Eskiyi kaybetmezseniz yeniye ihtiyacınız kalmaz...

Falih Rıfkı AtayZeytindağı’nda imparatorluğun son yıllarını yazmış.

Asli işi yazmak olan bu gazeteci, o yıllarda ileride resmi referans kabul edilecek bir eserin müellifi olacağını biliyor muydu emin değilim. Zeytindağı, bu yönüyle resmi ideolojinin üzerine bir kat daha ideoloji dökmüş, onu pekiştirmiş ve darda kalınca başvurulmuş bir eser haline gelmiştir.

Aynı zamanda sert bir tanımlama olarak görülebilir ama son derece vizyonsuz bir ruhla yazıldığını da söylemem gerekiyor. Kaybedilen toprakları pek kayıp olarak görmeyen, o topraklara fazla acımayan, üstelik o toprakları sadece toprak ve yük olarak gören bir zihniyetin de dışavurumudur.

Tümüyle materyalist bir kafayla gönüllere dokunmayı bir an olsun düşünmeyen, hassasiyetlerin kaynağını kültürden, tarihten ve ulvi değerlerden almayan, neredeyse yazısız hiçbir kurala riayet etmeyen bir anlayışla kaleme alınmıştır. Kitap içinden her ne kadar yazıklanma, üzülme ve yer yer ağlama sesleri duyulsa da Falih Rıfkı ve o kafadaki adamlar kaybedilen bu bölgeleri hiçbir zaman benimsememiştir. Onların vizyonu geniş sınırları, farklı yapıları ve zengin kültürleri kavrayacak, bunları bir arada yaşatacak bir vizyon değildir. Onların vizyonu Anadolu’ya hapsolmuş, küçücük sınırları içinde homojen bir yapıdan ibarettir. Onların vizyonu Batı’nın ulus devlet diye yutturduğu sınırları dar, emre amade devlettir. Onların vizyonu manevi hiçbir şeyi kabul etmeyen, yozlaşmış tek kültürden ibarettir. Maalesef okullarda çocukların beynine enjekte edilen Falih Rıfkı ve çevresindeki herkes hakkındaki düşüncelerim bunlardır. Ayrıca belirtmem gerekir ki Falih Rıfkı, 1922’den 1950’ye değin milletvekilliği yaparak ödülünü fazlasıyla almıştır. Ülkeye demokrasi gelince derhal muhalefete geçmiş ve asıl muhalefet olması gereken zamanlarda ezen tarafta olmayı yeğlemiştir.

Kitaba dönersek geçmiş ve eski bilgilerle dolu bir anlatımla yüz yüze olduğumuzu fark ediyoruz. Bu kitap zaman içinde yerlerine yenisi konulan eksik ve kusurlu bilgilerin yer aldığı eski dünyanın kitabı olarak görülebilir. Zaten Falih Rıfkı'nın hem yaşadığı dönemde hem de günümüzde kabul görmesinin ana nedeni budur. Evet kısmen birinci ağızdır, evet asli işini yapmaktadır. Fakat aynı zamanda taraflıdır da. Tuttuğu taraf ise körü körüne bağlı olduğu ideolojinin tarafıdır. Bunun için kesinlikle ve kesinlikle Falih Rıfkı Atay'ın yazdıklarının muhakemesi ve daha önemlisi kıyası yapılmalıdır. Resmi ellerle karartılmış, karalanmış, damgalanmış ve şans tanınmamış birçok ismin yazdıklarıyla, söyledikleriyle Falih Rıfkı'nın yazdıkları ve söyledikleri karşılaştırılmalıdır. Gerçek ve doğru bilgiye bu bilimsel metodu kullanarak varabiliriz.

Parça parça anılardan oluşan kitapta Falih Rıfkı'nın tereddütsüz Enver Paşa düşmanlığı göze çarpıyor. Cemal Paşa'yı çokça överken Enver Paşa'yı yeriyor. Şahsi husumetler ya da şahsi sevgi gösterileri kitaba yansımış olsa da fazla önemsenmeyebilir. Ancak Falih Rıfkı'nın gelecek tasavvurunda Enver Paşa gibi kendi tabiriyle Ortaçağ Müslümanlığını devam ettirecek kişilerden çok Cemal Paşa gibi hürriyetçi kafalar vardır. Bu sebeple kurtuluşa ermenin ve düşmanlardan arınmanın yolunu beğenmediği Osmanlı paşalarında görmüyor.

İttihat ve Terakki zihniyetinin uygulamaları eleştirilebilir ve eleştirilmelidir de. Koskoca imparatorluğu sürükledikleri duruma sevinenler olmuş olabilir ama sağlıklı bir Türk ve Müslüman vatandaşın sevinmesi mümkün değildir. Buradaki mesele resmi ideoloji yazıcı, yapıcı ve uygulayıcılarının Enver Paşa’nın şahsında geliştirdikleri sistematik düşmanlıktır. Zannediyor musunuz ki Enver Paşa ve arkadaşları imparatorluğu zora soktukları için eleştiriliyorlar? İdeologların eleştirilerini ve hatta yargılarını imparatorluğun düşürüldüğü durumdan bağımsız olarak değerlendirmek gerekiyor. Düşmanlığın en önemli sebebi Enver Paşa ile Mustafa Kemal Paşa’nın rekabetidir. Resmi tarih yazıcıları, göğüs göğüse mağlup edemedikleri rakiplerini devletin ideoloji aygıtı vasıtasıyla alaşağı etmeyi uygun görmüşlerdir. Bunun için de en çok itibarsızlaştırma yolunu seçmişlerdir.

Elbette Falih Rıfkı Atay’ın gördükleri, yaşadıkları çok değerli. Kudüs’te Zeytindağı tepesinde Cemal Paşa’nın yanı başında yer aldığı zamanlar eşsiz bir hatırata dönüşebilirdi. Fakat bizler vücudumuzdan koparılan parçalardan dolayı duyduğumuz acıdan eserin güzelliklerini göremeyebiliyoruz. Belki de Falih Rıfkı tam manasıyla gösteremiyordur.

Sonuç olarak Zeytindağı, her şeye rağmen Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını yavaş yavaş kaybedişine ve çöküşüne tanıklık eden bir eser. Buradan senelerdir yeni Türkiye’nin doğuşuna ilişkin sonuçlar çıkartıldı ama asıl çıkartılması gereken sonuç devleti nasıl ayakta tutacağımızdır.

Eskiyi kaybetmezseniz yeniye ihtiyacınız olmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar