacak, söz anlatacak bir bir.

 

Yıllardır gösteri dünyasının değişmez konusudur…

Alaylı ne, mektepli ne? Amatörlük nedir, profesyonellik ne işe yarar?

Hatta dünya gösteri sanatların için de yılların değişmez gevişidir bu.

Amatör: Bir işi para kazanmak amacı ile değil, oyalanmak, zaman öldürmek, hobi/zevk için yapan kimse.

Profesyonel : İşinin uzmanı, ustası olmak için eğitim alan,

işini kazanç sağlamak için yapan kimse.

Alaylı : İşini çekirdekten, sahadan öğrenen planlı bir eğitim almamış kimse.

Mektepli : İşinin eğitimini alan ve uzmanı olarak tescilenen kimse

Asırlar önce, kapitalizm denilen fırsatçı’nın, örümcek ağı gibi sarıp dev bir network olmadığı zamanlarda bu kavramlar yerli yerindeydi…

Sonra sapla saman birbirine karıştı, bir kavramın özelliğini diğeri arakladı…

Özelliği çalınan, kendini saygınlaştıracak özellikler icat etti…

Mesela işin uzmanı olmak denilen profesyonellik ile, işini hesapsız ve içtenlikle yapmak olan amatörlük nasıl hasım olur ki birbirine!

Hani eşyayı yerinden etmek zulümdü!

İki kavram da, bir elmanın iki yarısı kadar tatlı ve lezzetli işte.

Ruhsuz/amatörsüz de olmaz, işinin en iyisini, profesyonelce yapmadan da olmaz!

Amatörlükten, hobiyi çıkar, profesyonellikten parayı…

Paranın amaç olduğu profesyonelce bir işte, daha fazla kazanmak için malzemeden çalarsın!

Sanatı da böyle yaparsın, siyaseti de, binayı da,

Aşktan bile malzeme çalarsın!

Nasılsa amatörce yapıyorum, hobi yani, güzel olmasa da olur, adım hıdır elimden gelen budur!

Cehennemin yolları da iyi niyet taşlarıyla döşelidir! Ne malzeme çalmışlardır kim bilir!

Amatörlükten, hobiyi çıkar, profesyonellikten parayı…

Geriye açlıktan nefesi gül kokan, dillere destan bir usta kalır!

Bırak sen acıma ona! Onun ruhu tok, hissetmiyor artık açlık,

o böyle güzelleşiyor o böyle ustalaşıyor bir avuç gündüz, bir tutam karanlık!

Alaysız da, sahasız da olmaz, Mektepsiz de…

İlahi dülaizm! Her şey kuş gibi sanki iki kanatlı, yoksa uçamıyoruz!

 

Teori ve pratik…

 

Hem işini profesyonelce iyi öğrenip usta olacaksın, hem de iyi kalpli bir amatör gibi, hesapsız ve samimi bir heyecanla yapacaksın!

Peki neden o halde profesyoneller yeteneklerinin fahişesi…

İnsan öldürmeye benzer bir adrenalinle vakit öldürürler amatörler!

 

Kur’an işte…

Tüm zamanların en muazzam mektebi! Muallimi “El Alim” olan bir Allah!

Çağında, mürekkep erbabı olmayan, Alemlere Rahmet olmaya aday, muhteşem ahlaka sahip alaylı bir talebe.

Nasıl iyi olacağını hayatında,sahada eğitimsiz öğrenmiş, alaylı ve amatör bir talebeye,

İyi olmak yetmez, duran su kokar, nehir gibi akmalı insan” diye,

iyi kalmanın yollarını, mucize bir kitapla, profesyonelce talim ve terbiye ettiren Alemlerin Rabbi…

Zenginliği mal da arayan mallar’ın pek işine gelmeyen bir yolla;

Talebesine cömert olmasını, bu öğrendiklerini ashabına da öğretmesini, Ahirete götürülebilecek yegane altın kesesinin bu olduğunu;

bu yüzden kullarının da zengin olması için bilgisini paylaşan cömert Bir El Ganiyy

Eğitimin temeli, Usta-Çırak ilişkisi bu değilse nedir!

Hiç bir öğrencisini, çırak görmeyen, öğrencisine kalben de fiziken de mesafeli duran, kürsüden buyurgan, edilgen olmasını istediği talebeyi, kafasına vura vura eğitmek mi dediniz?

Çok profösör gördüm sizi, çok rektör!

Ne kadar dekansınız öyle aşkolsun!

Eğitim Şart!

80 senelik mottomuz, 80 senelik hikayemiz, öyle saf öyle temiz!

Yine dünyanın rengine kandık, amaçları araç, araçları amaç yaptık!

Neydi ki eğitimin amacı? Cehaleti yok etmek!

Etmiyor ama!

Eşeklik baki kalıyor hep, ne yapacağız!

Yeni semerler dikelim yeni bir seferberlikle öyleyse!

Gösteri sanatlarında, işin içinden çıkamadığımız da,

İşini profesyonelce ama amatör ruhla yapacaksın diye bir fetvayla çözeceğimizi sandık!

Bu tavsiyeden hiç kimse amatörlüğü seçmiyordu ki,

Herkes profesyonel olmak istiyordu!

Amatörlük aç kalmaktı, iş hobiye evrildi de namusu kurtuldu!

Elletti ama vermedi!

