Batı’nın Gölgesini Takip Edenlerin Varacağı Yer Bataklıktır

Her milletin kendine özgü bayramları vardır. Bunları dini bayramlar ve milli bayramlar diye ikiye ayırmak mümkündür.

Milli bayramlar genellikle devletlerin kendi sınırları içinde kutlanır. Ancak dini bayramlar devletleri aşar, milletlerin, belli bir dine mensup insanların kutladıkları günlere dönüşür. Kurban, Hanuka, Mihrican veya Noel bayramları gibi…

Bayramlar sevinç, huzur, mutluluk ve eğlence günleridir…

Rasȗlullah (s.a.v) Medine’ye hicret edince, yerli halkın İran Mecusilerinden kalma Nevruz ve Mihrican adındaki iki bayramı kutladıklarına şahit olunca, bu bayramların yerine Allah Teâlâ’nın Müslümanlara Ramazan ve Kurban bayramlarını ikram ettiği müjdesini vermiştir.

Her millet kendi bayramını kutlar…

Ancak ülkemizde Noel veya Yılbaşı konuşulduğu kadar kendi öz bayramlarımız konuşulmamaktadır. Hatta yılbaşı gecesinde yapılan kutlamanın zerresi dini bayramlarımızda yapılmamaktadır.

Bir gariplik yok mu ortada?

Noel, Hıristiyanların bir bayramı olduğu ifade edilirken, Yılbaşının bundan bağımsız bir kutlama olduğu tartışması yapılır. Ancak azıcık irdelendiğinde Noel ile Yılbaşı arasında güçlü bir bağın bulunduğu görülür.

Noel; her yıl 25 Aralıkta, Hz. İsa’nın doğum gününü kutlamak amacıyla yapılan Hıristiyan bayramıdır.Yılbaşı; miladi yılın başlangıcıdır. Miladi yıl denilen şey de Hz. İsa’nın doğumunu esas alan takvim uygulamasının başlangıcıdır.

Hz. İsa’nın doğum günü için Hıristiyanlar arasında görüş birliği yoktur. Bu sebeple 24 Aralık’ta başlayan doğum günü ve kutlamaları 7 Ocak’a kadar devam eder. Yılbaşı da Hıristiyanların dile getirdiği doğum günlerinden biridir. Bu tarihlerin tayini ve yapılan kutlamaların tümü Batı menşelidir.

Durum bu haldeyken, Müslümanların İslami olmayan bu bayrama ortaklık iddia etmesi hezeyandan başka bir şey değildir.

İşin yürek acıtan tarafı ise, peygamberin doğum günü kutlaması diye ifade edilen bir günde, kutlama adı altında gayri meşru tüm amellerin işlenmesidir. Kumarı, içkisi, zinası, israfı vb. şeytanın pislikleri bu gece kutlama adıyla karşımıza çıkmaktadır.

Hadi Hıristiyan dinini tahrif etmiştir diyelim, onlar için böyle kutlamalar normal kabul edilebilir. Müslüman, bir peygamberin alet edildiği gayri meşru kutlamaya hangi ruh haliyle dahil olabilir!?

Latincede, “Tanrının doğum günü” anlamına gelen “Noel”in uzantısı olan yılbaşı gecesindeki kutlamaya, Müslüman hangi düşünceyle iştirak edebilir!?

Noel Bayramıyla İslam’ın çocuklarına, ipsiz sapsız bir kişiliğe sahip olan Noel, “baba” diye tanıtılmıştır. “Noel Baba” ifadesi hiçbir Müslümanın ağzına yakışmaz. Bu kelimenin illa da telaffuz edilmesi gerekiyorsa“Noel Papa” diye kullanılması uygun olur. Yardımsever ve sempatik diye yutturulmaya çalışılan Noel Papa’nın sicili bunun aksini gösterir.

Bizim tarihimizde yılbaşı kutlaması bulunmamaktadır.

Hatta Mevzubahis bayramın Hıristiyanlara ait bir gelenek olmadığı da ifade edilir. Milattan sonra IV. asırda yaşamış Hristiyan yazar Libanus, ''Christmas in RitualandTradation'' adlı eserinde şu bilgileri aktarır:

''Noel ve yılbaşı kutlamaları, İsa(a.s)'dan önce putperest Romalıların adeti idi. Bugün Hristiyanlık aleminde Noel ve yılbaşını kutlamak için, çam ağacı süsleme, Noel baba'yı bekleme, karşılıklı hediyeleşme, içki içme, milattan önce 2000'li yıllara kadar dayanır. Putperest Romalılar, yıldızlara tapan Çinliler, ateşe tapan bazı kavimler, bugünkü Hıristiyanların yaptıklarına benzer şekilde Noel ve yılbaşı kutlamalarını yapıyorlardı. Hıristiyanlıkta ne Noel baba, ne de İsa(a.s)'ın doğum gününü kutlama vardır.''

Noel ve yılbaşının vazgeçilmez simgelerinden biri olan çam ağacı ve süslemelerinin taşıdığı anlam Müslüman için ürkütücüdür.

Yunan ve Roma pagan kültüründe Bereket tanrısı Attis’in çam ağacında yeniden vücut bulduğuna inanılmakta, buna bağlı olarak çam ağacına bereket sembolü diye tapınılmaktaydı.

