Kendi arslanlarınıza sahip çıkın. Yoksa düşmanlarınızın köpeklerine yem olursunuz!

Kendi adamlarımıza sahip çık(a)mıyoruz.

Yok o kelimeyi kullanmayacakmışmış. O kelime bu zamanda kullanılır mıymış?

Yok o cümleyi kullanmayacakmışmış. Zamanı mıymış?

Neymiş! Fitneye sebep olurmuşmuş.

Kendi adamlarımızı karşı mahallenin saldırganlarına yem etmeye birebiriz.

Kaliteli bir insan kolay yetişmemektedir. Kaliteli bir insan zaman olarak da, ekonomik olarak da çok ciddi bir yatırımın yapılmasıyla gün yüzüne çıkarılabilmektedir.

Ama kaliteli dediğimiz o insanları bir kalemde harcayabiliyoruz. Bu konuda da dünyada üstümüze yoktur.

Nitekim yakın bir geçmişte toplum üzerinde ciddi etkisi bulunan ve kitleleri peşinden sürükleyebilen kaliteli bir çok insanımızı harcadık.

İhsan Şenocak linç edildi. İzledi bizim cenah... Bırakın izlemeyi saldırgan güruha destek verdi.

Neymiş!? Kadının pantolon giymemesi gerekir demiş. Demeseymiş.

İslâm kültüründe pantolon kadın kıyafeti değildir zaten. Bunu söylemesinden daha doğal ne olabilir ki!?

Ama sahip çıkmadık, yüz üstü bıraktık.

Nureddin Yıldız hedefe konuldu.

Neymiş!? Yabancı bir kadın yabancı bir erkekle asansörde yalnız kalamaz demiş. Demeseymiş!

Ya hu! Bu son derece doğal bir düşünce değil midir? Kaldı ki, İslâm hukukunda da bir ilkedir bu.

Ama böyle olmasına rağmen çakalların önüne koyduk, yem ettik ne yazık ki!

Ebubekir Sofuoğlu günümüzün ana sıkıntılarından biri olan kız öğrencilerin bir kısmının erkekli özel evlerde kalmaları hususunu gündeme taşımış ve bazı yerlerde bundan kaynaklı gayrı meşru ortamın oluştuğunu söylemişti.

Kıyametler koparıldı... Aman bunu sen nasıl söylersin. Tüm kız öğrencilere fahişe demişmiş.

Hâlbuki hocamız kangren olan bir konuyu gündeme taşımıştı.

Mahremiyet ve ahlâk mefhumundan yoksun olan bir güruh anında saldırıya geçmişti. Ardından bizim cenahın ezikleri saldırıya destek verdi.

Sonuç; Ebubekir Sofuoğlu ciddi manada yara aldı.

Ne yazık ki yeterince bir destek ver(e)medik.

Mehmet Boynukalın aynı güruh tarafından benzeri saldırıya maruz kalmadı mı?

İslâm Hukuku profesörü olan hocamız, yeni anayasa çalışmasının yapıldığı bir dönemde görüşünü ifade etmiş ve bazı maddeler için 1924 Anayasası'ndan alıntıların yapılması gerektiğini söylemişti.

Aman sen bunu nasıl söylersin!?

Malum cenah yine linç etme stratejisini uyguladı ve itibar suikastına başladı.

Ve değişmeyen gelenek; bizim rotasızlar karşı mahallenin saldırganlarını yalnız bırakmadı.

Son olarak Mustafa Demirkan hocamızı hedefe koydu aynı kitle...

Yine bizim cenahtan birileri anında ortada bıraktı hocamızı. Yem etmeye kalktı.

Ya hu! Velev ki yanlış yaptı. Yanlışsız kul mu var? Kendi adamlarımıza hiç mi toleransımız olmayacak...

Bugün yere göğe sığdırılamayan merhum Erbakan Hocamız da 28 Şubat'ta aynı söylem ve gerekçelerle yalnız bırakılıp o saldırganların önüne konulmamış mıydı? Şimdi timsah gözyaşları...

Ne değeri var şimdi dökülen gözyaşlarının?

Ne değeri var, şimdi kurulan süslü püslü ama üç kuruş değer taşımayan cümlelerin...

Ve bunlar gibi nice değerli insanı kurban verdik karşı mahallenin baskısı sebebiyle...

Kanaat önderi, toplum mühendisi diyebileceğimiz değerlerimizi teker teker yok ediyorlar. Bırakın değerlerimize sahip çıkmayı, onları yok etmeye çalışanlara destek veriyoruz. Bazen bilerek bazen farkında olmadan...

Gölgesinden korkan insanlarla yola çıkılmaz, yola çıkılsa da bunlarla menzile varılmaz, zafer kazanılmaz.

Gölgesinden korkan kişilere tek bir cümle kullanmak istiyorum: "Susun. Gölge etmeyin başka ihsan istemez!"

Şu unutulmasın! Resûlullah (s.a.v), Mekke'nin ortasında, sakinlerinin ve yöneticilerinin tamamına yakınının müşrik olduğu bir yerde, müşriklerin en son duymak istediği değil, hiç duymak istemedikleri, "Allah'tan başka ilah yoktur" söylemiyle mücadelesine başlamıştı.

Şimdi düşünüyorum da, aramızdaki bizim mahallenin ezikleri o gün Peygamberimizin etrafında bulunmuş olsaydı, Rasûlullah'a karşı koyup, "Şimdi zamanı değil, fitne oluşuyor" deyip onu davasından vazgeçirmeye çalışırlardı ya da onu terk ederlerdi.

Bir de karşı mahallenin sakinlerine bakalım. Onların hak olmayan davalarında adamlarına nasıl sahip çıktıklarını bir görelim.

Karşı mahallede adamlar, en kanlı terör örgütü ile aynı yatağı paylaşan adamlarına ve kendi teşkilatlarına sonuna kadar sahip çıkmaktan zerre kadar sapmadılar.

O saldırgan güruh, devlete ihanet eden yandaşlarını da hiçbir zaman yalnız bırakmıyorlar, yem etmiyorlar.

Mavzubahis güruh kendi namussuzlarına dahi sahip çıkmaktan utanmıyor. Bırakmıyorlar ortada, sahipleniyorlar. Meclis kürsüsünde dahi avazları çıktığı kadar bağırarak,  kendi ırz düşmanlarını savunuyorlar.

Devlete zerre katkısı olmayan yöneticilerini cilalayıp vitrinlerinde yaşatıyorlar, yüceltiyorlar.

Heykelden başka icraatı bulunmayan yerel yöneticilerinin reklam ve tanıtımını aşkla ve şevkle yapıyorlar, onlara toz kondurmuyorlar.

Kısacası; karşı mahallenin saldırganları adamlarını yarı yolda yüz üstü bırakmıyorlar.

Biliyorum, bu yazıyı okurken bazıları "yanlış yapanları mı savunalım şimdi" şeklindeki düşünceyi taşıyorlar. Yanlışı kimse savunmasın. Ama bizim doğruları, karşı mahallenin yanlış olarak tanıtmasıyla biz de yanlış sınıfında görmeyelim.

Ve insanın hatasız olamayacağını unutmayalım. İsimlerini saydığım değerler ve benzerleri peygamber değillerdir. Yaptıkları bir yanlışla onları canlı canlı toprağa gömme yarışına girmeyelim.

Bir Filistin atasözü vardır: "Kendi arslanlarınıza sahip çıkın. Yoksa düşmanlarınızın köpeklerine yem olursunuz!"

Önceki ve Sonraki Yazılar