Hepinizin Adamlığının Toplamı Bir Mus’ab b. Umeyr Eder mi!?

Geçenlerde haddini bilmez bir şahıs kirli emellerine, tertemiz sahabe Mus’ab b. Umeyr’i alet etmeye kalkıştı… Ömürleri manevi değerlerle savaşmakla geçen bir güruhun son borazanı…

“Mus’ab b. Umeyr yaşasaydı ihale takipçisi olurmuş” diyebilecek kadar alçalabilmişti bu borazan.

En büyük hastalık cehalettir. Tedavisinin en zor olduğu hastalık da cehalettir. Cehalet bilgisizlik değil, yanlış bilgilerin esiri olmaktır. Mus’ab b. Umeyr’i gösteriş meraklısı ve ihale takipçisi diye anlatmak cehaletin ta kendisidir!

Peki, Mus’ab b. Umeyr kimdir?

 Mus’ab gösteriş meraklısı biri miydi? Maddiyat peşinde koşma gibi bir özelliği var mıydı?

Bahsettiğimiz hastalıklı güruhun doğru olanı değil, işine geleni konuşma gibi bir özelliği vardır. 

Anlatılır ya; beynamaz kişiye sormuşlar, “niçin namaz kılmıyorsun” diye… 

Nisa suresi 43. ayetini kastederek,  “Kur’an’da namaz kılmayın emri vardır, onun için kılmıyorum” cevabını vermiş. 

Ona, “namaz kılmayın emrinin bulunduğu ayetin diğer bölümünü de okusana” denildiğinde, “ben o kadar alim değilim” demiş. 

Ayetin diğer bölümünde, “sarhoş iken namaza yaklaşmayın” emri vardır.

Burayı niçin anlattık?

Mus’ab (r.a)’a dil uzatma cesaretini gösteren cehalet hamalı güruh bu yöntemi sürekli kullanmaktadır. Bunu da, tertemiz kişiler için hafızalarda olumsuz izler oluşturma düşüncesiyle yaparlar…

Mus’ab b. Umeyr’in, İslam öncesi ve İslam sonrası hayatı vardır. Mevzubahis zat, Mus’ab’ın İslam öncesi hayatından birkaç bilgi öğrenip diline dolamakta ama İslam sonrası hayata hiç temas etmemektedir. Yani Mus’ab’ın cahiliye dönemi hayatından, kendi cehaletini güçlendirmeye çalışmaktadır.

İslam’la tanışmadan önceki Mus’ab, Mekke’nin en zengin ailelerinden birinin çocuğu, parmakla gösterilebilecek kadar yakışıklı, emsali yok denecek kadar güzel giyimli bir gençti… O kadar ki, Mekkeliler onu hayranlıkla takip ederdi.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in ifadesiyle, "Mekke'de Mus'ab b. Umeyr'den daha güzel giyinen, daha yakışıktı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim."

Mus’ab aynı zamanda, genç olmasına rağmen meclislerde aranan ve davet edilip görüşüne başvurulan biriydi. Çünkü etkili söze, üstün bir akla sahipti.

Mus’ab ihtişamlı bir hayat yaşarken İslam’la tanıştı ve Müslüman oldu.

  Korkunç bir şahsiyete sahip olan annesinden korktuğu için bu tercihini saklı tutmaya çalışmıştı. Ancak, Mus’ab’ın namaz kıldığını gören Osman b. Talha bilgiyi ailesine yetiştirmiş, neticesinde de Mus’ab akrabaları tarafından yakalanıp hapse atılmıştı.

Yani o gösteriş dolu ihtişamlı hayat sona ermişti. Çünkü annesi ona, atalarının dinine dönmemesi durumunda evlatlıktan reddedeceğini, mirastan mahrum bırakacağını söylemişti. Söylediğini de yapmıştı.

Mekke'nin bu nazlı ve zengin genci için artık çile dolu bir hayat başlamıştı.

Mu’ab Habeşistan’a hicret eden kişilerden biridir. Habeşistan dönüşü bu güzide genç daha da değişmiş, kalbi iman ile dolup İslam’ın sağlam bir neferi olmuş, iradesi güçlü, metin bir kişiliğe bürünmüştü.

Bu genç, rahatı ve zenginliği reddetmiş, eski elbiselere, bir gün tok ertesi gün aç kalmaya razı olmuştu.

Tüm bu zorlukların yanında Mus’ab, Allah Rasȗlü’nün gözde sahabelerinden biri haline gelmişti. O kadar ki, Mus’ab ilk öğretmen unvanıyla Medine’ye gönderilmiş, Medine’ye hicret eden ilk sahabe şerefini elde etmişti. 

Mus’ab Medine’de İslam’ı anlatmış, insanları cehaletten aydınlığa davet etmek için kapı kapı dolaşmış ve bu şehrin Müslümanların güvenli şekilde yaşayabileceği bir beldeye dönüşmesine vesile olmuştu. Hicretinden bir yıl sonra Mus’ab, Hz. Peygamber’e rapor verirken, "İslâm'ın girmediği ve konuşulmadığı ev kalmadı" ifadesini kullanmıştı.

Bugün Mus’ab’a dil uzatma cüretini gösterenlerin içlerinde taşıdıkları kinin sebebi budur. Mus’ab, Medine’deki cehalet ortamını yıkmış, yerine İslam’ın nurlu hakimiyetini inşa etmişti. 

Nasıl rahatsız olmasınlar!? Kovanlarına çomak sokmuştu…

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de, Mus’ab’ın da içinde olduğu Uhud şehitlerini özel olarak anmaktadır: "Mü'minlerden öyle er kişiler vardır ki, Allah'a verdikleri sözde sadakat ettiler. Kimi adağını ödedi şehid oldu. Kimi de (şehid olmayı) bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler" (Ahzab, 33/23)

Mus’ab, sancaktar olduğu Uhud Savaşı’nda şehit olmuştu.

Hz. Peygamber defin sırasında üzüntülü bir halde Mus’ab’ın durumunu şöyle özetlemişti: "Seni Mekke'de gördüğümde, senden daha güzel giyinen, senden daha yakışıklı kimse yoktu. Şimdi ise, kefen olarak sarılmış hırkadan başın dışarıda kalıyor." 

Dünya servetini elinin tersiyle itip davaya sarılan Mus’ab, son yolculuğuna uğurlanırken, sarılması için tam bir kefen bulunamayacak kadar dünya ile arasına mesafe koymuştu…

Bu durumu, dönemimizin cahiliye kalıntıları elbette anla(ya)mayacaktır!

Dünyaya tapan cehalet kahramanları, maddiyatı reddedip maneviyatı tercih eden güzide sahabeye elbette çamur atacaklardır.

Cehaletten beslenen güruh, ömrünü cehaletle savaşmakla geçiren kişiyi elbette benimse(ye)meyecektir.

Cehaletiyle yaşamaya devam etmek isteyen zevat, İslam’ın Medine’deki ilk öğretmenini elbette sev(e)meyecektir.

Cehaletiyle gurur duyan zümre, Müslümanların birliğini pekiştiren Cuma namazını Medine’de ilk kıldıran vahdet temsilcisini elbette hedefe koyacaklardır…

Cehaletiyle gündem yapanlar, Allah Teala’nın ayetle taltif ettiği sahabeyi elbette içlerine sindiremeyecektir.

Bize düşen ise, Medine’de Mus’ab’ın yaptığı gibi, cahiliye kalıntılarını tarihe gömecek, ümmete örnek ve önder olabilecek günümüz Mus’ab b. Umeyr’lerini yetiştirmektir.

 
Önceki ve Sonraki Yazılar