Türkiye’de STK’lar ve Diyanette Sendikacılık

Günümüz dünyasında STK (Sivil Toplum Kuruluşları)’lar devlet ve toplumların şekillenmesinde çok önemli bir rol üstlenmişlerdir.

Devletlerin yönetilmesinde, devletlerin içten çökertilmesinde, hükümetlerin kurulup dağıtılmasında, sosyal ortamın oluşmasında, sosyal, siyasi veya ekonomik üstünlük kurma mücadelesinde, kültür ve örfün tanıtılıp yaşatılmasında, akrabalık bağlarının canlı kalmasında, sorunların çözümü ve sıkıntıların giderilmesinde, kısaca insanın bulunduğu her ortamda STK’ların varlığını ve etkisini görmek mümkündür.

Sosyal hayatın her alanında olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığın’da da STK’lar yer almış ve ziyadesiyle rağbet görmüşlerdir. Öyle ki kurumda yirminin üzerinde sendika yer bulmuş ve kurumdaki görevlilerin tamamına yakını bu sendikalardan birine üye olmuştur.

Diyanetteki sendikacılığın diğer sendikalardan farklı olması gerekir ve farklılık da arz etmektedir.

Farklılık dediğimiz şey, üyelerinin özlük haklarını arama mücadelesi yanında Türk İslam kültürüne olumlu manada katkı sağlama disiplindir. Kurumda bulunan tüm sendikaların bunun mücadelesini verdiğini söyleyebiliriz.

Ancak, zaman zaman sendikal çekişmeler dolayısıyla oluşan kaba, öteleyici, tehditkâr dil, ihtiras ve şahsî menfaatler peşinde koşma bizi ciddi anlamda düşündürmektedir.

Diyanette sendikacılık yaparken ilk önce Din Görevlisi olunduğu bilinci taşınmalı, sonrasında sendikal kimlik ileri sürülmelidir.

Sayılarının çokluğu ile eleştirilen bu sendikalar kurumun, devletin, ümmetin sorun ve sıkıntılarının mevzubahis olduğu durumlarda tereddüt etmeden bir araya gelebilmelidir.

Şahsi görüşüm;

Sendikal kimlik, kurum kimliği üzerine çıkarılmamalıdır.

Sendikal çıkar ve tartışmalar, görevliler arasında ayrıştırıcı unsur boyutuna ulaşmamalıdır.

Sendikal aidiyet görevliler arasındaki muhabbeti eksiltmemelidir.

Sendikal hırs yalan konuşmaya, yalan şahitliğe veya iftiraya sürüklememelidir.

Sendikal yarış namertliğe, mesai arkadaşını arkadan hançerlemeye sevk etmemelidir.

Birkaç üye elde edebilmek için diğer sendika veya sendikacılara FETÖ’cü yaftası vurmak, senin tayin işini onlar yapamaz biz yaparız, amirler bizim dediğimizi yapıyor biz güçlüyüz vb. Söylem ve şantajlarla yapılan sendikacılık kurum ve personelin itibar ve ağırlığını ayaklar altına almaktadır. Bu yapı ve düşünceye sahip kişilerin kronik karakter hastalığı vardır. Bunlar bu davranışlarıyla kurum, STK ve görevlilere yapabilecekleri en büyük yanlışı yapmakta, verebilecekleri en büyük zararı vermektedirler.

Kurumda idareci konumunda  bulunanlar sendikal duruşta tarafsız ve adil olmalıdır. Eyyamcılık yapıp güçlü olandan yana pozisyon almamaları gerekir. İdarecilerin taraf tutması suçtur ve taraf tuttuğu tespit edildiğinde idareci memuriyetten ihraç edebilecek kadar ciddi bir durumdur.

İdarecinin adaletten saparak güçlü olanlar lehine taraf olması insanî ve ahlâkî bir davranış da değildir. Tarafgirlik sebebiyle itibar kaybına uğrarlar ve güven kaybederler.

STK’lar ihmal edilebilecek örgütler değildir. Bu alanı ihmal edenler baskıcı zihniyet ve oluşumların oyuncağı haline gelirler.

Bu sebeple Diyanet İşleri Başkanlığı’nda kurulmuş olan sendika yetkililerinin bunun farkında olup üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirme mecburiyetleri vardır. Bu kurumda sendikal faaliyet, kişisel çıkar ve hırs üzerinden inşa edilirse, geçmişte şahit olduğumuz “Beşli Çete” benzeri oluşumların yemi olurlar.

Peki, şu anki durum hangi pozisyondadır?

İşte bunun cevabı cidden zordur...

Sendikanın tüm kademelerinde yer almış ve sendikal faaliyetler sebebiyle mahkemelik olmuş, bu davada hukukun ve ahlâkî yapının ayaklar alındığını görmüş, iğrenç iftira ve haksız suçlamalara hedef olmuş ve mahkemeyi de kazanmış biri olarak çok karmaşık bir kavşakta bulunduğumuzu ve yolumuzun uzun ve yorucu olduğunu söyleyebilirim.

Böyle karamsar bir ortamın oluşmasının sebebi elbette merak edilir! Bu durumu biraz kaçamak da olsa şu şekilde cevaplayabiliriz: “Meyvesiz ağaç taşlanmaz. Şeytan, meyvesi bol olan ağacı hedefine koymuştur.” Tabi bu düşünce, sorumluluktan kaçmanın yolunu açmaz bize...

İslâmî ve ahlâkî değerler temeli üzerinde, kişisel rant hesabı yapmadan, sendikal dava değil İslâmî dava söylemiyle yarış yapmak suretiyle olumsuzlukları bertaraf edip menzile sağlıklı bir şekilde ulaşabiliriz... Yoksa ağlanacak hale geliriz ama ağlayanımız olmaz!

Diyanet ve sendika kavramları birlikte zikredildiğinde, İmam Hatiplik makamını avukatlığa tercih edip Diyanet İşleri Başkanlığı’nda sendikacılığı örgütleyen  merhum Ahmet Yıldız’ı ve STK’larda örgütlenmeyi tavsiye edip önderlik yapan merhum Necmettin Erbakan hocamızı rahmet ve minnetle anmamak vefasızlık olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar