Tapınacak tanrı bulamayanların sığınağı; Başlangıç...

Yer İspanya… Dünyayı sarsacağı iddia edilen bir buluş… İki bilim adamı, üç din adamı, bir kral… Dan Brown’un  2017 yılında çıkan kitabı Başlangıç… Dan Brown… Basılmış tüm kitaplarında aynı kapak: Da Vinci Şifresi Yazarı. Öyle ki Da Vinci Şifresi’nden evvel yazılmış sırasıyla Dijital Kale, İhanet Noktası, Melekler Ve Şeytanlar üzerinde de aynı tanıtım yazısı: Da Vinci Şifresi yazarı… Dan Brown

İçinde İspanya güzellemesi, tarihi eser tanıtımı, ideoloji reklamı ve tüm bunları ortasından delip geçen polisiye bir öykü var.

Kitapta en çok sorulan soru nereden geliyoruz nereye gidiyoruz sorusu… Yazar merakını hiç gizleyememiş. Fakat kendine dahi anlatamadığı ve sebebini az çok kavradığı bir teslimiyetin de içinde aynı zamanda. Nereden geldik nereye gidiyoruz biraz da yüksek sesle düşünme gibi.

Kahraman fütürist biri olarak tanıtılıyor. Bir kitapta biri için fütürist tanımlaması yapılıyorsa anlayın ki sizin verilenleri kabul etmeniz bekleniyordur. Mesela size sunulan tüm teknolojik ilerilikleri kabul etmelisiniz.

Burada da başkahraman Edmond Kirsch’in telefonundan tutun arabasına kadar ve tabii ki özel üretim ve kimsenin geliştiremeyeceği bilgisayarına ve yapay zekâsına kadar her şey bu ön kabul ile özümsenmekte. Kitapta adı geçirilen Elon Musk’un Kirsch olarak hayal edilmesi olası.

Belki yazar bu hayalin önüne geçebilmek ve bu iki kişinin ayrı kişiler olduğunu belirtmek için Elon Musk’un Edmond Kirsch’e araba hediye ettiğini yazıyor.

Edmond Kirsch kusursuz zenginlikle kusursuz bir hayat yaşıyor. Bilim onun her şeyi ve reddettiği tüm şeyleri bilime bağlıyor.

Tapınacak bir tanrı bulamayanların sığındığı bir başka dal bilime tapınmak herhalde.

Kitap boyu Kirsch’in neredeyse İspanya’nın sahibi gibi gösterildiğine tanıklık ediyoruz.

Yazar, parayla saadet olabilir fikrini enjekte ediyor. Materyalist bir kafa, materyalist fikirlerle teknoloji bağımlılığı ve gerçek insanın yerini başarıyla dolduracak yapay zekâlarla çevrili hayata onay veren bir anlayış...

Kitabın bir yerinde teknoloji-insan bütünlüğünden bahsedilmesi de bundan. Dan Brown cep telefonu kullanmanın bile öz insandan sıyrılıp teknolojik insana evrilme için yeterli olduğunu ve zaman ilerledikçe ihtiyaç olarak kabul edilen kimi yeniliklerin esasında buna ortam sağladığını anlatıyor. Yani artık ihtiyaçlar alışkanlık haline geliyor ve kanıksanıyor.

Profesör Robert Langdon bir simgebilim profesörü. Kitap boyu karşısına çıkan ya da çıkarılan bütün simgeleri hatasız biçimde çözüyor ve bu çok ama çok kısa sürede oluyor. Yazarın Langdon’u da bir yapay zekâya dönüştürmesinden korkmamak mümkün değil. Bu kadar algısı açık, bu kadar kısa süren çözümlemeler yapabilen ve geçmişi hatırlayabilen (üstelik 60 yaş üzeri) birinin bir an için gerçek insan olamayabileceğini ve kitabın sürprizlerinden birinin de bu olup olmadığını sorgulayabilirsiniz. Elbette daha önce Dan Brown okumadıysanız… Çünkü Dan Brown okuyanlar bilirler ki Langdon daha önce de vardı ve yapay zeka değildi.

