İlmin Membaı Camiler

Birbirini tamamlayan iki kavram, ilim ve cami…

İlim;İnsanın duyu vasıtaları ile elde ettiği veya Allah’ın vahiy yolu ile doğrudan doğruya gönderdiği, içinde zan ihtimali bulunmayan yakınî bilgidir.

Mescit; secde edilen yer anlamına gelmekle birlikte;

Müslümanların ibadet yaptığı mekân,

Davaların görüldüğü mahkeme salonu,

Ordu karargâhı,

Hastaların bir kısım tedavilerinin yapıldığı hastane,

Heyetlerin karşılanıp ağırlandığı misafirhane,

Devlet meselelerinin istişare edildiği meclis gibi fonksiyonların yanında,

Oluşturulan sohbet halkaları ile bir “ilim merkezi”dir.

Mescid-i Nebevî’de tüm bu faaliyetlerin yapıldığını görmek mümkündür.

Bugün de bu durum, Müslüman için ilham kaynağı olmalıdır.

İlmin derinliğine inebilmek için seçilen üs Mekke’de Dâru’l-Erkam, Medine’de Mescid-i Nebevî olmuştur.

Zulmün ve cehaletin merkezinde, ilmin tohumları Dâru’l-Erkam’da atılmış, Medine’de Mescid-i Nebevî’de filizlenmiş, ardından da meyveleri tüm dünyayı kaplamıştır…

İlme en çok değer veren din hangisidir diye sorulmuş olsa tereddütsüz İslâm cevabı alınır. Zira Kur'ân-ı Kerim'de, sadece ilim kelimesi yüzbeş defa zikredilir. Bu kökten gelen diğer kelimelerle birlikte bu sayı sekizyüzelli dokuzu bulur.

İslâm dini, “Oku” emriyle yeryüzünü aydınlatmaya başladı…"Yaratan Rabbinin adıyla oku” emriyle… Allah’ın rızasını kazandıracak şeyleri oku emriyle.

Oku” emrinden sonra neyin okunacağı belirtilmemiştir. Okuyacak kişinin kendisi, yaşadığı toplum ve insanlık için faydalı olabilecek tüm ilimlerin okunması bu emrin dâhilindedir.

Kalem”, nazil olan ilk ayetler arasında yer almaktadır. Bu yönüyle, “Allah, kalemle yazı yazmayı öğretti”vurgusu anlamlıdır.

Kalem, dünyanın şekillenmesinde dün etkili olmuştu, bugün de etkilidir, yarın da etkili olacaktır.

“Kalem” vurgusundan şu mesajı almak mümkündür. “Ey Müslüman! Her devirde kalemin sahibi ol.”Zira kalemin sahibi olmazsan, kalemle seni istedikleri şekle sokarlar…

Hz. Peygamber’in, "Kıyamet gününde âlimlerin mürekkebi ile şehitlerin kanı tartılır, âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanından ağır gelir"mesajı “kalem”in önemine işaret eder.

Allah Teâlâ’nın Rasûlüne; "De ki:Rabbim, benim ilmimi artır”(Tâhâ, 20/114)duasını yapmasını emretmiş, O da sürekli, "Allah'ım!Yararlı olacak ilmi bana öğret. İlmimi artır” diye dua etmiştir.

Rasûlullah (s.a.v), Müslüman olan her bir bireyin ilmin bir tarafında yer alması gerektiğini hatırlatır: "Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi bunları seven ol. Fakat beşincisi olma (yani bunların dışında kalma) helâk olursun."

"(Ey Muhammed) De ki: hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer, 39/9)emr-i ilâhiyle özel sınıf insanlar tanıtılmıştır.

Ashab-ı Suffe'de, yazı yazma ve okuma öğrenmekle başlayan eğitim, zamanla gelişmiş, özellikle hadis ilmi ve İslam Hukuku gibi alanlarda zirveye ulaşılmıştır.

Ashab-ı Suffa öğrencilerinin en önemli özellikleri “öğrenmeye açık olmaları”ydı. Öğreniyorlardı ve öğrendikleriyle kendilerini yeniliyor, karakterlerini güncelliyorlardı.

Mescid-i Nebevî’deki Nebevi eğitimden sadece erkekler istifade etmemiş, kadınlar da bu mekânda yer bulmuştur. Suffatü’n-Nisâ diye anılan bölümde kadın sahabeler eğitim görmüştür.

Zira ilim tahsil etmek, kadın-erkek tüm Müslümanlara farzdır.

İlimle yoğrulan Suffe Ashabı’ndan dürüst, emin ve güvenilir insan tipleri yetişiyordu. Yani, bugün muhtaç olduğumuz insan tipi…

Bilgi kaynağı Kur’ân, eğitim merkezi Cami, muallimi de Hz. Muhammed (s.a.v) olan ilim, sahibini dünyada da, ahirette de en güvenli yere ulaştırır.

Atalarımız dini ilimlere olduğu kadar müspet ilimlere de önem vermişlerdir. Çünkü İslâm, her iki alanda etkin olmayı istemektedir.

Mardin’deki Kasımiye Medresesini ziyarete gidenler, medresede dini ilimlerin yanında müspet ilimlerin yer bulduğunu görmüşler, bu medresenin, devrinde, tıp alanında en etkili merkez olduğunu öğrenmişlerdir.

Günümüz Türkiye’sinde Cami ve İlim ilişkisi ne aşamaya gelmiştir sorusu akla gelir.

Kısaca cevap verecek olursak; iyiye doğru gidiyor olduğumuzu söyleyebiliriz.

Yakın geçmişte camiler kapatılmış, camilerde dahi Kur’an okunması yasaklanmış, toplumla camiler arasına set çekilmeye çalışılmıştır.

28 Şubat postmodern darbenin ardından, ilkokulu bitirmeyen çocukların camilere girmesi yasaklanmış, cami içi çalışmalara ciddi manada sınırlamalar getirilmişti.

Ancak bugün, o kara günlerin üzeri örtülmüş, camiler ecdadımızı hatırlatacak çalışmaları yapmaya başlamıştır.

Bugün birçok camimizde;

4-6 yaş Sıbyan Okulları,

Yetişkin kadınlar için özel sınıflar,

Yetişkin cami cemaati için ders saatleri oluşturulmuştur.

Bu eğitim çalışmaları düzenli olarak sürdürülmektedir.

Covid 19 salgınından sonra bu halkalara yeni programların ilave edilmesi çalışmaları sürmektedir.

Yazıyı bitirirken;

1986 yılından itibaren 1-7 Ekim tarihleri Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanmaktadır.

Her yılın bu haftasında bir tema belirlenir ve bu tema gerek camilerde ve gerekse ve sair yerlerde işlenir, toplumun istifadesine sunulur.

Bu yıl tema olarak “Cami ve İlim” konusu seçilmiştir.

Camiler ve Din Görevlileri Haftası dolayısıyla, tüm Din Görevlilerimizi, camilerin inşa ve ihyasında yer alan cemaatimizi tebrik ederim. Din Görevlilerimize ifa ettikleri özel görevlerinde başarılar diler, camilerimizin ebediyete kadar huzur yaymasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar