İsrail, Batı'nın Frankestein'i değil midir?

Azrail’in Vilâyetine Yolculuk, İranlı yazar Celâl Ȃl-i Ahmed’in düş kırıklığı eseri. Bu eser İsrail’in çok tanıdık gelen çirkin yüzünü tekrar tekrar görmemiz açısından da önem arz ediyor. Celâl Ȃl-i Ahmed, kendisini sosyalist olarak tanımlıyor ve İsrail’in en azından kuruluş zamanları itibarıyla sosyalizmin belirli prensiplerini uygulayarak kurulduğunu düşünüyor.

Davet edilip de gittiği İsrail’de ise büyük hayal kırıklığı yaşıyor ve sorun tam da burada başlıyor. Ortada bir ‘İsrail sorunu’ (Roger Garaudy gibi ifade etmek daha güzel) olduğunu görüyor ve eski düşüncelerinden yavaş yavaş vazgeçiyor.

Bu kitap, gezi notlarının derlenmiş toparlanmış hali. Yazarın kardeşi Şems Ȃl-i Ahmed, gezi notlarını belli bir düzende baskıya hazır hale getirmiştir. Biz onun sayesinde bu notlara ulaşmış oluyoruz.

Celâl Ȃl-i Ahmed’in en çarpıcı ifadelerinden birisi ‘Batılının işlediği günahın kefaretini ben Doğulu ödüyorum’ ifadesidir. Burada İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan katliamların ve bir ırka yönelik uygulanan soykırımın karşılığı söz konusuydu. Yani Avrupalı; yani Batılı, daha birkaç sene evvel göz yumduğu bir katliamın benzerine başka bir katliamı seyrederek iştirak ediyordu. Şüphesiz İsrail’in döktüğü milyonlarca Filistinli kanında ikiyüzlü Batı’nın da parmak izi var.

Küçücük bir toprak parçasından tüm dünyaya hükmedebilen, Birleşmiş Milletler kararlarını hiçe sayan, keyfi işgallerle ve en iyi bildiği şeyi, öldürmeyi neredeyse her gün yapan bir İsrail kimin eseri? İsrail, Batı’nın Frankestein’i değil midir?

Celâl Ȃl-i Ahmed’in notlarına bakacak olursak kendisinin epey tepkili bir karakter olduğunu söylememiz gerekiyor. Şii olmasından ötürü dışlandığını, Arap olmadığı için küçümsendiğini söylüyor ve mesela öteden beri süregelen bazı sorunları iyice köpürtüyor. Örneğin Irak’la olan sınır anlaşmazlığından, Arap devlet başkanlarının petrol odaklı politikalarından, Kâbe’nin çevresinin onun kutsiyetine yakışmayacak biçimde doldurulduğundan şikâyet ediyor. Bu şikâyetler 1960’lı yıllara ait şikâyetler ve dikkat ederseniz günümüzle ne kadar benzeşiyor…

Zihin dünyası ve biraz da kendi kendisini doldurması yaşadığı tüm sorunlarla beraber birleşerek Doğu’da bir İsrail’in kurulmasından mutlu olma noktasına getiriyor onu. İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri ve Yahudilerin mazlum millet olarak görülmesi bunda etkili olmuştur.

İsrail politikalarını tek cümlede özetleyen bir alıntıyla devam etmek isterim. Celâl Ȃl-i Ahmed, davet üzerine eşiyle beraber İsrail’e gittiğinde son derece iyi bir şekilde karşılanıyor ve İsrail Kültür Bakanlığı Müfettişi tarafından ağırlanıyor. Orada konuşma esnasında müfettişin ağzından şu ifadeler çıkıyor: ‘Memleketimizin doğusu da batısı da yoktur. Bizim sadece kuzey ve güneyimiz vardır.’

Herhalde İsrail devleti kurulma fikrinin doğduğu günden bugüne değin bundan daha esaslı bir itiraf gelmemiştir. Bu fikir, sade vatandaşından Siyonist İsrail’in politika belirleyicilerine kadar herkeste en yüksek bilinçle var. İsrail’in temelleri böyle atıldığı gibi çatısı da böyle kurulmaktadır. İsrail’in her karış toprağı, her çakıl taşı bu yayılmacı zihniyetin ve dünyayı kötülüğe boğacak emellerin gölgesinde kazanılmıştır. Celâl Ȃl-i Ahmed’in bunları anlaması ve anlamlandırması için bir İsrail gezisi şart olmuştur. Orada gördükleri enkaz, yerleşim yerlerinin sosyo-ekonomik farklılığı, zengin-fakir ayrımının keskinliği ona bir işaret olmuştur. Zaten Celâl Ȃl-i Ahmed sonraki yıllarını daha dindar bir kişi olarak geçirecektir. Belki bu dönüşümün arkasında emelleri hiçbir zaman bitmeyecek İsrail’in kötücül politikalarının etkisi vardır.

Yahudiler gerek devletlerini kurmadan önce ve gerekse de kurduktan sonra propaganda faaliyetlerine çok önem vermişlerdir.

 Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde kendilerini destekleyen yayın organları vasıtasıyla konumlarını meşru bir duruma getirmeyi başarmışlar ve kendilerine karşı yükselen her itirazı saldırı ve hatta haksız saldırı olarak lanse etmişlerdir.

Bir de arkalarında Rothschild ailesi varken zaten sırtları yere gelmeyecekti. Yahudiler kullanılacak tüm malzemeyi kullanarak yavaş yavaş amaçlarına ulaşmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde edinemedikleri kazanımları biraz sabrederek büyük savaşın enkazında edinmişler ve ikinci büyük savaşla da ikiyüzlü Batı’nın önayak olmasıyla devletlerini tam da istedikleri yere yani ‘Vadedilmiş Topraklar’ üzerine kurmuşlardır.

 Sonraki aşama genişlemedir.

Bu genişleme ise töresini İsrail bayrağından alan bir yolla gerçekleştirilecektir. Şimdiye kadar taşla-sapanla, çocukla-kadınla yürütülen bir Filistin direnişinden başka bir engelle karşılaşmadılar. Uluslararası devletler organizasyonlarının aldıkları kararların da onlar için pek bir önemi yok zaten. Tüm akış, tüm düzen onların lehine ve piyasaya saldıkları uyuşturucular sayesinde de istedikleri her şeyi yapıyorlar. Ortadoğu’da yeni ve güçlü bir aktör istememeleri de bundan. Bu noktada Türkiye’nin son yıllarda aktif bir oyuncu ve politika belirleme sürecindeki rolü onları fazlasıyla rahatsız ediyor. Biliyorlar ki güçlü bir Türkiye ile baş edemeyecekler ve hedeflerine ulaşamayacaklar.

Kitapta Filistin ve İsrail üzerinden kısa bir tarih kronolojik değerlendirme de var. Adım adım İsrail’in kuruluşu ve Filistinlilerin topraklarından edilişi, Arap devletlerinin İsrail’le yalandan yaptığı savaşları da okuyabilirsiniz. Bu arada Celâl Ȃl-i Ahmed’in 1969 yılında vefat ettiğini ve İsrail’in bu tarihten sonra uyguladığı saldırgan siyaseti ve şiddetli yok etme girişimlerini görmediğini belirtmek isterim.

Önceki ve Sonraki Yazılar