Kuzgun ve Devlet; Osmanlı altı asır nasıl ayakta kaldı?..

Koray Şerbetçi, kitabına öyle bir isim koymuş ki hemen hemen herkesin aklına "Ya devlet başa ya kuzgun leşe" atasözü geliyor. Esasında Türk tarihi bu söz üzerine kuruludur. Hep deriz ya “Türkler bağımsızlıklarına çok düşkündür “ sanki bu söz o uğurda yapılacakları anlatır gibidir. Bu açıdan "Kuzgun ve Devlet"in bizlere "altın" tarihimizden örnekler veren ve ne kadar büyük bir ecdada sahip olduğumuzu yeniden hatırlatan kıymetli bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Kitap, her daim bağımsızlık ve cihan hâkimiyeti uğruna gerekirse ölen bir milletin emsallerinden farkını ortaya koyuyor. Bu sebeple satırlar arasında dikkatinizi çekecek en önemli şey yapılan kıyaslar olacak.

Önemli Olan Güç Elindeyken Merhametli Olmak

Kuzgun ve Devlet”, daha çok Osmanlının kuruluş ve yükseliş olarak adlandırılan dönemlerinde gezdiriyor bizi. Özellikle kuruluş dönemi ruhu ve dünyaya ve hayata bakış açısı son derece önemlidir. Çünkü bu ruh asırlarca ayakta kalacak bir medeniyetin temel taşı olmuştur. Bunun yanında gücü elinde bulundurduğu dönemlerdeki hoşgörüsü de ayrıca takdire şayandır. Çünkü biliriz ki asıl önemli olan güç elindeyken adil ve merhametli olmaktır. Osmanlının bunu son ana kadar devam ettirdiğini görüyoruz. Kitapta birçok kıyaslama var dedik. Şüphesiz ki bir taraf anlatılırken diğer taraf anlatılmazsa eksiklik meydana gelir. Bu hususta verilen Aristoteles-Şeyh Edebâli örneği nefis bir örnek. Bu örnekle hem Doğu ve Batı kültürü arasındaki farkı, hem de İslâm toplumuyla İslâm olmayan toplumun farkını görmüş oluyoruz. Kim, kime neyi tavsiye etmiş, hangi hükümdar ne yapmış onu öğreniyoruz. Ayrıntılar için sizleri kitabı okumaya davet ediyorum.

Doğu-Batı Farkı

Osmanlı, devletleşme sürecine girdiğinde Avrupa'da feodalite hâkimdi. Yazar birkaç sayfada feodaliteyi anlatıyor ve Osmanlı sistemi ile kıyaslama yapıyor. Bu dönemi Avrupa'nın en kötü dönemlerinden biri olarak görebiliriz. İnsan haklarının, özgürlüklerin ayaklar altında olduğu bu dönemde İslâm'ın nuruyla parlayan Osmanlı neşet etmiştir. En azından Balkanları o karanlıktan çıkaracak bir kurtarıcı yavaş yavaş tarih sahnesindeki yerini pekiştirmektedir. Her tezin bir antitezi varsa ve Batı'nınki Doğu'ysa Avrupa'nınki de Osmanlı idi. Feodal beylerle kral ve kilise arasına sıkışmış, vergiden beli bükülmüş, angarya usulü yaşamını ancak devam ettiren halka karşılık Osmanlı ülkesinde devletiyle kader birliği eden, sınıf ayrımıyla hor görülmeyen bir halk vardı. Yazar, buradaki farkı “Devlet-i Osmani”  adını verdiği başlıkta genişçe izah ediyor.

Osmanlının Temelinde Dua, Teslimiyet ve Hoşgörü Var

Koray Şerbetçi, Osmanlı hakkındaki yanlış bir inanışı düzeltme ihtiyacı duyuyor ve Osmanlının savaştan ibaret bir toplum olmadığını söylüyor. Esasında günümüze kalan kültürel örnekler bunun müşahhas örnekleridir ama yazarın Âşıkpaşazâde'den nakille anlattığı pazar hikâyesi meseleyi daha iyi anlamamıza yardımcı olur. (Bu arada kitabın pek çok yerinde Ȃşıkpaşazâde’den nakil yapıldığını da belirteyim.) Konuyu oradan da 1976 Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazanan Milton Friedman'ın sözüne bağlar ki müthiştir. Tüm satırlar Osmanlının altı asırdan fazla nasıl ayakta kaldığını anlatıyor. Bu, zannederim ki devletin kuruluş kodlarıyla da alakalı. Temelde yer alan dua, teslimiyet ve hoşgörü mayası sadece güçle elde edilemeyecek yükselişin ve yükseklerde kalmanın zeminini oluşturmuştur. Osmanlı bir toprağı fethettiğinde herhangi bir ayrım gözetmeksizin adaletin şefkatini göstermeyi gaye edinmiştir. Yine Osmanlı, inanan inanmayan herkese yaşam hakkı tanıyan, hatta sınırlar içerisindeki herkesi dış tehditlere karşı korumayı devlet olmanın gereği sayan bir medeniyetin temsilcisidir. İspanya'da Hıristiyanların Müslüman ve Yahudilere yaşattığı soykırım Müslüman hiçbir ülkenin tarihin hiçbir döneminde başvurmadığı sindirme ve yok etme yoludur. Osmanlı tarihine bakıldığında da böyle bir olay görülmeyecektir. Hatta Osmanlının çekildiği toprakların nasıl kanla ıslatıldığını, görülmemiş bir yağmanın ve hırsızlığın başlatıldığını tarih yazdı bir kere. Hiçbir güç Orta Doğu'da, Afrika'da, Balkanlarda yapılanları unutturamayacak.

Her yandan saldırıya uğrayan, Batı medeniyetinin kendi kültürünü boca ettiği günümüz dünyası kültürel soykırımını normalleştirirken bize bizi anlatan eserler görmek mutluluk verici. Nesil Yayınları’ndan çıkan "Kuzgun ve Devlet"i bu duygularla bir kez daha okudum ve henüz okumamış olanlar varsa onların dikkatine sunmaya, okuyanların ise başka açılardan bakabilecekleri pencereler açmaya karar verdim. Bilgisine birikimine çok güvendiğim tarihçi Koray Şerbetçi, bu kitabında da satırlarını diğer kitaplarında olduğu gibi gri duvarlar arasından değil aynı sırada oturduğumuz arkadaşımızın yakınlığıyla sıralamakta. Varsa tarih sevmeyenleri önce sevmeye sonra da bu kitabı okumaya davet ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar