Rum-Yunan vahşet ve terörü...

Yunanistan’ın Türkiye’den toprak talepleri Paris Barış Konferansı’nda dile getirilmiştir.

Bunları sadece toprak talebi olarak değerlendirmemek gerekir. Rum ve Yunan tarafı tarihsel olarak kendilerince fikri bir altyapı kurmuş olsalar da bunların gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Salim Gökçen, Türkiye’de Rum-Yunan Vahşet Terörü kitabında Rum-Yunan cüretkârlığının sebeplerini araştırmış.

Kitap, belirli kavramları açıklayarak başlıyor. Terör, şiddet, anarşi tedhiş ve benzeri kavramları açıklıyor ki Rum’u ve Yunan’ı anlayalım.

Özellikle 1919 ile 1923 yılları arasında terör örgütlerinden farksız birçok eylemde bulunmuşlardır. Yunanistan’ın bağımsız bir devlet olduğu düşünüldüğünde buna pekâlâ devlet terörü diyebiliriz. Çünkü bu gruplar İstanbul’un fethinden sonra yüzyıllarca başlarını kaldırabilecek bir ortam bulamadılar. On dokuzuncu yüzyılda dış destekle ve türlü oyunlarla bağımsızlıklarını yine bizim topraklarımız üzerinde elde ettikten sonra yavaş yavaş asıl amaçlarına ulaşma yolunda adımlar atmaya başladılar. Bu adımları atarken de Batı dünyasının kendilerine olan hayranlığını sonuna kadar kullanmayı ihtimal etmediler. Belki bunu hâlâ kullanmaktalar. Bu kadar şımarık olmalarının sebebini başka türlü izah edemiyoruz. Aynı şeyleri daha sonra Kıbrıs’ta da yapacaklardır.

Yunanistan’ın toprak talepleri Trakya’yı ki bunun içinde İstanbul da var, Doğu Karadeniz’i, Batı Anadolu’yu ki burada da sadece İzmir’le yetinmiyorlar, adaları kapsıyor. Adalar içinde Bozcaada, Kıbrıs ve birçok ada ile beraber Meis Adası da var. Yani bu da demek oluyor ki en az 1919’a kadar bu ada Yunanistan’ın elinde değilmiş.

Venizelos’un amacı büyüktü. Meghalo Idea olarak da formüle edebileceğimiz bu hedefte Venizelos, Adalar Denizi’ni yani şimdilerde Ege Denizi denilen yeri Yunan Denizi’ne benzetmekte ve Yunanistan’ı iki kıtaya uzanan, beş denize açılan bir ülke olarak hayal etmekteydi.

Yunanistan’ın bu idealini gerçekleştirmesine reel politiği bir yana bırakalım başta dünyanın ömrü izin vermeyecek herhalde. Bu kadar enerji sahasını, stratejik toprakları ve bu kadar büyük askeri güç potansiyelini tek başına onlara vermeyi ne kadar şımartmış olursa olsun Batı dünyasının da onaylaması mümkün görünmüyor.

Belki Kurtuluş Savaşı’nda küçük bir toprak parçası için örneğin Batı Anadolu’da belirli yerler için bir İngiliz desteği söz konusu olmuştur ama İstanbul’u işgal eden tek başına bir devlet olmamıştır. Yani bu Meghalo Idea dediklerinin gerçekleşmesi Yunanistan’ın gücüne bağlı olacaktır. İş az evvel bahsedilen enerji sahalarına ve stratejik bölgelere gelince Yunan’ı kendi haline bırakmayacakları çok açıktı. Burada Yunanistan’ın elde edebildiği kadar toprak elde etme politikası takip ettiğini söyleyebiliriz.

Yunanistan’ın terörle amacına ulaşmak için her yolu denediğini ve cesaretini borçlu olduğu yerleri de söyledik. Bu ideal için demografik yapıları değiştirme, yerli Rum işbirlikçilerden yararlanma, göçe zorlama, katliam yapma, işkence, gasp, resmi kayıtlarda tahrifat yapma gibi bilinçli ve planlı hareketlerde bulunmuşlardır. Yani Yunan ve Rum terörü planlanmış bir terör hareketidir diyebiliriz.

Salim Gökçen, şimdilerde yeni yeni farkına vardığımız bir gerçeğe de değinmiş. Bu gerçek Adalar Denizi gerçeğidir. Bu tanımlama 1940’lı yıllara kadar Türkiye’de kullanılmış fakat sonra yerini Ege Denizi ifadesine bırakmıştır. Osmanlı Devleti buraya Akdeniz, Adalar Denizi, Cezayir-i Sefid gibi isimler vermiştir.

Ege adı mitolojiden türemedir. Ayrıca Lozan’ın Türkçe çevirisinde orijinal metninden farklı olarak Adalar Denizi ifadesi kullanılmıştır. Mecliste de bu haliyle kabul edilmiştir. Fakat dediğimiz gibi 1940’lı yıllardan sonra Ege Denizi denilmeye başlanmıştır. Belki Atatürk’e atfedilen “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir” emri de bu gerçeği vurgulamaktadır.

Salim Gökçen, Türkiye’de Rum-Yunan Vahşet ve Terörü çalışmasıyla geçmişten günümüze uzanan ve çözülememiş sorunlardan bahsetmektedir. Aynı meselelerin aynı şiddetle devam ediyor olduğunu ve henüz bir aşama kat edilememiş olduğunu görmekteyiz. Gerek adalar konusunda gerekse de Kıbrıs konusunda bir türlü diyaloga yanaşmayan Rum ve Yunan tarafı çözümün önünü tıkamaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar