Doria ve Barbaros

Yazar “Endişeli Asır” ile başlıyor. Ona göre Endişeli Asır Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul’u fethetmesiyle başlıyor ve 1571 tarihine kadar sürüyor. Doria ve Barbaros, denizlere hâkimiyet nedir, devletlerin deniz savaşı politikaları ve hazırlıkları nasıldır türü fikirleri zihnimizde canlandırmamız açısından önemli bir eser.

Venedik ve Ceneviz gibi denizcilik alanında üstün başarılar elde etmiş devletlerin birbirleriyle olan mücadeleden de öte kavgaları demek lazım, Osmanlı deniz kuvvetlerinin kendisini göstermesine kadar sürmüştür. Ne zaman ki Osmanlı denizlerde bir tehlike arz etmeye başlamış o vakitten itibaren bu düşman kardeşler zoraki de olsa barışma ve ortak düşmana karşı geleceklerini kurtarma telaşına düşmüşlerdir.

Bu birleşme ve koalisyon tehlike bertaraf olana dek kesintisiz olarak sürmüştür denilemez. Hatta koalisyon ortakları içinde Osmanlı ile kısmi olarak işbirliği yapanlar da olmuştur. Bu işbirliğinde lokal güvenlik endişeleri ve ortak çıkara dönük hedefler belirleyici olmuştur. Devletlerin ya da güç çatışması içerisinde bulunan grupların devamlı düşmanlık yahut devamlı dostluk politikası gütmeleri beklenemez.

 Jurien de la Graviére 19. yüzyılda yaşamış bir amiral. Onun teknik bilgileri vicdanlı bir biçimde hareket ettiği müddetçe muhakkak ki çok kıymetli. Seyahat kitaplarında yazarların eşzamanlı yazdıkları henüz üzerine tarihin oturmadığı ve değiştirmediği şehirleri ilk halleriyle bilmemiz açısından gerekli olabiliyor. Fakat böylesi tarih anlatımlarında; hele ki siyasi tarih anlatımlarında üstelik meydana gelen olayların tarafı olarak kendinizi konumlandırıyorsanız aradan belli bir sürenin geçmesi gerekebiliyor. Bazen eşzamanlı tarih yazımından çok daha iyi ve verimli sonuçlar elde edilebiliyor. Tarihi olayları nesnellikten uzak nefret nöbetleri geçirerek anlatmak ve değerlendirmek aradan zaman geçmesiyle mümkün olabiliyor. Bu nedenle de 1812-1892 yılları arasında yaşamış bu amiralin yazdıkları kimi yerlerde buna engel olamamışsa da daha okunur ve kıymet vermeye değerdir diye düşünüyorum.

Yazar, bazen cömert Haçlı seferleri ruhunu arıyor bazen Grimani'nin rövanş duygularının eksikliğine atıf yapıyor bazen de Hıristiyanların Osmanlı tehlikesini birbirleriyle boğuşarak bertaraf edemeyeceklerini ve dolayısıyla birleşmeleri gerektiğini hatırlatıyor.

Jurien de la Graviére bir yazar ya da tarihçi değil. Bu anlamda bir amiralin çoğu zaman milliyetçi ve dinsel hassasiyetlerini okuyoruz. Aslında kitap bizi muhteşem derbi karşılaşmasına, o muhteşem finale götürüyor. Barbaros ile Doria'nın finale kalmış iki ezeli rakip misali büyük vuruşmasına hazırlanıyoruz.

Buna kronolojik olarak da hazırız. İşin en güzel tarafı bu mücadeleyi bizim kazanmış olmamız.

Kitapta Barbaros'un Osmanlı olduğu gerçeği unutulmuş gibi. Evet, Barbaros Cezayirli bir korsan ama sultana bağlılığını bildirdikten sonra ve ayrı bir devlet ve hâkimiyet sahası düşlemedikten sonra en önce akıllara gelmesi gereken onun Türk-İslam âlemine olan faydaları ve düşmanlarını kahredici darbelerle tepelemesi olmalıydı.

Tarihimiz Barbaros’u Akdeniz’i bir Türk gölü haline getirmesiyle ve neredeyse ortada savaşılacak düşman bırakmamasıyla hatırlıyor.

Pek çok teknik bilgi veriliyor. Bunları deniz ile haşır neşir olanların daha kolay anlayabileceğini kabul ederek en azından bir koya demir atma, rüzgarın hızı ve yönü, coğrafi şartların saklanmaya yahut hücum etmeye yardım edip etmediği gibi konuları bu konulardan uzak olanların kısmen de olsa anlayabilmeleri mümkün olabiliyor.Çokça teknik terim ve dönem teknolojisinin elverdiği ölçüde verilen bilgiler söz konusu. Mesela savaş sırasında kadırgaların ve diğer küçüklü büyüklü gemilerin pozisyonları, bir patlama neticesinde harap olan bölgelerin derhal nasıl tamire çalışıldığı, topların düşman gemileri üzerine denizden sektirilerek mi yoksa doğrudan doğruya mı gönderilmesi gerektiğine ilişkin pek çok ilginç ve yararlı bilgi edinilebilir.

Yazarın Doria sevgisi Preveze'ye kadar sürüyor. Bu muhteşem finalde kendisinden sayısal manada çok daha yüksek seviyede bulunan birleşik orduya karşı Barbaros'un gösterdiği muhteşem performansla Doria'nın hem savaşı hem de yazarın sempatisini kaybettiğini görüyoruz. Bunda Doria’nın tabiri caizse vatansızlığı da etkili. Yazar, bir lejyoner edasıyla parayı verenin tarafında mevzi alıp olası kayıpta milliyetine herhangi bir zarar uğramayan bu komutanı daha fazla taşıyacak değildi elbette. Tersi de düşünülebilir. Olası bir Doria zaferinde kazananlar bu pastayı nasıl bölüşecekti? Bu zafer Doria’nın şahsi başarısı olarak mı görülecekti yoksa her zaferde olduğu gibi bu zaferde de mi pek çok ortak ortaya çıkacaktı? Tarih bu ihtimali bize göstermedi.

Bunca savaş ve itişme kakışma arasında pek çok coğrafi alan da gözlerimizin önüne seriliyor. Gerek İtalya’dan gerekse de Fransa’dan ve hatta İspanya’dan haritada adını göremediğimiz pek çok yerleşim biriminin adını duyuyor ve bu yerleşim birimlerini tanımış oluyoruz. Kitabın yazıldığı döneme göre şimdilerde çok çok farklı özellikleriyle karşımıza çıkan bu merkezlerin her biri gezilecek görülecek tarih kokusuyla dolu yerlermiş gibi görünüyor.

Bizim de pek çok beldemiz tarihi olaylara tanıklığıyla ve zaferlerin coşkusuyla, mağlubiyetlerin hüznü ve matemiyle sarmalanmış durumda.

Doria ve Barbaros verdiği kritik bilgiler ışığında değerlendirildiğinde çok kıymetli bir eser olarak düşünülmeli.

Önceki ve Sonraki Yazılar