Hikâyenin en iyi tarafı adı geçen tüm eserlerin gerçek oluşu ve internet vasıtasıyla bu eserleri görebilecek durumda olmamız.

Neredeyse elimizde telefonla geziyoruz İspanya’yı. Yazar bu kadar sanat tarihi ve eseri bilgim var deyip kahramanları oradan oraya gezdirmiş. Bir olayı katedralde çözerken diğer bir olay için müzeye götürüyor bizi. Bu tarihi eser sevgisini ve merakını kitabın kapağında da görebiliyoruz. Acaba bunca eser içinde Endülüs dönemine ait herhangi bir eser de düşünülebilir miydi? Mesela adı sonradan Cordoba Katedrali olarak değiştirilecek olan Kurtuba Camii

Bu cami hem kendisinin hem de bulunduğu şehrin işgali ile tarihin kanla değiştirildiğine ilişkin en hazin örnektir.

 Cami katedrale çevrilecek, insanlar öldürülecek, Yahudiler kaçacak ve Osmanlı onlara sahip çıkacaktı.

Merkezi Gırnata (Granada) olan Beni Ahmer Devleti’nin dünya kültür tarihine kazandırdığı Elhamra Sarayı için de iki kelam edilebilirdi. Kitabı okurken nasıl cep telefonlarımızı çıkarıp arama motoruna adı geçen tarihi eserleri yazıp incelediysek ve bir gün olur da İspanya’ya gidersek bu yapıları muhakkak göreceğiz sözünü verdiysek aynı şeyleri İslâm mirasının temsilcisi bu eserler için de düşünebilirdik. Yazar ya bunu düşünmemizi istemedi ya da koskoca devasa bu yapıları unuttu!

Kirsch, yaptıklarıyla hatırlanacak bir azize dönüştürülürken onun hatırasını ve bilimsel mirasını önce ortaya çıkarma sonra da devam ettirme misyonu Langdon’a yükleniyor. Belirtmeden geçemeyeceğim nokta Profesör Langdon’un Kirsch’in Tanrı’ya ve inananlarına kendince giydirmelerini hafif sırıtarak karşılaması

Bunu bazen bir simgeyi çözerken bazen de bir dize okurken görüyoruz… Bu manada Langdon’un da çok matah bir adam olmadığına karar veriyoruz. Langdon’un yanında iki yardımcısı var. Bir yapay zekâ ürünü olan Winston en büyük yardımcısı diyebiliriz. Zerre duygu taşımayan, amaca ulaşmak için her yolu mubah gören, Winston’un lansman uğruna yaptıklarını öğrenince gidip onu parçalayasınız gelebilir. Diğer yardımcı ise müstakbel İspanya kralının nişanlısı. Zaten meselenin kraliyetle bağlantısı ve getirdiği sesin kaynağı bu.

Kötüyü bulma, onu tespit etme ya da yazarın kötüye sizi ulaştırması polisiye her kitabın ortak sonu. Yazarlar bizim hiç beklemediğimiz ve sayfalar arasında hiç renk vermedikleri ya da pasif gösterdikleri kişiyi en suçlu ilan edebiliyorlar. Bu romanda bu durum sabit kalmakla beraber iyiyi de arama uğraşı içinde bırakıyor bizleri. Fakat bu yazarın iyisi.

Tüm dinlerin kökenini derinden etkileyecek iddiasıyla ortaya çıkan ve bunu görsel bir şölenle duyuracak birinin hayatını kaybetmesiyle ilgilenen okuyucu kitlesinden çok buluşu merak eden ve esasında bunun tatmin edici olup olmadığını merak eden bir okuyucu kitlesi de var. Okuyucu yarım kalan tanıtımı yalnızca dünya kamuoyuna açıklanırsa veya açıklanabileceği sırada öğrenebileceğini biliyor. Bu nedenle de istiyor ki şu engeller ortadan kalksın, şu şifreler çözülsün…

Önceki ve Sonraki Yazılar