Reşat Nuri Güntekin'in "Değirmen"i üzerine...

Değirmen, Reşat Nuri Güntekin’in ön plana çıkmış eserlerinden birisi değildir. Esasında Reşat Nuri’nin günümüz gençliğine ulaşması da bir nebze diziler sayesinde olmuştur denilebilir. Fakat yazarın dizilerden bağımsız olarak yazdığı eserlerle Türk edebiyatında önemli bir yer edindiğini söylemek gerekir. Temiz dili ve dolu dolu anlatımıyla sanatçı unvanını da fazlasıyla hak eder.

Değirmen’in ilginç bir konusu var. Kaymakam Halil Hilmi Efendi’nin de katıldığı bir bağ evi eğlencesinde ev aşırı titreşimden sarsılır ve orada bulunanların bir kısmı yaralanır. Yaralananlardan biri de kaymakamdır. Sarsıntı haberi işgüzarlar tarafından İstanbul’a zelzele şeklinde verilince de olanlar olur.

Öyle ya mademki bir kasabada zelzele olmuş, taş üstünde taş kalmamış, insanlar yaralanmış ve kaymakam dâhil önde gelen zevattan birileri iş göremez hale gelmiştir o halde vatanın o köşesinin devletin şefkatli ellerine ihtiyacı yok mudur? Bugün yıkılan, yerle yeksan olan evlerine uzaktan bakmakla iktifa edecek çoluk çocuk, yaşlı genç, kadına sahibi oldukları devletleri bir cemileyi çok mu görecektir? Zelzele yalanını ve kaymakamın da ağır yaralılar arasında olduğunu İstanbul’a bildirenlerden biri de İştipli Niyazi Efendi’dir. İştipli Niyazi Efendi, genel olarak Makedon cephesindeki hatıralarıyla ünlüdür. Bunları bulunduğu meclislerde anlatan ve biraz da kendisini öven birisidir. Niyazi Efendi aynı zamanda Jandarma Kumandanı’dır.

Fakat bu zelzele masalı uydurma bir masal olmasaydı her şey yolunda gidiyordu diyebiliriz. Artık tüm ileri gelenler ve sarsıntıyı ancak 48 saat sonra haber almış kasabalı ve yakın köylü de bu işe dâhil olmuş, herkes evvelden beri ne kadar yıkılmış, zarar görmüş ve bir türlü elleri varıp da tamir ettiremedikleri yer varsa onları tamir ettirmek için gelecek tahsisattan pay kapma derdine düşmüştür.

Kangrenden hayatını kaybedenin, aşağı mahallede zelzeleden en az üç-dört saat önce ölenin yakınına kadar tahsisata talip olan kurnaz bir grup türemiştir. Bunlarla da mücadele etmek, devletin parasını hakkı olmayana yedirmemek gerekiyordu. Öte yandan ahali her zaman devletin tüm parasında kendisinin de hakkı olduğunu düşünür. Bu geçmişten beri böyledir. Şu anda da sokağa çıkın ödediği vergiyi hatırlatan insanlarla karşılaşırsınız.

İşin bu tarafına yani hak yedirmeme tarafına en yakın isim Halil Hilmi Efendi idi. 25 yıllık memuriyet hayatı ona bazı şeyleri öğretmiş olmalıdır. Ancak çevresinde öyle kodamanlar vardı ki şöyle bağımsız bir idare tarzı geliştirecek bir alan ortaya çıkmamıştır. Bu belayı elbirliğiyle defetmek, az konuşmak ve bir an evvel üzerini örtmek gerekiyordu. Yoksa o gece Bulgar kızı Nadya’nın hoş nameler eşliğinde salına salına yıktığı bağ evini yeniden kaldırmak mümkün değildi. Kaymakamı da diğer ‘muhterem’ zevatı da yıkan o salınışlar değil miydi?

Romanın geçtiği yıllar Meşrutiyet sonrası yıllar. Balkan Harpleri, İtalyan Harbi bitmiş ve ülke savaştan epey yorulmuş bir haldedir. Büyük savaşın da eli kulağındadır. 

Kitabın ilk sayfalarında Halil Hilmi Efendi’nin Mahmud Şevket Paşa’ya muhabbeti belli ediliyor. Buradan belki Reşat Nuri’nin fikri yapısı da görülebilir. Mahmud Şevket Paşa’nın 31 Mart’taki rolü ve Sultan Abdülhamid’e karşı tavrı onu pek sevimli bir karakter olarak göstermez.

Değirmen’in geçtiği yıllar devletin nasıl iki başlı yönetildiğini görmek bakımından da değerlendirilebilir.

İttihat ve Terakki hükümetleri vasıtasıyla padişahlar birer sembolik makamın figürleri haline getirilmişlerdir.

Sonuç olarak ‘felekten çaldıkları bir gecede’ yaşananlar devlet meselesi haline gelmiş ve başta kaymakam olmak üzere tüm ileri gelenleri zor durumda bırakmıştır. Reşat Nuri Güntekin’in akıcı ve mizah unsurlarıyla karışık anlatımına konu kalitesi de eklenince ortaya güzel bir eser çıkmıştır. Ayrıca Değirmen, 1986 yılında bu eserden uyarlanarak film olarak da çekilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar