Şeyhin sahtesi başa bela!

Dikkatli olmak, hem de çok dikkatli olmak zorundayız…

Eğer oynanan ve oynanmak istenen oyunlara dikkat etmezsek zelil oluruz.

Gündemi, yine sahte bir şeyhin taciz iddiası işgal etmektedir...

Şeyh ve sahte şeyh kavramlarını ayırmak lazım!

Şeyh, yaşlılar için kullanılsa da, bizim kültürümüzde, tasavvufî bir oluşum olan tarikatın önderine denir.

Şeyh Edebali, cihan devletinin manevî önderi, Şeyh Abdulkadir Geylani, Kadiri Tarikatı'nın lideri ve gönüllülerin önderidir... Bunlar gibi nice şeyhler bizim öz değerlerimizdir. Günümüzde de, hakkında hiçbir şaibe bulunmayan tarikat ve cemaat önderleri bulunmaktadır…

Manevî önderlerimiz, tarihin her döneminde toplumun şekillenmesinde önemli bir yükün altına girmişler ve toplumlara yön vermişlerdir. Toplumda, bireylerle kurumların kenetlenmelerini sağlamışlardır. Millete, vatan ve bayrak sevgisi aşılamışlardır.

 

Kısaca; İslam ülkelerinde manevî önderler çimento vazifesi görmüşlerdir.

 

Bu durum Batı'nın dikkatinden kaçmamış, İslam devletlerini parçalamak için bu çimentonun etkisiz hale getirilmesi çalışmasını yapmıştır. Yüzyıllardır bu çalışma devam etmektedir...

 

Batı, İslâm toplumunda etkisi büyük olan bu önderleri etkisiz hale getirmek için bazen yeni oluşumlar kurmuş ve büyütmüş, bazen de varolan oluşumları içten içe ele geçirmeye çalışmıştır. Bunun neticesinde de önemli sonuçlar elde etmiştir...

 

Hepimizin yakından şahit olduğu bir kaç örneği zikredelim.

28 Şubat'ta, Müslim Gündüz'e kurulan tezgahta, hiçbir dini eğitimi ve ahlaki olgunluğu bulunmayan Ali Kalkancı maşa olarak kullanılmış, bu adamın kullanılması sonucu oluşturulan kaosla postmodern darbeye zemin hazırlanmış, bununla birlikte tasavvufa olumsuz bakışın temeli atılmıştı.

Yine yakın geçmişte, Batı üretimi olan FETÖ piyasaya sürülmüş, ardından belli bir güruh FETÖ üzerinden, vatana-millete sadık olan cemaat ve tarikatlara saldırmıştı.

Şimdi de sahte bir şeyh üzerinden benzeri senaryo tekrar gösterime sunulmaya çalışılmaktadır...

 

Sahte Şeyh Fatih Nurullah ve taciz olayı!

 

Bu kadar ucuz senaryoları izlemek zorunda mıyız?

Bu adamın hayatına kısaca bakıldığında tezgâhı görmemek mümkün değildir!

Bu adam, Özdemiroğlu İlkokulu, Kemal Atatürk Ortaokulu, Haydarpaşa Lisesi ve Spor Akademisi'ni okumuştur.

Okuduğu okullar arasında İmam Hatip Lisesi veya İlahiyat Fakültesi yok... Tahsilde bulunduğu bir medrese de bulunmamaktadır. Bunun yanında, toplumumuzda kabul görmüş bir tarikatta da yer almamıştır!

Yani, bu adam, İslam ahlakından yoksun sistemin tüm eğitim basamaklarını tırmanmış ve hayatını bu temeller üzerine ikame etmiştir.

Şimdi, bozuk sistemi inşa eden güruh, kalkmış bu olayı tasavvufa, tarikatlara, hatta Diyanet'e mal etmeye çalışmaktadır!

Pes ya hu! Ahlaksızlığın bu kadarına pes!

Genelev sahiplerinin yıllarca vergi rekortmeni seçildiği sistemi kuranlar, bu yapının ürettiği sahte şeyh üzerinden İslam’a ve Müslümanlara saldırıyor…

Böyle sapıkları üreten sistemi kuran siz, bu sapıklar üzerinden İslam’a saldıran yine siz!

Zirve, ahlaksızlıkta zirve…

 

Buradaki asıl sıkıntı, genelev zihniyetli güruha, İslâmî kesimden bazılarının alet olduğu ve maşa olarak kullanıldığıdır.

Tarihimize baktığımızda, manevî önderler vasıtasıyla gönüllerin fethedildiğini, ardından coğrafi fetihlerin gerçekleşmiş olduğunu görürüz.

Bugün tekrar harekete geçirilen sahte şeyh vakaları, Batı'nın İngiltere merkezli senaryolarıdır. Amaçları ise, tarihimizde karşımıza sıkça çıkan gönül fetihlerinin yeniden hayat bulmasının önünü kesmektir.

 

İslam'ın, Afrika'ya "sofi"ler, Malezya ve bölgesine "tüccarlar" vasıtasıyla girdiğini bilmek, konuyu anlayabilmek için yeterlidir.

Biraz daha derine indiğimiz zaman, İslâmî misyon taşıyan STK'ları, İslâm önderlerini, tarikat veya tasavvufu hedefine koyanların asıl hedefinin İslâm olduğunu görürüz.

Dikkatli ama çok dikkatli olmak zorundayız...

Şeyh ile sahte şeyhi birbirinden ayırabilecek düşünce ve donanıma sahip olmak, ferasetli Müslüman olmanın gereğidir.

İslam'ın ve İslam'ı sırtında taşıyan kişilerin, provokatör sahtekarlar üzerinden itibarsızlaştırılmalarına müsaade etmemek her olgun Müslüman’ın görevidir!

Önceki ve Sonraki Yazılar