Samimiyet mi, Yoksa İsraf mı!?

İslâm dini ilme azami derecede önem verirken israfı haram kılar...

Öyle ki; vahyin ilk kelimesi ve ilk emri "OKU" olmuştur.

Diğer taraftan, akan dereden dahi olsa abdest almak için suyun gereğinden fazla kullanılması yasaklanmıştır.

Durum bu şekildeyken ilim tahsil ve ibadet etme mekânları oluşturmak için yapılan harcamaların bir kısmı israf olarak değerlendirilebilir mi?

Büyük büyük camiler inşa etmek,

Uzun uzun minareler sıralamak gibi...

Camiler, beldelerde İslâm'ın nişaneleri ve mühürleridir. Müslümanın bulunduğu her yerde cami ve minarelerin yükselmesinden daha doğal ve daha anlamlı bir şey olamaz.

Ziya Gökalp işaret eder bu değerlere...

Minareler süngü, kubbeler miğfer,

Camiler kışlamız, müminler asker,

Bu ilahi ordu dinimi bekler,

Allahu Ekber, Allahu Ekber.

Camiler ve minareler, İslam'ın dünyaya dalga dalga yayıldığı mekânlardır.

Ancak camilerin yersiz ve ihtiyaç arz etmeyen yerlerde inşa edilmesi bu durumun sınırları içerisine dâhil olur mu?

Mesela; yakın geçmişte Rize'nin bir ilçesinde aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle abisinin yaptırmış olduğu camiye girmek istemeyen kişinin camiye elli metre mesafede yeni bir cami inşa etmesi olması gereken bir durum mudur?

Bu durum cidden "camiler kışlamız" teşbihi sınırları içine girer mi? İkinci cami dini hassasiyet sebebiyle mi inşa edilmiştir? Yoksa inşa edilen ikinci cami israf mıdır? Veya ikinci caminin inşa edilmesi engellenmeli miydi?

Bunun gibi nice örnekler...

Osmanlı güçlü bir medeniyet inşa etmişti. Sanatıyla, kültürüyle, inancıyla sistemi sağlam temeller üzerine oturtmuştu. Kurulan bu sistemi cami inşasında da görmek mümkündür. Osmanlı'da her bir mahallenin veya her bir şehrin merkezinde tam donanımlı ve devasa bir caminin inşa edildiği görülür. Bu caminin beldedeki dinî ve sosyal bütün ihtiyaçlarını ihtiva ettiğine şahit olunur. Merkezi bu caminin etrafında ise mahalle aralarında nüfus ve cemaat oranında küçücük camiler inşa edilirdi. Merkezde Fatih Camii, etrafında küçücük camiler misali...

İhtiyaca göre ibadethane...

Gereğinden büyük olunca büyüklüğüyle israf, kışın ısıtmasıyla, yazın serinletmesiyle israf...

Minareler süngü...

Minareler bir sembolüdür. Çok şeyi temsil ve tefsir etmektedir. Tevhidi, tekbiri, Müslümanların birlik ve beraberliğini...

Sultanahmet Camii'nin veya Büyük Çamlıca Camii'nin heybetli ve güven veren minareleri mevzubahis konunun mesajını en güzeliyle vermektedirler.

Ancak köyün başında sabah namazında cemaati bulunmayan bir camiye standartların üzerinde çift şerefeli iki minare inşa etmek cidden sembolik bir anlam taşır mı?

Nefsin istemesi sonucunda veya dinî riyakârlık neticesinde İslâm adına yapılan yanlış şeyler, yapılanların doğru olduğu sonucuna götürmez...

Bu yazıyı, ibadethanelerde yapılan buharcamaları, ilim ve öğrenci yetişmeye dönüştürmemize katkı versin diye yazıyorum.

Camilerin, minarelerin vb. yapıların önemini ve taşıdıkları misyonu tartışma konusu haline getirmek istemediğimi özellikle ifade etmek istiyorum. Çünkü birilerinin konuyu farklı değerlendirebileceği durumu aşikârdır. Burada öncelikli ve elzem olan yatırımın cami ve mescitleri canlı tutacak, hem bu mekânları hem de toplumu ihya edecek olan insana yapılmasının gerektiğini söylüyorum.