Profesyonellik , işinin uzmanı olmaktan çok, işinin tellalı olmaya yürüdü…

Amatör heyecan mı dediniz!

Karnı fazla doyunca insanın, heyecanları da değişti!

Biz dünyayı çok sevdik, ölüm bize uzak olsun” diyen birine, “dünyayı elinin tersiyle itebilir misin” diye sormak ne abes bir soru olurdu!

Bu insan öğüten kapitalist network için de, bu değişime direnecek olan şey, gurbeti gurbet bilen, ne aşağılayan ne öven, hiç görmediği sılasını gizli gizli özleyen bir imandı!

 

Diyordu ya Salih bir Mirzabeyoğlu

“Ağlamak, o da ne! Gözler mi değişti,

Değişen biz miyiz sözler mi değişti,

Taş erirmiş derler bir mişli zaman da,

Aşk uçtu, söz kaldı, dünya değişti…”

 

Amatörlük, profesyonellik, alaylı olmak, mektepli olmak, sadece gösteri sanatlarının sorunu değil ki,

Maalesef siyaset kadar hayati olmuyor sanat!

Ben ümmiyim efendim, 4 yaşında öğrendim okuma yazmayı kendi kendime,

O günden beri, kendi kendime yapıyorum her şeyi…

Kendimle konuşuyorum mesela, birbirimizi yargılamadan anlayarak, severek, döverek yaşıyoruz işte.

Şizofren olmak için şartlar olgunlaşmış yani…

Nasıl kendi dolmamı kendim doldurabiliyorsam,

kendi kendime doldururum içini kavramların, sonra bakarım sözlüğe…

Ne zaman çıkmış ilk defa ortaya siyaset, bilmem öyle at meydanı filan,

İzler, anlar, yaşar ve tanımlarım,

İnsanlar, kalabalık halde yaşamaya başladığı günden beri,

birbirlerine üstünlük taslamasınlar, birbirlerinin hakkına geçmesinler, birbirlerini boğazlamadan bir arada yaşamanın yollarını arasınlar diye icat edilmek zorunda kalınmış bir münazara ve müzakeredir siyaset…

Hukuksal bir tanım olsa da bu, bu yöntemi uygulamak hukukun altından kalkacağı bir mücadele değil!

Ucunda idam edilmek var çünkü,

İdam kararı verenlere göre değil yani…

Batı da Rönesansla icat edilmedi bu ideal ve anlayış, ya da parlementer meclis ortaya çıktığında…

Medeniyetler ortaya çıktığı zaman da böyleydi bu, şimdi de böyle olsaydı keşke!

Yine sapla saman karışmış birbirine mübarek profösörüm dekanım?

Ne öğretiyorsunuz siz üniversiteler de, ben bilmem, ümmiyim?

İçimde ukde kaldı da, hiç diploma sallayamadım şöyle yükseklerden,

"cahil halka"!

“Mesele sadece gezi parkı değil, sen hala anlamadın mı’’ dersiniz ne zaman?

Henüz 15 yaşında bir “Temmuz”un , “Mesele darbe değil işgal! sen hala anlamadın mı?” okçuları olarak gelmek istiyoruz da!..

Siyasetin profesyonellerini gördünüz 80 sene de,

Yani sözlükteki tanıma göre olan siyasetçileri…

"Dolgun maaş, dolgun kadınlar, olgunlaşmış darbeler için yapmayacağımız puştluk yok’’ uzmanlığı hani…

Her şeyi ama her şeyi, emek vermeden, kolay yoldan elde etmek isteyenlerin kısa yoldan köşeyi dönmek isteyenlerin fetvası bu!

Ölüm korkusunu unutmak için içmek, bastırmak için nefret etmek, nefretinizi diri tutmak için harlamak, harlamak için küfretmek; değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez farz'larınızdandır!

Amacınıza ulaşmak için farz'larınızdan vazgeçmek, en sevdiğiniz tarz'larınızdandır artık biliyoruz her birimiz!

Sosyalist gösterip, kapitalist yaşayan, gözü yükseklerde olan bir muhalefette olabilirsin!

Dünyevi gösterip, Ahiret’lik yaşayan, “gözü yükseklerde” olan bir iktidar da.

Seçim senin, yüksek seçim kurulunun değil…

Ne kadar büyük bir sevinçle demişse şair bir Behçet,

Ne ki parayla satın alınmaz, biz onun peşindeyiz!

İşinin ustası olacak kadar profesyonelce

ve sevmenin, sevilmenin parayla satın alamayacağı kadar fedakarca/amatörce yapmak,

Ancak uzun yola çıkmaya hüküm giymiş uzun bir Adamın yapacağı iştir…

İşte bu, kavramları tongaya getirilmiş bir milletin fetvasıdır!

Sayın frofösektörüm, reaktörüm yan dekanım…

3 üniversiteden sıkılıp son senesinde bırakmış, ama dişinin kovuğuna yetmemiş, hayatı "el"den değil, "El Alim"den öğrenmiş birinin sözleriyle ve üç evetle yolluyoruz sizi…

Bir cahil, çene zoruyla bir bilgeye üstün gelirse hayret edilmez.

Çünkü taştır, bir inciyi kırmaktadır” (Fatih Özbey)

 

Mehmet Sadi Bayazıt / Parantez Haber

Önceki ve Sonraki Yazılar