Kafasını kaybeden adam; "Gerçeğin kurgusu, kurgunun gerçeği..."

Kafasını Kaybeden Adam, bir mizah kitabı. Mizahın sadece yönetenlere yapılması gerektiğini düşünenlere de esaslı bir tokat aynı zamanda. Bir de işin yönetemeyenler, yönettiğini zannedenler, yönetildiğini bildiği halde yönettiğini zannedenler tarafı var ki Salih Tuna tam da bu noktaya değinmiş. İşte 14. Kat hikâyeleri bunun eseri.

Salih Tuna, yalın bir gerçekliğin altını çizerek kiminle kaşı karşıya olduğumuzu da gösteriyor. Gerçek isimlerle, gerçek olaylarla oluşturulmuş bir örgüye ve bunun en iyi biçimde kurgulanışına şahitlik ediyoruz. Gazetedeki yazılarından takip ettiğimiz genel merkez yazılarını kitaba dönüştürmek ve bir roman olarak okuyucuya ulaştırmak gerçekten iyi fikir. Günlük siyasi olayları takip eden bizlere unuttuğumuz pek çok olayı da bu yolla hatırlıyor. Bunların toplu halde bir kitapta bulunmasının faydaları saymakla bitmek ayrıca.

Kitap, bir rüyayla başlıyor ama anlatılan her şey rüya gibi zaten. Salih Tuna, tek başına takım misali tüm genel merkeze meydan okumuş ve teker teker hepsine ‘tüm bunları acaba nereden biliyor’ sorusunu sordurtmuştur. Köşesindeki yazılara verilen tepkileri hatırlayın lütfen.

İkili diyaloglarla konunun sürekli Kemal Bey’in kafasını kaybetmesine getirilişi çok başarılı. Hangi söz sarf edilse, hangi soru sorulsa mesele oraya geliyor. Bir de Kemal Bey’in kitabın başında köpeklerden korunmak için ceplerine doldurduğu taşlar var. Onlar da konuşmaların kilit noktasını teşkil ediyor.

Kafasını Kaybeden Adam’ın kahramanı Kemal Bey değil. İddia ediyorum ki kesinlikle değil. Çünkü olamaz. Tüm kitap boyunca tepeden bakılan, bir sonraki adımında acaba neyi yapamayacak diye beklenilen bir adamdan kahraman olur mu? Kemal Bey karakteri ikircikli, mütereddit, kendisine ve karşısındakine güvensiz bir karakter olarak ortaya çıkıyor. Onu bu özelliklerini her satırda tekrar tekrar görüyoruz. Öyle ki Kemal Bey’in bir karikatürden çıkıp gelmiş biri olduğunu düşünmemize sebebiyet verecek çokça argüman konulmuş. Bunda yazılanlar kadar çizilenlerin de etkisi var elbette. Kitabın kapağından başlayıp son sayfasına kadar çizgileriyle hayallerimizi somutlaştıran bir isim var ki o da Erhan Yalvaç. Onun da kitaba katkıları tartışılmaz.

Araya gizemli birileri girmiş olsa da kitap genel olarak tanıdık isimler üzerinden ilerliyor. Her gün haberlerde gördüğümüz, yapraklarla muhatap olanından tutun Ankara’da sessice vazife bekleyen şahsın adamına, parti sözcüsünden, partinin şamar oğlanından tutun IMF ile otel odalarında kirli pazarlıklar peşinde koşanına, birkaç yerden maaş alan belediye sözcüsünden tutun Türkiye’de her şey kötü gidiyormuş algısı oluşturmak için görevlendirilmiş ana haber sunucusuna kadar herkes burada. Arada mini parti meclisi toplantılarına da iştirak ediyoruz ve oradaki beyin fırtınalarına şahitlik ediyoruz. Muhalefetin işinin ne kadar zor, işinin ne kadar kolay olduğunu bu beyin fırtınalarından çıkarıyoruz. Bazen itiraflar da oluyor. Kemal Bey’in muhalefet olmaktan pek de mutsuz olmadığı anlara denk geliyoruz. Mesela üzerinde çok büyük yük olduğu söylendiğinde “ne yükü, çayımı kahvemi içip yan gelip yatıyor, keyfime bakıyorum” cevabı her şeyi anlatıyor. Muhalefet olmanın dayanılmaz hafifliği diyebiliriz buna.

Eski siyasetçileri örnek gösterip eski Türkiye’de her şeyin ne kadar serbest olduğunu, karikatürlerle aşağılanan ya da iftiralara maruz kalan siyasetçilerin bundan pek de rahatsız olmadıkları ve hatta gülüp geçtikleri anlatılır durur. Zannedersiniz ki o zamanlar Türkiye son derece demokratik, iyi yönetilen ve hoşgörülü bir ülkeydi. Şimdi kendi adamlarına yöneltilmiş mizah unsurlarıyla bezenmiş bu eleştirileri dava konusu yapmaktan bahsedenler de aynı adamlar. Çünkü mizah, eleştiri sadece belirli bir kitleye yapılabilir. Salih Tuna’nın geniş kitlelere ulaştırdığı bu kitabıyla bu çarpık zihniyetin de belinin kırılmakta olduğunu düşünmek istiyorum. İşin teknik boyutu da var elbette. Sadece gazete tefrikalarıyla topluma ulaşmak mümkün olamayabiliyor. Bazen eserinizi kitaplaştıracak bir babayiğit de bulmanız gerekir. Ayrıca o babayiğidin dağıtım ve reklam kanallarını da açık tutması gerekir. Bu kitap özelinde söyleyemem ama kitabı kitlelere ulaştırmak ve onu tanıtmak bazen kitap yazmaktan daha zor hale geliyor. Senelerdir istedikleri algıları katıldıkları televizyon programlarıyla, yazdıkları kitaplarla oluşturan isimleri bir bir hatırlayın. Öyle ki kendi adamlarına destek olmak için binlerle ifade edilen paraları vermekten çekinmeyen muhalif bir kitle türedi. Onlar sayesinde yeni yeni iftiraları içeren yeni yeni yayınlar can buldu. 

Son noktada Salih Tuna’nın Kafasını Kaybeden Adam kitabı için hep söylendiği şekilde toplu taşıma araçlarında ve topluluk içinde okumanızı tavsiye etmem diyemem. Özellikle oralarda okunmalı, özellikle oralarda reklamı yapılmalı ki herkes görsün ve herkes bilsin.

Önceki ve Sonraki Yazılar