İlk önce, gerekli ve yerinde olmayan veya ihtiyacın olmadığı aşikâr olan ibadethanelerin inşa edilmesine müsaade edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bunu yazmak kolay, uygulamak ise çok zordur. Çünkü inşaatına izin verilmeyen veya şartlara ve standartlara uygun olarak inşa edilmeyen yapılara ibadete açma müsaadesi verilmemesi, gayri meşru hedefine ulaşmasına engel olunan kişi veya kişilerin, "bunlar İslâm düşmanıdır, caminin yapılmasına izin vermiyorlar" şeklindeki yaygaralarının arşa kadar yükselmesine sebep olur. Bunun içindir ki, resmi kurumlar veya yerel yönetimler bu riskin altına girmekten haklı olarak kaçınmaktadırlar.

Gereğinden büyük inşa edilen camiye veya standardın üzerinde yükseltilen minareye harcanan ekonomik değerle onlarca öğrencinin okutulabileceği bir gerçektir. Ne yazık ki, günümüzde yatırımın büyüğü taşa ve betona yapılmaktadır. Diğer taraftan, okuma imkânı olmayan birçok genç maddi sorunlar nedeniyle eğitimini yarıda bırakıp dünyasını kurtarma telaşına düşmektedir.

Bu ciddi bir sorun değil midir?

İslâmî hassasiyete sahip olan kesim kaliteli ilim adamı yetiştirme sorunu yaşamaktadır. Yetişmiş kaliteli ilim adamımız yok demek hadsizliktir. Ama ülkemizin her bir bölgesinde topluma yön veren âlim, ilim adamı eksikliğinin yaşandığını söylemek de haddi aşmak değildir diye düşünüyorum.

Özellikle sosyal medyada gençlerimizin kültürümüzden uzaklaşıp farklı arayışlar içine girmelerinin sebeplerinden biri, gençlerimizi ikna edecek kaliteli ve yetenekli alimlerimizin eksikliğinden kaynaklanmıyor mu?

Devasa bütçelerle inşa edilen camilerin çoğunda, gençliği cezbeden ortamın oluşmaması, öğrencilerin ilgisini çekecek faaliyet sahalarının inşa edilmemesi, "Suffa Mektebi"nin bulunmaması, mabed inşa etmede meselenin özünü anlamamış olduğumuzu gün yüzüne çıkarmıyor mu?

Cami inşa etme yarışından vazgeçip nesli inşa etme yarışında olma şuurunu taşımamız gerekir.

Yatırımın büyüğünün yapılara değil insana, özellikle de azmi, gayreti, heyecanı olan öğrencilere yapılması gerektiğini kendimize ve toplumumuza anlatma zamanının geldiğini bilmemiz gerekir.

Bu sebeple; neresinde olursa olsun ülkemizin dört bir yanında gelecek vaat eden çocukların tespit edilip, dile getirmiş olduğumuz hususlarda yapılan israftan kaçınmak suretiyle oluşturulacak olan bütçelerle ümmete kazandırılması önem arz etmektedir. İslâm ahlâkıyla ve öz kültürümüzle yetiştirilip kutlu davanın cengâverliğini yapacak kahramanların topluma kazandırılmasının, nefsi çekişmeler veya riyakâr tavırlar sebebiyle inşa edilen yapılardan, İslam'a ve ümmete çok ama çok daha fazla katma değer sağlayacağını söylemek mümkündür.

Mescid-i Nebevî incelendiğinde, bu mabedin sadece namaz kılma yeri olmadığı, aksine buranın bir ilim merkezi, öğrencilerin harıl harıl ümmetin hizmetine hazırlanan bir üs olduğu görülecektir.

Son dönemde, Diyanet İşleri Başkanlığımızın camileri sadece namaz kılma mekânları olmaktan çıkarıp, günahsız sabilerin, heyecanlı çocukların, ümmetin teminatı gençlerin, Fatihleri doğuracak annelerin yetiştirildiği mekânlar olması için mücadele ettiğini görmek ileriye umutla bakmamızı sağlamaktadır.

Bu ruh ve şuur toplumun tüm katmanlarına yayılması gerekir.

Susamış kişiye tatlı yerine su ikramının yapılması gerektiğini bildiğimiz gibi, insana yatırımın yapıya yatırımdan öncelikli olduğu bilincinde olmamız gerekir.

Aslında, zekâtın camiye veya minareye değil de insana verilmesinin farz olması, öncelikli yatırımın insana yapılması gerektiğini yeterince açıklamıyor mu?

Siz kaliteli insan, kaliteli âlim, kaliteli nesil yetiştirirseniz, onlar lüzumlu olan her yerde, gerekli olan mabedlerin en kalitelisini, en güzelini, en faydalı olanını zaten inşa edeceklerdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar