Yahudi Dükkânındaki Besmele Tabelası

Yahudilerin ticaretteki mahareti malumdur…

Bugün dünyada ekonomiyi, kısacası parayı Yahudi’nin yönettiğini bilmeyen yoktur.

Yahudiler, Osmanlı döneminde de ticarette söz sahibi idiler.

Onların ticarette bu denli etkili olmalarının sebeplerinden biri “Yahudi dükkânındaki besmele” deyimi ile dile getirilir.

Peki, bunun anlamı ve içeriği nedir diye soracaksınız…

Bu soruyu sorduğunuzu düşünerek cevaplayalım.

Müslüman beldelerde ticaret yapan Yahudiler, ticaretlerini rahatça yapabilmek, müşteri kazanabilmek için dükkânlarının girişine, herkes tarafından rahatça görülebilecek bir yerde “Besmele” yazılı bir tabela asarlardı. Bu “besmele” ile gerçek kimliklerini saklayıp müşterilere kendilerinden olduğu imajını verirlerdi.

Bunun belki akıllıca bir yöntem olduğu düşünülebilir ama ahlâkî bir yöntem olmadığı kesindir.

Bu durum günümüzde artık deyim olarak kullanılmaktadır. Ama toplumumuzda bu deyimin fazlasıyla muhatabı bulunmaktadır.

Halkın tamamına yakını Müslüman olan ülkemizde Yahudi besmelesi hiç eksik olmuyor.

Ömrünü başörtü ve başörtülülerle savaşmakla geçiren STK’nın, sırf Müslümanları ağlarına düşürebilmek için yönetici kadrosuna “başörtülü” kadın seçmesi, Yahudi besmelesinden ne farkı vardır?

Tarihinde camileri at ambarına çevirmekle ün kazanan STK’nın temsilcileri, seçimden önce camilerde boy gösterip, sonrasında cami sokağından dahi geçmemeleri Yahudi besmelesini bize hatırlatmıyor mu?

Geçmişte, camilerde dahi Kur’an-ı Kerim okunmasını ve öğretilmesini yasaklayan STK zihniyetinin, hedeflerine ulaşabilecek desteği milletten alabilmek için camilerde diz çöküp Kur’an okuduklarını görmek Yahudi besmelesi konusuyla örtüşmüyor mu?

Yahudi besmelesini bize hatırlatacak birçok örnek sıralamak mümkündür…

Mesele, besmeleyi işyerinin girişine asan kişinin Yahudi olduğunu anlayıp, amacının o besmeleyle Müslümanı kandırmak olduğunun idrakine varabilmektir!

Yahudi o besmeleyle Osmanlı ekonomisini istediği şekilde yönetti. Sonunda da elde ettikleri ekonomik güçle Osmanlı’nın canına okudular. Cennetmekân Abdülhamid Han’ın azledildiğini kendisine haber veren heyetin içinde Selanik Mebusu Yahudi Emanuel Karaso da bulunmaktaydı!

Yahudi’nin besmelesine kanıp Osmanlı ekonominin elden gittiğinin bilincini taşımazsak, bugün aynı taktiği uygulayan farklı versiyonlardaki yapıların kurmuş oldukları oyunun da farkına varamayız. Ve Osmanlı ile aynı akıbeti yaşayabiliriz.

Ne yazık ki genç nesil bunun farkında değildir. Bu sebeple, yetişkinlerin ve pirî fanilerin, geçmişin kirli olaylarını yeni nesle geniş geniş anlatmaları gerekir.

İslâmî değerlere saldırganlığıyla bilinen STK’nın temsilcileri geçmiş dönemlerde, alan çalışması yapmak için Trabzon’un bir köyüne giderler. Çeşme başında güğümlerini doldurmak için uğraşan nineye selam verir ve hal hatırını sorarlar. Ardından, yardım etme düşüncesiyle, dolan güğümleri alıp ninenin evine götürürler.

Nine bu davranıştan mutlu olmuştur.

Bu sırada tanışma faslı oluşur. Gelen heyet, mensup oldukları STK’nın ismini söyleyip istek ve desteklerini sunarlar.

Ancak gelen kişilerin zihniyetini çok iyi bilen nine onlara:

“-Evladım! Kim olduğunuzu bana başta niçin söylemediniz? Ben bu sularla abdest alacağım” cevabını verir.

Nine bu sözüyle “sizin taşıdığınız suyla abdest alınmaz” mesajını vermiştir..

Bu olayın, özellikle gençler tarafından mübalağalı olduğu düşünülebilir. Ama yakın geçmişte yapılanlar araştırıldığında hiç de abartı olmadığı anlaşılır.

Mevzubahis zihniyetin, bu ülkede minarelerden 18 yıl boyunca ezanı susturduğunu hatırlatırsak sanırım meramımızı anlatmış oluruz.

Müslüman bir delikten iki kez ısırılmaz.

Karşılığında büyük bedeller ödediği hatasını tekrar etmez.

İçerisine akreplerin, yılanların, vampirlerin doldurulduğu dükkânın vitrinindeki muhabbet kuşuna aldanmaaz…

Yahudi dükkânındaki besmeleye aldanırsak, Ayasofya Kebir Camii Şerif’in ibadete açılması için 86 yıl değil, korkarım 186 yıl daha beklemek zorunda kalırız.

Önceki ve Sonraki Yazılar