Sömürgeci Batının tahrip ettiği hayatlar; "Ülkemde..."

Tahar Ben Jelloun bir göç kitabı yazmış. Bu göç önce Fas’tan Fransa’ya sonra da Fransa’dan Fas’a bir göç.

Burada tarihsel olayların meydana getirdiği bir iç göç gibi anlaşılabilecek bir döngü söz konusu. Herhalde sömürgecilikle devletler kendisine hayran kalınmasından çok daha fazla kendisinden nefret edilmesini bekliyorlardır.

Fakat mevcut duruma bakıldığında tam tersi bir durumla karşı karşıya kaldığımızı görürüz. Bu manada Mağribi yazarların tipik özelliği bir türlü vazgeçemedikleri Fransa tutkusu.

Eserler bu tutkuyla veriliyor, bu tutkuyla süsleniyor. Yazılarda muhakkak bir Fransa, Fransızca, Frank kelimeleri geçiyor. Amin Maalouf’u da bu kategoriye dâhil edebilirsiniz.

Fas, 1800'lü yılların ikinci yarısında İspanya, 1912'den sonra da Fransa hâkimiyetinde kalmış, Fransa hâkimiyetiyle bir sömürge durumuna gelmiş yeraltı yerüstü ve kültürel değerlerinde önemli ölçüde erozyon meydana gelmiştir. 1956'da bağımsızlıklarını ilan ettiklerinde yeni neslin tamamı Fransızca bilen yurttaşlardan oluşuyordu. Bunun kültürel etkilerini ve yansımalarını hesap etmek hiç de zor değil. Benzer şekilde Cezayir'i ve Afrika'nın diğer sömürülmüş milletlerini de örnek gösterebiliriz.

Eserin kahramanı Muhammed'in tek pasaportla Fransa'ya gidebilmesi, orada her ne kadar hor görülse de,  kategorik olarak belli bir sınıfa sokulsa da, daima hizmet eden ve etmek zorunda olan biri gibi görülse de kendisine çalışma ve barınma açısından bir kolaylık sağlandığı kesin.

Belki bu kolaylık Libyalılar için İtalya’da, Mısırlılar için İngiltere’de söz konusudur.

Osmanlı'nın yüzlerce sene elinde tuttuğu yerlerde misyonerlik başta olmak üzere zenginlik kaynaklarına el sürdüğü ve kültürel açıdan oradaki toplumun davranış biçimlerini değiştirme gayreti içinde olduğu görülmemişken bahsi geçen devletler 30-40 yılda istedikleri maddi zenginliğe ulaşıp bir de kendi kültürlerini dayatma noktasındaki sert üsluplarıyla kendilerince başarıya ulaşmışlardır.

Göçmen psikolojisini ve hayatını yansıtan “Ülkemde” insanların ait olmadıkları ya da olmadıklarına inandıkları ya da olmadıklarına başkalarının inandığı bir yerde yaşamanın zorluklarını içeriyor.

Son dönem yaşanan etnik ve dini temelli bölgesel sorunların bizi etkilediği biçimiyle yakından alakalı tartışmaları her daim içimizde hissederek okuyoruz kitabı. Öyle ki dünyanın neresinde bir mülteci sorunu, bir yurtsuzluk sorunu baş gösterse -ister gönüllü ister gönülsüz olsun- hep Türkiye’yi ve yakın çevresinde olup bitenleri aklımıza getireceğiz.

Muhammed, küçük dünyasında değişimleri gözlemleyememiş biri. Gerek çevresindeki değişimleri gerekse de ailesindeki değişimleri gözlemleyememiş ve olayları saf bir bakış açısıyla değerlendirmiş bir kişilik.

