Belanın, Yanında Hafif Kaldığı Bir Musibet: Faiz!

Belalar vardır!

İnsanın hayatını zehir eden, dünyada huzur vermeyen, göz açtırmayan, dünyayı zindana çeviren belalar…

Ama öyleleri vardır ki beladan ötedir…

Öyle bir bela ki, sirayet ettiği kişiyle sınırlı kalmaz, kişileri, toplumları, hatta dünyayı etkisi altına alır ve dize getirir.

Okuyana belki abartılı gelecek ama oluşturduğu zarara bakıldığında abartı olmadığı anlaşılır.

Faiz belasından bahsediyoruz!İnsanın sadece dünyasını değil, ahiretini de mahveden bir bela...

Faiz, borç verilen bir parayı veya malı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıklageri almanın adıdır.

Faiz, alın teri dökmeden, haksız yolla kazanç sağlamaktır. Fırsatçılık yapmaktır. Sana mahkûm olan kişinin zor durumundan faydalanıp, çıkar elde etme gayretini taşımaktır.

Bu durum kişiler açısından da böyledir, devletler açısından da…

Faiz, dünyada en çok tartışılan ve gündemde en fazla yer alan konulardan biridir. Hakeza ülkemizde de böyledir…

Faiz, küresel çetenin sömürü aracı olduğundan, malum çete faizin her daim var olmasını, var olan faizin olabildiğince yüksek oranda uygulanmasını ister. İstediklerini de çoğu zaman elde ederler.

Kişisel ekonomi veya devlet ekonomisi, faizin uygulandığı yerde her daim zarar eder. Bunlar uzun vadedeekonomik yönden batmaya mahkûmdur.

Faiz, ekonominin çökmesine yol açar!

Faiz fiyatların artmasına yol açar. Fiyatların artması, alım gücünü zayıflatıp tüketimin azalmasına, azalan tüketim de üretimin daralmasına sebep olur. Bu durum da işsizliği artırır. İşsizlik arttıkça işçi ücretleri düşer. Bu da sosyal sefaletin oluşmasını meydana getirir. Bunların sonucunda sosyal kriz oluşur. Sosyal krizden toplumun tüm katmanları etkilenir. Krizi fırsat bilen küresel hortumcular, yerel fırsatı değerlendirir ve ülkeleri sömürür.

Bunun örneğini yakın geçmişte yaşadık. 2001 yılında Merkez Bankası interbank piyasasında % 6.200'e, repo piyasasında ise % 7.500'e çıkan gecelik faizsonucunda ülkemizde bankalar batmış, yüzlerce milyar dolarlar meçhul kişiler tarafından hortumlanmıştı.

Faiz belasının cezasını, devletle beraber millet çekmişti… Faizle milleti sömüren birçok iş adamı da iflas etmiş ve kendini hapiste bulmuştu!

Küresel çete öyle bir sitem kurmuş ki, ülkeleri ve toplumları kendi çıkarlarına hizmet etmeye mecbur bırakmıştır. O kadar ki, kendilerine hizmet etmeyen devletlerin toplumlarını, ülkelerine karşı isyan ettirmeyi başarmıştır.

Ekonomik müdahalelerle döviz kuru yükselir, millet feryat eder…

Dövizi düşürmek için faiz oranları yükselir. Milletlerin ceplerindeki paranın değeri düşer, millet yine feryat eder…

Her iki durumda da kazançlıolan küresel çetelerdir. Her iki sorunun temelinde faiz yatmaktadır.

Faizin yer bulduğudevletlerde yeterli oranda üretim olmaz. Üretimin az olduğu devletlerde de döviz kurunun yüksek olması kaçınılmazdır. Bunun yanında faiz, sanayi amaçlı fabrika vb. yatırımları da olumsuz etkiler.  Tüm bu yollar sefalete çıkar…

Enflasyonun baş mimarı da faizdir. Faizler yükseldikçe faizin oluşturduğu maliyet vergilere, vergilerden ürünlere yansıyacak, neticesinde enflasyon hortlayacaktır.

İlginç değil midir, dünyayı yöneten devletlerin faiz oranlarının sıfıra yakın oluşu… Mesela, dünyanın kanını emen ABD’nin uyguladığı faiz oranı %0 – 0.25 aralığındadır!

Peki, geri kalmış, az gelişmiş veya gelişmekte olan devletlerin faiz belasından kurtulması mümkün müdür?

Dünyada var olan sistem vebu sistemi yöneten çete var olmaya devam ettiği ve devletlerin sistemi devirmek için birleşmediği müddetçe bu beladan kurtulmak mümkün değildir. Önemli bir husus şudur ki, milletlerin devleti yönetenlere, faizi yok etmeleri konusunda baskı yapmaları, bunu yaparken de, küresel çetenin ödeteceği bedellere hazır olmalarıdır.

Gelişmiş ülkeler, milletin refah seviyesini artırmak için mücadele ederler. Refah seviyesinin artması adil gelir dağılımından geçer. Faiz, adil gelir dağılımın en büyük düşmanıdır. Çünkü faiz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bir sistemdir.

Faiz hırsızlıktır!

Faiz alan kişi, parasını cebinde, kasasında bulunduran veya ticaretinde kullanan kişinin parasını çalmış olur.