Çam ağacına asılan küçük ay, güneş ve yıldız süsleri ise Babil tanrılarının simgelerini temsil eder.

İslam kültürüyle hiçbir alakası olmayan bu eğlenceler, içimizdeki Batı hayranlarının büyük uğraşıları sonucu ilgi görmeye başlamış, özenti ve taklit hastalığı toplumumuzu hızlı bir şekilde zemini sağlam olmayan Batı’ya doğru kaydırmıştır.

 Hâlbuki Müslümanlar, gayrimüslimlere meyletmemeleri hususunda uyarılmaktadır:

Her kim bir kavme benzemeye özenirse o da onlardandır.”Hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşme şekille sınırlı kalmaz, sonuçta itikadi benzeşmeyle birleşeceği ifade edilir.

İslam dininde ve kültürümüzde yer bulmayan bir âdeti gayrimüslimlerden görüp uygulamak onlarabenzeme anlamına gelir. Teşebbüh diye zikredilen bu durum İslam dinince yasaklanmıştır.

Hz. Ömer, müşriklere İslam beldelerinde törenlerini açıktan yapmamaları şartını koşmuştur. Çünkü Müslümanların mevzubahis eğlenceleri yakından görmeleri durumunda etkilenebilecekleri endişesi vardı.

Bir kısımMüslümanın heva ve heveslerine uymaları sebebiyle, tabiri caizse yoldan çıkacağı haberi verilmektedir: Hz. Peygamberin, "Şüphesiz ki, siz kendinizden önce gelip geçen milletlerin yoluna karış karış, arşın arşın tıpatıp uya­caksınız! Öyle ki, onlar daracık keler (kertenkele) deliğine gir­seler, siz de muhakkak onlara uyarak oraya girmeğe çalışacaksınız" uyarısını duyan sahabe:

Ey Allah’ın Rasȗlü! Bu milletler Yahudi­lerle, Hristiyanlar mı?" diye sorduğunda Hz. Peygamber:

"Onlardan başka kim olacak?” cevabını vermiştir.

Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç; Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir sözüyle konuyu özetlemiştir.

1990 yılında Londra'da BBC yayınları arasında çıkan''Misyonerler''adlı kitabın Müslümanlar ile ilgili kısmında şu cümleler yer alır: ''Müslümanları Hıristiyanlaştırmak imkânsızdır. Onları Hıristiyanlaştırmak için, önce onları dinden uzaklaştırmak gerek. Bu hususta her türlü faaliyeti yaparken adına 'Çağdaşlaşma'' deyiniz.”

Batı hangi düşüncede, benliğini kaybetmiş Müslüman hangi hülyalarda…

Batı mandası sevdasını taşıyan zihniyet Osmanlı döneminde ''muasırlaşma'', günümüzde de “çağdaşlaşma”safsatasını dillendirmiştir. Busöylemin önderleri misyonerlerdir. “Çağdaşlaşma” söylemiyle toplumun önemli bir kesimi kendi dinini, örfünü, kültürünü, ananesini terketmiş ve Batı’nın insanı manen uçuruma sürükleyen adet ve yaşantılarını örnek almıştır.

“Mağlup olanlar galip gelenleri taklit eder.”Bizimle gen uyuşmazlığı bulunan toplumlara benzeme yarışına girenler zihnen mağlup olmuşlar, ezik ve yenik olmadıklarını ispatlamak için peşine takıldıkları kokuşmuş Batı medeniyetinin kör savunuculuğunu yapma telaşına düşmüşlerdir.

Hâlbuki biz mağlubiyeti,savaş gemilerine doluşan Batılılarla birlikte Çanakkale’de denizin dibine gömmüştük. Peki, içimizdekilerin bu kompleksi niye!?

Yabancıların kültürüne meyletmekten kurtulabilmek için kendi eksiğimizi görmek zorundayız.

Bayramlar ve eğlence konusunda İslam âleminde ciddi boşluklar bulunmaktadır. Bayramlar hoşça vakit geçirme, meşru sınırlar ölçüsünde eğlenme günleridir. Ancak bizim bayramlarımız bayram havasından çok uzak monoton bir ortamda yaşanmaktadır.  Bayram günlerinde aradığı heyecanı bulamayan Müslümanlar heyecanını farklı milletlerin kutlamalarıyla yaşamak zorunda kalmaktadır.

Bu sebeple bayramlar, bayram ruhuna uygun, çocukların, gençlerin, hatta yaşlıların meşru sınırlar içinde eğlenebilecekleri bir formata sokulmalıdır. Bunu yapmadan, yabancı kültürleremeyleden gençleri de yerden yere vurma hakkına sahip olmadığımızı bilmemiz gerekir.

Müslümanların Noel vb. Batı temelli kutlamalara meyletmemeleri için toplum önderleri öncülüğünde çalışma yapılıp önlem alınmalıdır. Bu çalışma, meşru ölçüler çerçevesinde topluma heyecan veren, şenlik havası oluşturan, gençlerin enerjisini boşaltan, milletin birbirine kenetlenmesini sağlayan bir bayram ortamının hazırlanması şeklinde olabilir.

Bir hususu özellikle zikretmek gerekir. Hiçbir şey boşluk kabul etmez. Oluşan boşluk birileri tarafından mutlaka doldurur.

Mehmet Kumaş

Önceki ve Sonraki Yazılar