Koronaya çare bulunur, bu hastalığa çare bulunmaz!

Kin ve nefret dolu bir cümle ülkemizin huzurunu bir anda yerle bir etti:"Türbanlı hâkim karşısına gittiğimde adaleti savunacağı konusunda kuşkum var."

Bu cümle, her fırsatta İslâm’a, İslâmȋ değerlere ve Müslümanlara saldırmayı görev addetmiş zihniyetin müntesiplerinden biri olan sâbık mebus Fikri Sağlar’a ait.

Bu sözler kamuoyunda büyük tepki topladı haklı olarak…

Peki, Fikri Sağlar’ın karanlık ve kirli bu düşüncesi bizi şaşırttı mı?

Kesinlikle hayır! Çünkü bu zihniyetin ana gayesi budur zaten.

Bunların geçmişi böyleydi, şimdi aynılar, yarın da değişmeyecekler… Çünkü bunların var olma sebebi bu değerlerle savaşmaktır.

Bir de hayâsızca kendini haklı çıkarmanın mücadelesini vermektedir bu sâbık vekil.

Yapmış olduğu basın açıklamasında, “Bu durum dahi başlı başına ülkede demokrasinin, özgürlüklerin, adaletin, özellikle de düşünce hürriyetinin ne denli ayaklar altına alındığının…” göstergesi olduğunu iddia ediyor.

Arsız bunlar…

Sen insanların kutsalına, düşünce özgürlüğü ve demokrasi safsatasıyla savaş açacaksın ama sana cevap verildiği zaman özgürlük ayaklar altına alındı diyerek cıyaklayacaksın.

Hadi oradan, hadi oradan…

Bu hadsiz kendini aklama çırpınışında, “Türban, ne Kur’ân'da, ne de İslâmî gelenekte yeri olmayan bir ideolojik simgedir”diyecek kadar alçalmıştır.

Be adam! Senin haddine midir bu fetvayı vermek?“Türban”mış, “simge”ymiş…

Bu ikiyüzlüler için, kadının türban veya farklı bir örtünme şeklini tercih etmesi bir şeyi değiştirmez. 1999 yılında askerî liseye girme sınavı için müracaat edenlerden istenen belgelerden biri annelerin vesikalık fotoğrafıydı. Anne fotoğrafta başörtülü ise öğrenci okula alınmıyordu. Türbanlı da olsa sonuç aynıydı, başka bir örtü de olsa…

Bu sâbık vekil açıklamasındatesettürsüzlük fetvası verirken, yıllarca silah gibi kullandıkları laiklik vurgusu yapmaktadır. Tesettürün “Laik Cumhuriyet'in kurucu değerlerini aşındırdığını” savunuyor. Laiklik çığırtkanlığı yaparak nice kişilerin canına okumuşlardı. Nice öğrencileri sırf inançlarının bir gereği olarak taktıkları başörtüsü için okullarından uzaklaştırmışlardı.Hala aynı şeylerin hayaliyle yaşıyor.

Sâbık vekil aynı zamanda bir müfteri… Savunmasında, “İlâhiyat Profesörü Bahriye Üçok, Kur’ân-ı Kerîm’de türbanın var olmadığını dile getirmiş, bundan rahatsız olan malum kesimler tarafından menfur bir bombalı saldırıda öldürülmüştür” yalanını ortaya atmıştır. Hâlbuki Doç. Dr. Bahriye Üçok’a düzenlenen bombalı saldırıyı PKK üstlenmiştir. Saldırıyı gerçekleştiren Türkiye Devrimci Halk Partisi İzmir sorumlusu Gülay Calap 16 Ocak 1994 tarihinde İzmir’de gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.

İnsan hakları, eşitlik, kadına pozitif ayrımcılık sloganlarının atıldığı günümüzde sâbık vekil ve eşdeğer kafalıların bu kin dolu açıklamaları çağı iki yüz yıl arkadan takip ettiklerini göstermektedir.

Biri kalksa, "Siyahî hâkim karşısına gittiğimde adâleti savunacağı konusunda kuşkum var” veya"Başı açık hâkim karşısına gittiğimde adâleti savunacağı konusunda kuşkum var.”ifadesini kullansa o gün linç edilir, hakkında anında davalar açılır mahkeme koridorlarında süründürülürdü.

Ama dışlanan, onuru ayaklar altına alınan kişi inancının gereğini yerine getiren başörtülü bir kadın olduğu zaman sıradan birkaç tepki ile geçiştirilir.

Küçük meselelerde dahi ortalığı vaveylaya veren sözde kadın hakkı savunucuları,sâbık vekilin kadın onurunu ayaklar altına alan açıklamasına bırakın tepki göstermeyi, kabuklarına çekilmiş üç maymunu oynama pozisyonundadırlar.

Hiç değişmedi bu kızıl kafalılar… Tesettürü görünce kırmızıyı gören boğaya dönerler.

Bülent Ecevit’in, sırf başörtülü olduğu için milletvekili seçilen Merve Kavakçı’yı hedef alarak, “Bu kadına haddini bildirin.” şeklindeki kin dolu cümlesini hala unutmadık.

Karanlık zihniyetin önde isimlerinden sâbıkmilletvekili Canan Arıtman, başörtüyü fahişelerin taktığını söyleyecek kadar seviyesini yitirenlerdendi.

Her renge girmeyi başarabilen karanlığa yolculuk kervanının öncülerinden Süleyman Demirel’in ''Başörtülüler Arabistan'a Gitsin!'' sözleri başörtüye olan kinin dışa yansımasıydı.

Daha niceleri, acayip düşüncelerle…

Nedir bunların başörtüsünden alıp veremedikleri?

Hâlbuki Kurtuluş Savaşı’nın ilk mermisi Sütçü İmam tarafından, bacımızın başörtüsüne uzatılan el sebebiyle Fransız gâvuruna sıkılmıştı. Bu durum ortadayken günümüzde bacılarımızın başörtüsüne saldıranların vatan sınırları içerisinde olmaları şaşırtıcı değil midir?

Örtüye düşman bu tayfanın yaptıklarını düşündüğümde içime bir karamsarlık düşüyor ve şu sonuca varıyorum: Korona’ya çare bulunur, bu hastalığa çare bulunmaz!

Onlara cevabımızı da MerhûmÂkif’in ifadesiyle dile getiriyoruz:

“Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne

Acırım tükürüğe billâhi tükürsem yüzüne…”

Sözün büyüğü, İslâm’ın emrini başları üzerinde taşıyan tesettürlü bacılarımızadır. Bacılarımız bilmelidir ki, örtü üzerinden İslâm’a kinlerini kusmaya çalışanlara vurulabilecek en ağır tokat, örtülerini asil bir şekilde taşımalarıdır. Taşımış olduğunuz örtü bir aksesuar değil, İslam kimliğinin nişanesidir. Unutmayın ki, başörtüsü İslâm kadınının simgesidir. Bilinmelidir ki bu simge asla leke kabul etmez. Zira örtü sahibinin yapmış olduğu hatanın bedeli sadece kişilere zarar vermez, temsil ettikleri davaya da leke sürer.

Önceki ve Sonraki Yazılar