Ülkemde, Doğu-Batı kıyası yapma noktasında da belirli fikirler veriyor. Bunda yazarın milliyeti de büyük önem taşıyor. Böyle kıyaslamalar, göçmenlik, kültürel değişimlere ayak uydurma yahut ayak uyduramama gibi meseleler Tahar Ben Jelloun gibi kökeni itibarıyla Doğulu yazarların gündemi daha çok. (Fas epey Batıda ama beslendiği kültür Doğu kültürü) Mesela Bosnalı bir yazar yakın geçmişte yaşanan savaş ve soykırım felaketini, Ortadoğulu bir yazar işgalleri ve etnik yapıların ayrışmasını, Hintli bir yazar da mistik ve metafizik konuları işlemeden öyküsünü bitirmez.

Yazar, günlük hayatı çok iyi yansıttığı bu eserde ekstra hiçbir olaya yer vermeden son derece gerçekçi bir anlatımda ısrar ediyor. Dili kolay anlaşılır ve açıklayıcı.

Kitapta ikili, bazen üçlü bir anlatım söz konusu. Bazen başkahraman Muhammed alıyor sözü bazen de yazar. Muhammed anlatırken eski bir hatırasını dinliyorsunuz, yazar anlatırken bu sefer dışarıdan bir gözün anlattığı eski bir hatıra dinlemiş oluyorsunuz. Aynı eser içinde birden çok anlatıcıya denk gelebilirsiniz ama bir içeriden bir dışarıdan anlatıcıya denk gelmek çok zordur. Arada başka anlatıcılar da çıkıyor. Bu daha da ilginç. Enteresan karakterler de var. Muhammed zaten enteresan bir karakter. Fakat onun girişimci kuzeni çok daha enteresan. Muhammed'e ortak iş yapmayı teklif ettiği sayfalar kitabın gülümseyen ve gülümseten sayfaları.

Bir değişimin fark edildiği ve beraberinde ister istemez kişisel bir dönüşümün evvela çevrede olup biteni kanıksamayla başladığını görüyoruz. Tüm bunları Muhammed'in Fransa yolculuğu ile beraber anlıyoruz. Çocuklarının büyümesiyle yaşadıkları çevrenin ve toplumun kültürünü önceleyerek yetişmiş olduklarını anlaması belki biraz zaman alıyor ancak sonunda bir kabullenişi de görüyoruz.

Yakın dönem Fransa siyasetini de az ve kısır da olsa görme ve tahmin etme imkânı yakalıyoruz. Chirac, Le Pen, sokak olaylarıyla arabaların yakılması ve hatta bundan Muhammed'in de nasibini alması bizi kitabın anlattığı dönemi tahmine zorluyor. Zaten bu ipuçlarıyla az çok da kendini belli ediyor. Bozulmadan, değişmeden ve dönüşmeden emekli olup köyünde bir ev yapma hayalini gerçekleştiriyor ama bu hayalinde bile bir değişimin, dönüşümün yansımaları ortaya çıkıyor.

Kendisine 40 sene evvel böyle bir ev yaptırıp yaptırmayacağını sormaktan dahi akıl etmekten uzak yeni bir Muhammed olduğunu da kabul etmekten yoksun bir kişilik söz konusu. Çalışmaya Fransa'ya gitmiş orada sindirilmiş ve mücadelesini kendince verse de dar hayallerle geniş bir ev yapmaya kalkmış ve bu dar hayalinin ve geniş evinin altında kalmıştır.

Kitapta anlatıldığı biçimiyle Muhammed küçük bir adamdır. Düşük vizyonu, dar görüş açısı ve değişimlere karşı gösteremediği reaksiyonla küçük bir adamdır. Tüm hayali ülkesinde ailesinin tüm fertleriyle bir arada yaşayacağı bir ev sahibi olmak. Evlenmiş kızını dahi o eve bekleyecek kadar hayalci ve gerçeklerden uzak.

Faslı yazar Tahar Ben Jelloun Fransa’da yaşamış ve orada edebiyat ödülleri almış bir isimdir. Ülkemde ile yazar, Muhammed karakteriyle tümüyle örtüşmese de kendisinden de küçük küçük parçalara yer vermiştir. Ancak Tahar Ben Jelloun yetenekleriyle kendisini Fransa’ya ve Fransız kamuoyuna kabul ettirmeyi başarmıştır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar