İslâm İmamların Dini Değildir!

İslâm ve İmamlık… Veya son dönemdeki ismiyle Din Görevlisi…

Birbirinden ayrılamayacak kadar iç içe olan iki kavram.

İslâm, Allah Teâlâ tarafından seçilen, insanların kabul edip uygulamaları için peygamber aracılığıyla insanlara öğretilen ilahi bir sistem…

Din Görevlisi,İslâm esaslarını, İslâm ahlakını ve inceliklerini alimlerden öğrendikten sonra toplumun her katmanına anlatan ve aktaran kişi…

Din Görevlileri her dönem ve her toplumda saygınlık görürler.

Özellikle Türkiye’de, İslâm’ın Müslümanlara ve hidayete muhtaç kalplere anlatılma sorumluluğu “Din Görevlileri”ne bırakılmıştır demek mümkündür.

Bu düşünceyi taşımak da doğaldır. Çünkü bu görevi üstlenmiş, devletten de destek alan bir kurum ve görevlileri vardır…

Ancak belirli dönemlerde hem kurum hem de görevlileri ciddi eleştiriler almaktadır.

Bir kesim;

Görevlilerin yetersizliği,

Kurum refleksinin yeteri hızda olmayışı,

Kurum-toplum arasında mesafenin var olması vb. iyi niyet temelli eleştiriler yapmaktadır.

Haklılık payları vardır. Ama bu eleştirileri yapanların özeleştiri yapma problemi olduğunu ifade etmek gerekir.

İkinci bir eleştirmen cephesi vardır. Amaçları üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Eleştirileri iyi niyetten yoksundur. Bunlar, her fırsatta, tarihten yüklenmiş oldukları kinle hem İslâm’a hem de din görevlisine saldırmayı, hatta linç etmeyi bir vazife olarak görürler. Bunlara bu yazıda yer vermeyeceğim.

Bir üçüncü bir grup vardır ki “kör fişek” misali nereden gelip nereye gideceği belli olmayan yapıya sahiptirler. Neyi eleştirdiğinin farkında değillerdir. Eleştirdiğinin faydasını-zararını hesaplayacak iradeleri de yoktur. Nefis tatmini veya birilerinin dikkatini çekme gayretindedirler… Bunları da farklı bir yazıda değerlendiririz.

Dönelim birinci gruba…

İyi niyetli eleştirmenler ve özeleştiri…

Eleştiri olmadan doğruyu bulmak zordur. Akîl, olgun, şuur sahibi kişilerin eleştirileri bu sebeple önem ve gereklilik arz eder.

Ancak eleştiri yaparken hataların düzeltilmesi veya eksiklerin giderilmesi için sorumluluğu sürekli karşı tarafa yükleyip kenardan izlemenin sorumsuzluk olduğunu belirtmek gerekir.

Eleştiri ve özeleştiri!

Hataların uygun bir lisanla dile getirilmesi eleştiri,

“Hataların oluşmasında benim katkım veya eksikliğim nedir” düşüncesini taşımak da özeleştiridir…

Birinci grup eleştirmenlerinin yapması gereken özeleştiri:

“Kürsüde ikna edici bir anlatım, mihrapta güçlü bir ses, minberde etkili bir hitap için evimdeki en başarılı öğrencimi bu yola infak ettim mi?”

Aslında konunun özü budur!

En zeki ve başarılı öğrencisini elektronik veya Tıp Fakültesi’ne, başarısı biraz daha az olanını mühendislik, sonrasında öğretmenliğe hazırlayan eleştirmen Müslüman, ortada kalan öğrencisini de “İmam-Hatip’e gitsin, belki adam olur” düşüncesine sahipse, özeleştiri yapmıyor ve yapmamıştır demektir.

İşte bugün bu sıkıntıyı yaşıyoruz!

Hep eleştiriyoruz ama üzerimize düşen görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmiyoruz.

Bu sebeple, “İslâm İmamların Dini Değildir!” başlığını kullandım.

İslâm, tüm Müslümanların dinidir. Her bir Müslüman, İslâm’ın en güzel şekilde anlatılmasının yolunu ve ortamını hazırlamalıdır. Yani, zeki ve yetenekli öğrenci velisi tarafından bu göreve yönlendirilmelidir.

Net bir dille söyleyebilirim ki en değerli ve en etkili görev veya meslek “kürsüyü temsil etmek”tir. Çünkü her hafta, belli bir süre de olsa milyonlarca insan,kürsüyü temsil eden kişiyi itiraz etmeden dinlemektedir. Kürsüyü temsil eden kişi yetenekli, şuurlu, bilgili ve donanımlıysa, dinleyen kişiler haz alacak, ikna olmanın ve öğrenmenin etkisiyle mabedden huzurlu bir şekilde ayrılacaktır. İstenen mesaj, milyonlara güzel bir şekilde sunulmuş, değişim sağlanmış olacaktır.

Eleştirdiğimiz kadar, elimizi taşın altına sokmak mecburiyetindeyiz!

Evlatlarından, sorumlu olduğu gençlerden başarılı hiçbir öğrenciyi İslâm’a, kürsüye feda etmeyen kişiler, imamları veya kurumu eleştirirken bu hususu aklına getirmelidir!Yetenekli ve zeki öğrencileri kürsü ve mihraba feda etmeden, verimli çalışmayı imamlardan beklemek haksızlıktır.

Son dönemde, özellikle proje imam-hatip okullarının eğitime başlamasıyla, velilerin yetenekli öğrencileri için imam-hatip okullarını tercih etmeleri sevindirici bir durumdur. Anlatmaya çalıştığımız konuya ciddi manada katkı sağlayacaktır.

Şunu da ifade etmek gerekir: Öğrencilerin, gönül rahatlığıylamihrab veya kürsüye yönlendirilebilmeleri için,devlet yöneticileri, kürsüyü daha cazip kılmanın yollarını aramalıdır… Öyle ki, tahsil hayatının başındaki genç, kürsüye ulaşabilmenin hayal ve hevesi içinde olmalıdır.                                                                                                           

Önceki ve Sonraki Yazılar