Sosyal Medyaya Hebâ Edilen “Mahremiyet”

Mahremiyet konusu; Yüce Allah tarafından insan fıtratına yerleştirilen, tüm semavî inançlarda ve de özellikle İslam medeniyetinde var olan önemli bir ilkedir.

Arapça’da, “yasaklanan, hürmet edilmesi gereken şey” anlamına gelen “haram” kelimesinden türeyen mahremiyet kavramı, “herkesçe bilinmemesi gerekli olan durum,bir şeyin gizli hali (mahrem), belli şartlar dışında içine müdahil olunamayan husus, saygı duyulankonu”gibi anlamları da içermektedir.

İslam hukukunda ise mahremiyet, “kapsamı ve sınırları Allah Tealâ tarafından çizilen,hukukîve ahlakîyaptırımlarla başkalarından korunan yaşam alanı” olarak tanımlanmıştır.

Mahremiyetin dikkat çekicitanımlarından bir tanesi, Psikolog IrvınAltman tarafından yapılmıştır. Altman mahremiyeti, “Bir kimsenin kendisine veya grubuna ulaşma gayreti üzerindeki seçici kontrolüdür” diye tanımlamıştır.

Mahremiyet, en temel insan hakkıdır.Dini, dili, cinsiyeti veya makamı ne olursa olsun herkesin sahip olduğu bir haktır.

Mahremiyet, başkasına ait olan sınırların korunmasıdır.

Mahremiyet, kişiye kendisinin özel ve kıymetli olduğunu öğreten bir değerdir.

Mahremiyet, insan özgürlüğünün bir parçasıdır.

Mahremiyeti göz ardı etmek ise, insan saygınlığını zedeleyen tüm etkenleri yok etmekle eşdeğerdir.

Çağımızda, özellikle de sosyal medyada mahremiyet kişisel çıkar elde etme, reyting kazanma veya ego tatmini uğruna ciddi ihlallere uğramaktadır.

Bu bağlamda;

Çaresiz bir vaziyette hasta yatağında yatmakta olan veya ameliyatlı bir şekilde,  yaraları görünür vaziyette olanbir kimsenin görüntülerinin paylaşımı,hasta mahremiyetini ihlâldir. Sırf daha fazla beğeni toplayabilmek için bu tür paylaşımların yapılması, aslında paylaşımı yapan kişilerin acziyetinide göstermektedir.

Aynı şekilde, her ne amaçla olursa olsunölenin naaşıylaözçekim yapmak veya bedenini ifşa eden fotoğraf paylaşmak, haber bahanesiyle ölülerin cesetlerini sergilemekde mahremiyeti yok sayan bir davranıştır.

Günümüzde sık sık ihlal edilen mahremiyetlerden bir tanesi de,  kadın mahremiyetidir. Bizim inancımızda ve kültürümüzde kadın, önemli ve saygın bir konumdadır.  Rant elde etmek veya çıkar sağlamak için kadının bedenini ön plana çıkarmak, onu reklam aracı yapmak, kadın mahremiyetine saygısızlıktır. Kadınla hiçbir bağlantısı olmayan reklamlarda kadınların ön plana çıkarılması bu bağlamda değerlendirilebilir. Aynı zamanda, sosyal medyada kadın fotoğraflarının paylaşılması, kendilerinden habersiz bir şekilde foto veya videolarının afişe edilmesi,  kadın mahremiyetine müdahaledir.

Hamilelik durumunun fotolarla veya benzeri görüntülerle paylaşılması da bu kapsamda değerlendirilebilir.

Çocukların sosyal medyada malzeme haline getirilmesi de çocuk mahremiyetine müdahaledir. Çocuklar masumdur, masumiyetleri muhafaza edilmeli, mahremiyet sınırlarına müdahale edilmemelidir.

Diğer bir husus da beden mahremiyetidir. Yanitesettüre bürünmek, dilin ve gözün kontrol altına alınması bu türden bir mahremiyeti ifade etmektedir. Beden mahremiyeti ile İslam, insanın saygınlığını ve nefsini koruma altına almayı hedeflemiştir. Yakın bir zamana kadar sıkı sıkıya kapalı olan kapılar, gelişen teknoloji ve cazip hale getirilen sosyal medya vasıtasıyla açılarak, beden mahremiyeti bu furyaya teslim olma zorunda bırakılmıştır.

Ev, özel hayatın sınırlarını çevreleyen fiziki bir yapıdır. Bu yapıyı anlamlı hale getiren ise ailedir. Ailedeki özel hallerin ev sınırları dışına taşınması, dışarıdan evin içine müdahale edilmesi ev ve aile mahremiyetini ihlaldir. Özel olan ve aile dışına taşmaması gereken birçok konu veya görüntü sosyal medya kanalıyla dışa aktarılmakta, bu veriler zaman zaman kötü niyet taşıyan kişilerin ellerine geçmekte, yine sosyal medyada kötü emeller için kullanılmaktadır.

Sosyal medya aktörlerinden biri olan Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg “mahremiyet artık bir değer  değildir; zira insanlar sosyal medya aracılığıyla  daha çok ve çeşitli bilgiyi paylaşmakla kalmıyorlar, aynı zamanda daha çok insanla ve daha açık bir şekilde her türlü şeyi paylaşıyorlar” ifadesiyle, mahremiyetin mahremine insanların duyarsızlaştığını haber vermektedir.

Zuckerberg’in, kendisiyle yapılan bir söyleşide, “sıradan insanların, kendileriyle ilgili olarak daha fazla mahrem bilgiyi paylaşmaya hevesli olduklarını” söylemesi,mahremiyeti önemsemeyen kişilerin aynı zamanda kişilik kalitesinden yoksun olduklarına işaret etmektedir.

Bireyler, kişilik kalitesine bakmaksızın takip ettikleri,  ilgi duydukları kişilerden etkilenerek mahremiyet sınırlarını her geçen gün daha da daraltmakta ve bunu aslında gönüllü olarak yapmaktadırlar.

Ne yazık ki; kendini göstermekompleksi, beğenilme arzusu, takip edilme hastalığı veya kendisini ispat edebilme hırsı uğruna sosyal medyada mahremiyet ayaklar altına alınmaktadır. Bireyler, başkalarının mahremi hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilmek için bazen kendi mahreminden daha fazlasını feda edebilmektedirler.

Tüm bu saydıklarımızı sosyal medya mahremiyeti altında toplayabiliriz. Yakın bir zamanda doğan ama çok hızlı büyüyen ve sınırları bulunmayan sosyal medyada mahremiyet bilinci oluşturmak, kültürümüzün ve değerlerimizin yaşatılabilmesi için gereklilik arz etmektedir. Mahremiyette meydana gelen bozulmanın hızı devam ederse, bugün olmazsa olmaz diye düşündüğümüz “harem”ler bir kuşak sonra sıradan alışkanlıklar haline gelecektir...

Unutmamalıyız ki; harem olan, hürmete değer olan insan, değerini “mahremiyet”e sadık kalarak koruyacaktır.

Mehmet Kumaş

Önceki ve Sonraki Yazılar