Dile Gelenler...

Dile Gelenler, Fikri Akyüz’ün kapakta yer alan ismiyle sınırlı da olsa kelimelerin eğlenceli ve şaşırtıcı mazisini anlattığı kitabı. Muhakkak ki tüm kelimelerden bahsetmek mümkün değil. Esasında dünyanın hiçbir kitabında tüm kelimelere, söz kalıplarına değinilemez. Zaten Fikri Akyüz’ün de böyle bir iddiası yok.

Öncelikle belirtmek gerekir ki böyle bir kitabı yazmak bir hayli güç. Çünkü beklentiler çoğalacak ve ne kadar yazarsanız yazın az gelecek. Bazen tadında bırakmayı bilmeli. Yazar, eleştirilere açık olduğunu önsözde belirtmiş zaten. Yani bu konuda tepeden bakan bir üslubu yok.

Dil hususunda bir eğitiminiz yoksa işiniz daha da zor demektir. Fikri Akyüz hukuk mezunu… Bu hususta bir eğitimi olmamasına karşın ortaya son derece akıcı ve okunur bir kitap çıkarmış. Akıcılık merak unsurunu ve kişisel beyin fırtınasını ihtiva ettiği için var. Yani bir sonraki kelimeye ya da söze bir an önce geçmek istiyorsunuz. Kısa tutulmuş açıklamalar kitabı daha bir okunur hale getiriyor. Uzun uzadıya bir kelimenin üzerine gidilmemiş. Okuyucuyu sıkmadan, kısa kısa geçilmiş. Kitap aynı zamanda mizahi bir üslupla da kaleme alınmış. Bu da okunurluğu artıran bir başka etmen olarak görülebilir.

Yazar, bir sözü açıklarken birkaç kelimenin tarihçesini çıkarıyor ve nereden gelip nereye gittiğini iyice sorguluyor. Bunları yaparken de konuya çok hâkim görünüyor. Yazılarından ve televizyonlardaki programlardan tanıdığımız Fikri Akyüz, meramını gayet iyi bir biçimde anlatabilen ve büyük ölçüde ikna kabiliyeti olan biri. Kitapta bunun izlerini fazlasıyla var.

Etimoloji, bir derya. Bu deryada boğulmak çok kolay. Fikri Akyüz boğmadan ve boğulmadan karaya çıkmayı başarmış. Çünkü öyle kelimeler var ki ve öyle yerlere gidiyor ki ilk anlamıyla son anlamı arasında dağlar kadar fark oluşmuş. Yazanın ve okuyanın o deryada boğulması iki tarafı da başarısız kılacaktı.

 Irkçılık sadece ten rengi ve milliyet üzerinden değil dil üzerinden de yapılabiliyor. Biz de kuruluş yıllarında acı bir deneyim yaşadık. Bu noktada bir daha ders alma ihtiyacı hissetmeyeceğimizi umuyorum. Özellikle konuşurken dilde ırkçılık yapanların aşağıladıkları dillerden çıkan kelimeleri kullanmadan tek cümle kuramayacakları anlaşılıyor. Köksüz, atasız dil olmaz. Olursa bizim 1930’lardaki Güneş Dil Teorisi gibi bir hilkat garibesi çıkar ortaya. Güneş Dil Teorisi’ne diğer inkılâplar gibi basitçe uygulanacak gözüyle bakanlar insanların hayatına sonradan sokulan şeylerin bir karşılığının olmadığını görmüşlerdir herhalde.

 Arapçanın Latinceyle olan münasebetleri tabiri caizse kız alıp kız verme gibi gerçekleşmiş. Bu etkileşim hâlâ devam ediyor. İki köklü dilin özde barışık olduklarını buradan tespit ediyoruz. Bu kitapta pek çok kelimenin kardeş olduğunu, aralarında herhangi bir düşmanlık olmadığını, aynı nehirde yıkandıklarını görüyoruz.

Dile Gelenler’de kullandığımız kimi kelimelerin ilk hallerini, nasıl bir değişim gösterdiklerini ve esasında ne anlama geldiklerini gözlemleme şansı buluyoruz. Aynı şekilde çok şaşırtıcı sonuçlar da ortaya çıkıyor. Kitap, bir defa okunup kenara bırakılacak bir kitap değil, her yerde okuyabileceğiniz, standart ölçülerde normal bir kitap. Arada bir elinize alıp hatırlamaktan hoşlanacağınız birçok kelime ve söz dizisi barındırmakta.

Eser, akademik bir çalışmanın çok uzağında bir sohbet havasıyla sürüp gidiyor. Belki böyle bir kitabı –dar kapsamlı olsa da- bazen bir akademisyenin yazmadığına dua ediyorsunuz. Akademik kitapların o gri yüzüyle karşılaşmamak mümkün değil çünkü. Okuyucuya ister oku ister okuma diyen yüzlerce sayfası da üzerinize üzerinize geliyor. Her şeyi ben bilirim üstenciliği de cabası. Ama Dile Gelenler sevecen bir kitap olarak değerlendirilebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar