Amansız Mücâdelenin Neresindesin?

Allah Teâlâ insanı, kendisine kulluk etmesi, iyi bir kişi olması, Hak’tan ve Hakikatten yana olması, zalime karşı koyması ve yalana meyletmemesi için yaratmıştır.

Hakikat, yalanın olduğu yerde belirgin hale gelir.

Birbirine zıt iki kavram ve ilelebet devam edecek olan mücâdelenin tarafları…

Hakikat ve Yalanın Mücâdelesi

Hâbil ile Kâbil ile başlayan ve sonrasında hiç ara vermeden devam eden bir mücâdele…

İyiler ve kötüler arasındaki mücâdele.

Yalancıların ve zalimlerin atası olan Kâbil, kardeşi Hâbil’e, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" sözüyle, bu yolun taraftarlarının karakteristik özelliklerini ilan ediyordu!

Tehdit, güç ile korkutma, kibir, ceberrutluk… Her fırsatta öldürmenin hesabını yapmak...

Diğer taraftan, Hakikatin ve mazlumların atası olan Hâbil, Kâbil’in tehdidine,  "Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" sözüyle karşılık vermişti…

Hakikatten yana olanlar, öldürmenin değil yaşatmanın hesabını yaparlar.

Hz. Musa ile Firavun arasında aynı mücâdele…

Hz. İbrahim ile Nemrut arasında yine aynı…

Hatemu’l-Enbiyâ Hz. Muhammed (s.a.v) ile Ebû Cehil’le tekrar gün yüzüne çıkan mücâdele…

Buradaki isimler değişken ama zihniyet aynı…

Her dönemin bir Musa’sı, karşısında bir Firavun’u, Nemrut’u veya Ebû Cehil’i mutlaka olacaktır.

Mekke döneminde zalimler, Hz. Peygamber’in ve arkadaşlarının “Allah” demelerine, bir araya gelip muhabbet etmelerine izin vermiyorlardı…

Kur’an’dan ayet okuyanlara, akla hayale gelmeyecek işkence ve eziyetle karşılık veriyorlardı.

Ebû Cehil, Ebû Leheb, Ümeyye b. Halef ve nice azılı zalimler!

Medine döneminde, Hakikat düşmanları iktidar sahibi ol(a)madıkları için renk değiştirmişlerdi. Nifakın, fitnenin temsilciliğini yaparak hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlardı.

Senden görünüp seni yok etmeye çalışan ikiyüzlülerin aktif olduğu bir dönem.

Yani en zor dönem…

Mekke döneminde, zalim güruh iktidar sahibi olduğu için münafık zümre oluşmamıştı.

Ancak, Medine’de Hakk’ın, Hakikatin iktidarı kurulduğu için zulmünü yapamayan, zihniyetini açıklayamayan hasta ruhlu bir kitle oluştu, münafık güruh meydana geldi.

Hastalıklı bir ruh hali olan münafıklık; çıkar elde etmek, sahip olunan imkânları korumak, gelmesi muhtemel zararlardan korunmak gibi sebeplerle ortaya çıkar. Yükselen değerler etrafında görülebilen bu hastalıklı hal, hem hicretten sonra Medine yıllarında, hem de daha sonraki dönemlerde Müslümanların sıkıntılı durumlar yaşamalarına sebep olmuştur.

Her şeyin yaratıcısı olan ve her şeyin en iyisini bilen Allah Teâlâ, hastalıklı bu güruhu, “Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur. Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya kaçarlardı” (Tevbe 56-57) ayetleriyle tanıtır.

İkiyüzlü bu zümre, Hakikati temsil edenlerin en yakınına kadar gelir ve onların birebir taklidini yapar.

Medine döneminin azılı münafığı Abdullah bin Übey bin Selûl, yandaşlarıyla Mecsid-i Nebevi’ye gelir ve cemaatle kılınan namaza iştirak ederdi. Yandaşlarıyla baş başa kaldıklarında her türlü ahlaksızlığı yapmaktan geri kalmazlardı.

Bu kadar tehlikeli…

İslam dünyasında bugün yaşanan en büyük sıkıntılardan biri de budur. Kalplerinde hastalık bulunmasına rağmen, çıkar elde edebilmek için, Hakikat yolcusu görünüp her fırsatta Hakikate kinlerini kusmaktadırlar.

Bunların nifaklarının dışa yansıması güçleri oranıncadır.

Bunlar, bazen İmam Hatiplileri sapık ve sahtekâr iftirasıyla,

Bazen de, ölümüne dövdüğü ihtiyarın Kelime-i Şehadet getirmesine, “ezan mı okuyorsun”  diyerek en galiz küfürlerle içindeki kin ve nefreti dışa vurmasıyla karşımıza çıkarlar…

Hamleleri, bazen camileri at ambarına çevirmekle olur,

Bazen de Ezan-ı Muhammedi’yi susturmakla…

Her ne şekilde olursa olsun bu mücâdele devam edecektir…

Ama bir gerçek vardır ki, hakikâtin galip gelmesine kimse engel olamayacaktır. Bu biliyi bize, her şeyi bilen Allah Teâlâ haber vermektedir: ~~61.8~
“Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.”
(Saff 8)

Ancak, bu müjde;

Hakikat savunucusunun davasına sahip çıkmasıyla,

İstikamette dik duruşuyla kemale erecektir…

Burada önemli olan senin nerede durduğundur!

Önceki ve Sonraki Yazılar