Sinsi örgüt; Misyonerlik -III-

Yazımızın bundan önceki iki bölümünde misyonerlerin çok geniş bir alanda ve sinsi bir şekilde harıl harıl çalıştıklarını yazmıştık. 

Başta şunu ifade etmekte fayda vardır. Herkes inandığı doğruları anlatır ve anlatmalıdır. Bizim eleştirimizin temelinde misyonerlerin inanç ve düşüncelerini anlatmaları değil, izledikleri yolun sinsi ve kahpece oluşu yatmaktadır. 

Bu noktada Müslümanların, sinsi örgütün hile, tuzak ve saldırılarına nasıl bir tavır takınacağı önem arz etmektedir. 

Peki, neler yapılabilir?

1- En başta her Müslüman İslam dinini en güzel şekilde öğrenmelidir. Bu eğitim ve bilgilendirme aileden başlamalı, eğitim-öğretim hayatı boyunca misyonerlik akımının yanlışları, amaç ve hedefleri sistematik bir şekilde öğretilmelidir. Kendi dinini öğrenmeyen bireylerin karşı taraftan gelecek olan her hamleye mağlup olmaları kaçınılmazdır.

2- Kaynağını İslam’dan alan kültürümüz, özellikle gençler tarafından öğrenilmeli ve benimsenmelidir. 

3- Yapılan propagandaların önemli bir çoğunluğu sosyal medya aracılığıyla meydana gelmektedir. Bu alan boş bırakılmamalı, ikna edici, etkileyici materyallerle gençlerin zihinleri temiz ve canlı tutulmalıdır.

4- Misyonerlerin faaliyetleri, insanları etkileme yolları, zehirli düşünceleri konusunda TV programları hazırlanmalı, basılı eserlerle bu programlara destek sağlanmalıdır.

5- Camiler, cami avluları, cami alanları, cami kubbe gölgeleri, gençlerin ve yeni neslin dikkatini çekecek şekilde inşa ve imar edilmelidir. Cami alanına giren her bir genç, bu alanda oluşturulan maddi ve manevi ahenkle cezp edilmelidir. Kütüphane, çay ve kahve salonu, meşru oyunların oynandığı bölümler, kültür ve sanat etkinliklerinin yapıldığı kısımlar oluşturulmalıdır. Bunları yaparken Din Görevlilerinin öncülük yapması elzemdir. Ama Müslümanların da bu çalışmayı sahiplenmesi şarttır.

6- Misyonerlerin kullandığı tatlı dilin yapmacık bir davranıştan öte olmadığı, bu dille İslam toplumunun arasına zehrin sokulma düşüncesi yattığı, dünyayı dizayn etmek isteyen güçlerin değirmenine su taşıdığı ve bu örgütün Türkiye dışından kontrol edilip yönlendirildiği beyinlere nakşedilmelidir. 

7- Sadece Türkiye’de değil, tüm bölgelerde görevlendirilmek üzere Misyonerlik faaliyetlerini minimize edebilecek donanıma sahip görevliler yetiştirilmelidir. Yazılı ve görsel yayınlarla bu görevliler desteklenmelidir. Bu yayınlar yaygın kullanılan dillere çevrilmelidir.

8- Misyonerlerin ağına düşmüş, kirli propagandalarına mağlup olmuş kişilerin de tespit edilip kırmadan, incitmeden, yeniden gönülleri fethedilerek misyonerlik çalışmalarının asıl amacı onlara anlatılmalıdır. Nitekim özellikle Afrika’da Muhammed ismini taşıyan rahipler bulunmaktadır. Bu ve benzeri ismi taşıyan rahipler, misyonerlik faaliyeti sonucu dinini değiştirip Hıristiyan olmuş, ancak psikolojik baskı kurmak ve üstün olduğu imajını vermek için ismini değiştirme gereği duymamıştır.

9- Batılı devletlerin desteği ve misyonerlerin çalışmasıyla tüm dünyanın kafasına yerleştirilmiş olan, “İslam dini terör üretiyor, Müslüman teröristtir” algısının bertaraf edilmesi için ciddi çalışmaların yapılması gereklidir. 

Almanya’daki bir cami dernek yetkilisi dostumun bana anlattığı çok ilginç bir olay vardır. Alman aile, aile dostluğu bulunan bu cami dernek başkanının misafiri olarak camiyi ziyarete gelir ve camiyi dolaşır. Cami, minber ve mihrabıyla, misafirhane ve kütüphanesiyle Alman ailenin tam beğenisini kazanır. Ancak aile camiyi tam terk edeceği sırada cami dernek başkanına şu soruyu sorar: “Her şey çok güzel de silahları nereye saklıyorsunuz?” Batı’nın, Batılının, hatta birçok Müslüman’ın sahip olduğu bu düşünce yapısının değiştirilmesi için geniş ve etkili bir çalışma sisteminin faaliyete geçmesi gereklidir.

10- Misyonerlerin kirli propagandalarına mağlup olan gençlerimizin önemli bir kesiminde aşağılık duygusu ve kompleks bulunmaktadır. Yaklaşık iki yüz yıldır, kokuşmuş Batı medeniyeti bize altın tepsi içinde sunulmuş, misyonerler ve yerli destekçileri tarafından özendirilerek tanıtılmıştır. Gençlerimize, Batı medeniyetinin sömürge anlayışı üzerine inşa edildiğini, kandan beslendiğini, zulmederek güç kazandığını ve ikiyüzlü bir sisteme sahip olduklarını anlatabilmemiz gerekir.

Bilmeliyiz ki, Hıristiyanlar dünyayı kendi inanç sistemleri altında toplamak için sistematik bir şekilde, tüm kollardan birlikte çalışmaktadırlar.

Şayet Müslümanlar, misyonerlerin yapmış olduğu çalışmalardan daha ileride ve samimiyette değillerse, büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmaları kuvvetle muhtemeldir. 

Yazımızı ilahi uyarılarla tamamlayalım:

“Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al-i İmran, 3/85)

Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara, 2/120)

 
Önceki ve Sonraki Yazılar