"Sıfır Sayı..." Geçmişi silmek ve kötülemek adına...

Karmakarışık bir konu… İhtimaller üzerinden sonuç almaya çalışanlar, gerçeklerden habersiz olanlar ve medyanın iç yüzü… 2016 yılında vefat eden Umberto Eco’nun son romanı olmakla beraber en ilginç romanlarından biri olma özelliği de taşıyan Sıfır Sayı, geçmişte yaşanmış pek çok olaya da el atıyor. Hatta Papa suikastında kimlerin nasıl rol oynadığını da gözler önüne seriyor.

İtalya, Mussolini’den kurtulmuş olsa da işler kötü gittiğinde eski rejime haksızlık edildiğini düşünen bir kesimi daima barındırdı. Geçmişi kötülemek ve silmek adına söylenmiş sözlerin, yazılmış yazıların ve bu uğurda oluşturulmuş tarihin inandırıcılığı bir yere kadardı. Gerek sözlerle gerek uygulamalarla birilerinin canı fena halde acıtıldı zamanında.

Hiçbir şekilde İtalya gibi kanlı bir geçmişi olmayan Türkiye’de de aynı şeyler İtalyan usulü ile yapılmak istenilmedi mi? Önce Osmanlı aleyhine yıkıcı, kara ve kapkara bir propaganda, eski rejimin daima başımızda bir tehlike olduğu vurgusu… Sonrasında çelişkilerle dolu kanun satın almalar… Nihayetinde de İtalya’nın reddettiği, yok saydığı faşist dönemin ceza kanunu toplumun değerlerinden uzak yöneticilerle uygulama…

Ortada hiç çıkmayacak bir gazete var ve bu gazete sanki çıkacakmış gibi personel bulunduran ve çalıştıran bir gazete. Geçmişteki olaylara hiç bakılmadığı ve görülmediği taraflarından bakmayı ilke edinmiş ve adından da anlaşılacağı üzere yarından haber veren bir gazete olma özelliği taşıyor.

Kitap kötü gazetecilik konusunda bir rehber sloganı ile basılmış fakat gazeteciliğin ana damarı zaten budur. Okuyan da en çok bunu bilir ve hiçbir zaman yazılanlara yürekten inanmaz. Patron adına hareket eden Simei, bizlere gazete nasıl çıkarılır onu öğretiyor. Öyle ki bu yolla gazete haberlerinin alt metinlerini okurken bir kez daha düşünmek ve asıl verilmek istenen mesajı kavramak mümkün olabiliyor.

Simei, bir haberi verirken iki farklı görüşün yazılmasını fakat asıl ikinci yazılanın okur üzerinde etkili olduğunu ve okuru yönlendirdiğini ortaya koyuyor.

Bu son derece teknik ve daha çok psikolojiyi ilgilendiren konu gazeteciliğin temel ilkesi haline gelmiş vaziyette. Son yıllarda herkesin diline dolanan ‘algı operasyonu’ ifadesi böylece daha iyi açıklanmış oluyor.

Kitap bomba bir iddiayla teknik anlatımdan merak uyandırıcı bir anlatıma geçiş yapıyor. Gazete çalışanlarından Braggadocio, resmen esas karakter. Colonna’ya Mussolini’nin herkesçe bilinen biçimde öldürülmediğini ve o öldürülen kişinin dublörü olduğunu, dolayısıyla meydanda ayağından asılan kişinin de Mussolini olmadığını anlatıyor. Bu iddiayı destekleyecek delilleri de sıralıyor. Bu, esasında pek çok kez karşımıza çıkmış bir durum. Usame Bin Ladin’in ölmediğine, Saddam Hüseyin’in ve Muammer Kaddafi’nin de aynı şekilde ölmediğine, en azından basında ve medyada gösterildiği biçimde öldürülmediklerine inanan önemli bir kesim var.

Bu kesim bizlere arka arkaya sıralayabilecekleri kendilerince kesin delillere de sahipler. Fakat dünyada alay konusu edilmeye en müsait ve zaman zaman komik bulunmaya uygun meslek dallarından birisinin komplo teorisyenliği olduğunu da akıllarda tutmak gerekiyor.

Bu arada haberler gazete patronu Commendatore’ye zarar vermemeli ve onun başını belaya sokmamalı. Bu nedenle bazı konular ve konuların bağlanabileceği isimler es geçiliyor ve haber yapılmayabiliyor. Bu da klasik medya kültürünün bir parçası.

Medya patronları ve onların bağlantıları gazetecileri ve habercileri epey kıstırmış durumda. İç içe geçmiş ilişkiler ağı, devletle ve çeşitli gruplarla kurulan organik ya da inorganik bağların elleri kolları bağladığı bir meslek.

Bir Umberto Eco kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünüyorsanız bu kitaptan başlayabilirsiniz. Diğer kitaplarında yer alan girift ilişkiler ve konu içinde konular Sıfır Sayı’da pek yok. Ama her yönüyle Umberto Eco üslubunu görmek mümkün.

Önceki ve Sonraki Yazılar