Faiz, sosyal ayrışmayı doğurur ve sosyal düzenin bozulmasına yol açar.

Faiz, azınlığın söz sahibi olmasına sebep olur:Bir toplumda faizle borç verenler küçük bir grubu oluşturmaktadırlar. Ancak ekonomik tasarrufların büyük bir kısmına sahiptirler.

Faiz, gelecek nesillere borç aktarılmasının müsebbibidir.

Faiz, merhameti yok eder.

Faiz, yardımlaşma ve dayanışma kültürünü bitirir.

Faiz, para ve malı hayatın odağı haline getirir

Faiz, tembellik ve hazırcılığın önünü açar.

Faiz, toplumu strese ve karamsarlığa iter.

Faiz, Karz-ı Hasen’i öldürür:Karz, “geri ödenmek üzere verilen ödünç”diye tanımlanır ve Allah’a verilen borç diye açıklanır.

*****

Şimdi, dünyanın veya devletin uyguladığı faizi bir kenara koyup, konunun ferdi boyutuna gelelim!

Kamil birer Müslüman olarak, Allah Rasulü’nün yapmış olduğu gibi faizi “ayaklarımızın altına” alabiliyor muyuz?

Rasûlullah (s.a.v) Veda Hutbesinde, “Cahiliyeye ait her şey ayaklarımın altındadır” diyerek faizi yasaklamış, faizin her çeşidini ayakları altına almıştı.

Mecbur ve mahkûm olduğumuz durumlar haricinde faizin her türlüsünü reddedip, Müslümanca bir duruşun sahibi olabiliyor muyuz?

Gücümüz ve imkânımız oranında faizle mücadelemizi yapmazsak, devletleri ve çeteleri topa tutmanın bir anlamı olmayacaktır.

Faizle arasına sınır koymayanların, Allah ve Rasulü ile savaş halinde olduklarını unutmamaları gerekir:“Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasulü tarafından faizcilere karşı açılan savaştan haberiniz olsun.” (Bakara 2/276)Her kim bu savaşa dâhil olursa Allah ve Rasulünün karşısında yer almış demektir. Bu kişilerin ise dünya ve ahirette zelil olacağı aşikârdır.

Acıdır ki, cahiliye döneminde olduğu gibi günümüz İslam dünyasında faizli işlemlerde bulunmak ticaretin devamlılığı için gerekli görülmekte, faizsiz ticaretin yürüyemeyeceği düşüncesi aşılanmakta ve bu düşünce Müslümanlar arasına yerleştirilmeye çalışılmaktadır.

Ancak ticaret ve faiz birbirlerinden farklı şeylerdir. Zira her şeyin en iyisini bilen Halik,“Allah, alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır”(Al-i İmran 2/130) ilanını yapmış,“Allah, faizle elde edilen malı mahveder” (Bakara, 278) uyarısında bulunmuştur.

Faizin sahibine sağlayacağı tek kazanç günahtır. Rasûlullah (s.a.v), “Faiz yoluyla mal çoğaltan hiç kimse, malının hayrını göremez” buyurarak,faizle iştigal edenlerin, gerek maddi, gerekse manevi açıdan iflas etmeye mahkûm olduklarını haber verir.

Dinimizin bütün ikazlarına rağmen faizi terk etmeyenlerin karşılaşacağı hüsran, Kur’an-ı Kerim’de şöyle haber verilir: “Faiz yiyenler, kabirlerinden şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların ‘Alışveriş de faiz gibidir’ demelerinden dolayıdır.(Bakara2/275)

İslâm’ın haram kıldığı ve faillerine Allah’ın savaş ilân ettiği tefecilik ve banka faizciliği büyük günahlardandır. Faiz alışverişinde bulunan Müslüman günahkâr olur. Ama faizi meşru gören, helal sayan Müslüman, kâfir olur. Kâfirin ahiretteki kalıcı yeri ise cehennemdir.

Faiz, sadece malın değil, ömrün de bereketini alır götürür… Faiz belasına yakalanıp kurtulma imkânı oluşmaması sonucunice iflaslar yaşanmış, nice aileler dağılmış ve nice kişiler intihar ederekdünya ve ahiretleri felakete dönüşmüştür.

Tüm bunların sonunda, İslam toplumunun hızlı bir şekilde faizsiz bankacılık sistemine geçmesinin gerekliliğini söyleyebiliriz. Bu noktada, İslam ülkelerinde kısmi olarak yer bulan ve fetva otoritelerinin de cevaz verdiği katılım bankacılığının, soru işaretleri bulunan taraflarının giderilip Müslümanların güvenini kazanacak bir konuma ulaştırılması şarttır. Müslümanların da faiz sistemi yerine faizsiz sistemi tercih etmeleri önem arz etmektedir.

Konuyu, faiz belasının ciddiyetini anlatan Peygamberimizin şu hadis-i şerifi ile tamamlayalım: “Faiz yiyene, faiz verene, faiz muamelesine kâtiplik ve şahitlik yapanlara Allah lanet etsin.”(Buhari, Büyû’ 24, 25, 113; Tirmizi, Büyû’ 2)

Başka söze gerek var mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar