Dünyaya hükmeden Osmanlıyı anlatmak

Tarihin siyah beyaz sayfaları olayları da siyah ve beyaz olarak görmemize neden olur. Belki de topyekûn güzellemelerin ve topyekûn kötülemelerin temelinde yatan ana etmen budur. Osmanlı savunusu marjinal ve münferit kabul edilen çıkışlar dışında bu ülkede olmadı, oldurulmadı.

Osmanlıyı Kötülemek Bir Görevdi

Cumhuriyet öncesine nötr bakmayı bırakın o dönemin kötülenmesi ve hatta karalanması eğitim sisteminin ve müfredatının “sistematik” görevi oldu. Cumhuriyet sonrası ve özellikle ilk dönemleri izah edilirken savaştan çıkmış bir devletin tepeden inme uygulamaları “şartlar öyle gerektirdi” bağlamına alındı. İki Balkan savaşı ve bir dünya savaşı geçirmiş Osmanlı için ise hiç bu şartlardan bahsedilmedi. Ayrıca Osmanlıyı kendisi için kısacık yirminci yüzyıla sıkıştırmak da doğru değil. Günahıyla sevabıyla altı yüz yılı aşkın bir imparatorluk ve medeniyet söz konusu.

Osmanlının İyi Taraflarını Görmek

Yazarın asli amacı okuyucuyu zihinlerdeki Batı’nın daima gerisinde kalmış ve onlara hiçbir zaman yetişememiş Osmanlı figüründen sıyırıp dünyaya hükmeden Osmanlıyı anlatmak. Aradan yüz sene geçse de daha yolun başındayız ama benzer yayınların çoğalmasıyla bir bilinç mayası oluşacaktır.

Yavuz Bahadıroğlu, kitabın başında “Ben Kimim?” adıyla başlıklandırdığı bölümde okul hayatından kesitlerle gençliğinin hesabını soruyor. Resmi tarih tezlerine uygun ideolojik şiirlerle kandırılmış, oyalanmış ve zehirlenmiş bir çocuğun zihin dünyası bunları sorgulamış elbette.

Travma Dönemi

Yazar, kitabın adından da anlaşılacağı üzere sadece Osmanlı dönemiyle kalmıyor cumhuriyet döneminde yaşanan ve ders kitapları vasıtasıyla bizlere farklı aksettirilen olayları da inceliyor. Özellikle üçüncü bölüm gerek adıyla gerekse de içeriğiyle bu döneme ayrılmış. Cumhuriyet dönemi uygulamalarının batılılaşma parantezi içinde değerlendirildiği kısımda inkılâplar, çok partili hayat denemeleri ve dayatılan inanç biçimi eleştiriliyor. Tarihimizin bu yıllarının halk üzerinde oluşturduğu travma, yeni yaşam şeklinin etkisiyle sonraki nesillere sirayet etmiş ve istenilen toplum tipi kısmen “yaratılmıştır.” Uzun vadedeki amacın bu olduğunu dikkate aldığımızda cumhuriyet projesinin başarılı bir proje olduğunu söyleyebiliriz. Darağaçlarında sallandırılan âlimlerden yoksun, geçmişle bağlantı kurabilecek ve öyle ki geçmişi seven, özleyen hiç kimsenin bırakılmadığı bir “ayıklama” dönemi modernleşme ve batılılaşma adı altındaki şekli devrimler gelecek yılların şekillenmesinde etkili olmuştur. Fakat inancını korumaya çalışan, yeni uygulamalara ses çıkaramasa da buğzeden, sabır gösteren bir halk yığını hep oldu. İşte o yığınlar seneler sonra minarelerden ezan okununca ağladı, devlet radyosundan ilk defa Kur’an-ı Kerim duyunca sevindi. Esasında cumhuriyet, istemeden de olsa hisleri bastırılmış bir kitle oluşturdu. Bu kitle fırsatını bulduğu ilk anda kendisine benzeyen ve baskıyı üzerinden kaldıracak birilerini buldu. Çok partili hayat denemelerini ve 27 yılın sonunda gelinen noktayı bu şekilde izah edebiliriz. Yavuz Bahadıroğlu, aktardığı örnek olaylarla konuları bu noktaya getiriyor ve açık biçimde fikirlerini beyan ediyor.

İyi Dönem-Kötü Dönem Ayrımı

Kitabın içeriğinde çeşitli kaynaklardan alıntılanan, Osmanlı dönemi yönetim ve yaşam biçimine ait olaylar veriliyor. Buna “romantik Osmanlıcılık” da diyebilirsiniz ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu üslubu eksik bırakılan bir parçanın tamamlanması olarak görmeliyiz. Asırlar süren ve tek bir hanedanın başta bulunduğu koca bir imparatorlukta hiç kötü bir şey olmamış olamaz. Hiç iyi bir şey olmamış olma ihtimali kadar düşük bir ihtimal herhalde. Bu anlatımın Osmanlıyı dönemlere ayıran, “bundan öncesi iyi, bundan sonrası kötü” diyen tarih anlatımından daha manalı bir anlatım şekli olduğu kabul edilmelidir.

Yavuz Bahadıroğlu’nun bahsettiği konuların tartışması henüz bitmedi, bitecek gibi de durmuyor. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nden ayrı tutulduğu müddetçe de bu tartışmalar devam edecek. Yazarın verdiği örnekler maalesef konuları kapatmaya yetmiyor. Sonuçta yeni dönemde sultanından tutun konuşulan dile, kullanılan alfabeye kadar her şey son derece güçlü ve sistematik bir propagandayla kötülenmiş ve geçmişe özlem duymak “yasaklanmış”tır. Bu zinciri kırmak kolay değil.

Nesil Yayınları’ndan çıkan “Osmanlı Demokrasisinden Türkiye Cumhuriyetine”, yazının başında bahsettiğimiz beyaz kısma dâhil. Yavuz Bahadıroğlu, tarih kitaplarının eksik kalmış tarafını tamamlamaya çalışmış ve Osmanlıya ait hatıralarda güzel izler bırakan notlara yer vermiş. Bu kitabı bir hakkın teslimi olarak düşünülebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar