İstanbul Sözleşmesi Niçin İptal Edilmelidir?

İmzalandığı ilk günden itibaren gündem olan İstanbul Sözleşmesi, adından söz ettirmeye devam ediyor. Küçük bir kitlenin övdüğü, buna karşılık milletimizin tamamına yakınının eleştirdiği ve iptalini istediği sözleşme, yıkıcı tahribatını her geçen gün artırıyor.

Henüz birinci maddenin “d” fıkrasıyla, kadına şiddet uygulandığını tüm dünyaya ilan ederek tahribatına başlayan sözleşme, sonraki maddeleriyle öldürücü vuruşlarını devam ettirmektedir.

Sözleşmenin 3. ve 4. maddelerinde geçen “cinsiyet eşitliği” ifadesiyle ise, bir kavmin helâkine yol açan ahlâkî çözülmelere kapı aralanıyor, evrensel ahlâk yapımızın temeline dinamit konuluyor.

Bu maddelerle kadınla kadının; erkekle erkeğin evlenebilmesinin önü açılmış oluyor…

4. maddenin “d” fıkrası ile kadının erkeğe her türlü dayatması meşrulaştırılırken; erkeğin, eşinden çay istemesi dahi kadına şiddet kapsamında değerlendirilebiliyor.

8. madde ile cinsiyet eşitliğini destekleyen sivil toplum kuruluşlarına mali destek verileceği taahhüt edilmiştir. Bu kapsamda çalışma yapan LGBT vb. örgütler, milletin alın teriyle kazanıp devlete ödediği vergilerden pay alabilmektedirler.

12. maddenin 1. bendinde geçen Taraflar, kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.” ifadesiyle, gerekirse dinî hükümlerle mücadele edileceği güvencesi verilmektedir. Metinde yer alan “kökünden kazınma” tehdidi, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş üzerinden, İslâm’ın evrensel çağrısını hedef alan Ankara Barosunun “sesi çağlar öncesinden gelen” söylemini çağrıştırmaktadır ve kastedilen de İslam dininin insanlığa hayat veren mesajlarıdır.

Sözleşmenin 48. Maddesinde yer alan, “Taraflar bu sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet olayıyla ilgili olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dâhil olmak üzere, zorunlu anlaşmazlık giderme alternatif süreçlerini yasaklamak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.” maddesi ise, açık açık “kardeşinizin arasını düzeltin” diyen Kur’an’a ve fıtratında uzlaşma bulunan insanoğluna meydan okumadır. Hâlbuki İslam ve insanlık, tarihin her döneminde arabuluculuğu önemsemiştir.

Sözleşmenin orijinal metnindeki başlık, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi olmasına rağmen, Türkçe’ye “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” şeklinde çevrilmesi de, bu sözleşmenin iyi niyetli olduğu görüşünü reddetmektedir.

Ayrıca, birbirlerini koruma altına alan İstanbul Sözleşmesi ile 6284 sayılı kanun kapsamında yer alan “Kadının beyanı esas alınır” maddesi, 2019 yılında 553 bin 463 erkeğin evden uzaklaştırılmasını doğurmuş, aile kurumunda tamiri mümkün olamayacak tahribatlar açmıştır.

Özetle; dikkatle incelendiğinde İstanbul Sözleşmesinin, aile kurumunu ve toplumun ahlâkî yapısını çökertecek bir içeriğe sahip olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Sözleşmenin 80’inci maddesinde geçenTaraflardan herhangi biri, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle, herhangi bir zaman bu sözleşmeyi feshedebilir” ibaresi, sözleşmenin rahatça feshedilebileceği imkânını taraflara vermektedir.

Milletimizin tamamına yakınının ciddi tepki göstermesine rağmen yetkili kişilerin hâlâ elle tutulur bir adım atmaması, maalesef ki kafalarda soru işaretleri bırakmaktadır.

Millileşme yolunda zirvesine çıkmaya çalıştığımız bu günlerde Batıdan ithal edilen bu sözleşme içimizde ciddi manada Batı hayranlarının bulunduğunu da gözler önüne sermektedir.

Bizim ilim adamlarımız genlerimize ve geleneklerimize uygun bir sözleşme hazırlamaktan aciz midir? Sözleşmenin yürürlükte kalması, aile ve kadın konusuna vakıf olup milli ve manevi değerlere sahip olan çok değerli âlimlere ve akademisyenlere hakarettir.

İstanbul Sözleşmesi, aileye yapılmak istenen aleni bir darbedir. Ve darbenin her çeşidini ayaklar altına alıyoruz…

Önemli bir ayrıntı da, sözleşmenin imzalandığı 2011 yılından itibaren kadın cinayetlerinin her yıl kademeli olarak arttığıdır!

Dinimiz İslâm, asil milletimiz ve kutsal kurumumuz aile için hayırlı bir şey yapılmak isteniyorsa, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ACİLEN FESHEDİLMELİDİR!

istanbul-sozlesmesi-nicin-iptal-edilmelidir-001.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar