Bugün İslâm coğrafyasına bir uzaylı saldırısı olmuyor belki ama neredeyse her gün bir Amerikalı saldırısı oluyor!

Fahrenheit 451’i bir distopya ya da gelecek zaman kurgusu olarak kabul edebiliriz.

Kitap, 1953 yılından geleceğe bakar ve çeşitli varsayımlarda bulunur. Kitabın adı kitap kâğıdının tutuşup yanma sıcaklığını ifade eder. 

Ray Bradbury de tüm kitabı bunun üzerine inşa etmiş. Bol bol kitap övgüsü ve yakma hikâyesi okuyacaksınız.

 Fahrenheit 451’in bahsettiği potansiyel bir gelecek...

Bu, tamamen yazarın kurgusu. Onun tahminlerini, öngörülerini ve belki de korkularını okuyoruz. Öyle anlıyoruz ki yazar en çok kitapsız bir dünyadan korkuyor.

Anlattığı bu dünya insanların tümüyle televizyona bağlı olduğu, hemen hemen her şeyi oradan öğrendiği ve düşünmenin ve sorgulamanın izin verilmediği bir dünya. İtiraf etmeliyim ki yazarın bu abartılı gelecek öngörüsü bazı yönleriyle tutmuş gibi. Bunu internetin adının dahi olmadığı, televizyonun kısıtlı yayın yaptığı ve daha başka çeldiricilerin hayatımıza girmediği bir dünyadan bakarak öngördüğünü kabul etmek gerekiyor.

Bilim-kurgu-fantastik olarak nitelendirilebilecek bu gelecek öngörüsünün kahramanı Guy Montag adında bir itfaiyeci. Bizim bildiğimiz itfaiyeci yangınlara müdahale eder ve yangınları söndürür. İtfa, söndürme demek; Ancak bu eserde itfa yakma anlamında kullanılıyor. İtfaiyecilerin görevi, içinde kitap bulunan evleri ateşe vermek olarak anlatılıyor.

Bu kitap düşmanlığının sebebi halkın bilinçlenmesini ve sorgulamasını önlemek. Halk öğrendikçe bilinçlenecek, bilinçlendikçe de sorgulayacak. Ancak kitapta bu bilinçlenmenin zararları verilmemiş. Yani devletin uyguladığı hangi politika var ki halk bilinçlenince ya da kitap okuyunca doğrudan doğruya sorgulamaya geçecek ve karar vericilerin gücünü zayıflatacak? Yazarın kitaplara haddinden fazla kutsiyet atfettiğini görüyoruz. Yazar ve eser en fazla bu yönüyle eleştirilebilir. Kitapları savunmak, bilgiye değer vermek her dönem alıcısı olan romantik bir bakış gibi geliyor bana. İnsanların bilgiye sadece kitaplar vasıtasıyla ulaşabileceği fikri zaten başlı başına yanlış bir fikir. Ayrıca ne olursa olsun okumak değil nitelikli kitap da okumak önemli.

Kitapçılarda en çok yer kaplayan kitaplar insanlara hiçbir şey katmayan, sadece vakitlerini alan basit aşk hikâyelerinden oluşuyor. İnsanların önemli bir kısmı bilgilenmek yerine kendilerini rahatlatacak, dertlerinden uzaklaştıracak, başka dünyalara alıp götürecek ve afyon misali zihinlerini meşgul etmeyecek kitaplar arıyorlar ve alıyorlar.

Yazar Amerikalı. Amerikalı olması sebebiyle de olabilir olaylar yine Amerika’da geçiyor. Genel olarak dünyaya musallat olan uzaylıların da giriş kapıları hep Amerika oluyor, bu da onun gibi bir şey herhalde. Amerika düşerse dünya düşer fikrine de sahip olabilir yazar. Bu sorunu Amerika çözerse dünya da çözmüş olur da demek istiyor olabilir. Ray Bradbury çok haklı. Amerika dünyaya kitaplarla hükmetmedi ama yazarın o çok korktuğu televizyonla ve diğer kitle iletişim araçlarıyla yaydığı korkuyla ve propagandayla hükmetmeyi başardı. Sonra da filmlerle gösterdiklerini gerçekleştirdi. Bugün İslâm coğrafyasına bir uzaylı saldırısı olmuyor belki ama neredeyse her gün bir Amerikalı saldırısı oluyor.

Bizlerin önlem alacağı kimseler onların bahsettiği uzaylılar değil Amerikalılar olmalıydı.

Guy Montag, bir gün  artık kitap yakmamaya karar verir. Mücadelesini evvela yalnız sonra da kendisi gibi düşünen insanlarla beraber verecektir. Fakat romanın kurgu bölümü zayıf. Etraf robotlara dolu ve insanlara çok az yer ayrılmış. Her bilim-kurgu eserde görebileceğiniz robot adamları, robot köpekleri, kapısı üstten açılan son derece hızlı arabaları burada da görmek mümkün. Kitabı ilk yayımlandığı zamanlarda okuyanlar için o günün dünyasını da dikkate alırsak enteresan bir kurgu gibi düşünülebilir ama günümüzde bunlar her gün gördüğümüz şeyler. Şu teknolojik ortamda bu kitapta şaşıracağımız bir şey yok. 

Montag’ın sistem eleştirisi, kendi kendine aldığı kararlar ve heyecanlı sayılabilecek bir kaçış ve kovalamacayla biraz hızlanıyoruz. Bunları okurken kendinizi bir anda televizyonda bir uzay filminin içinde bulabilirsiniz. Tüm hukuk düzeni, toplumsal anlayış ve teknolojiye karşı bu mücadele hallolmamış pek çok sorunun ortasında verilmiş. Evet, konu gelecekle ilgili ama iki kutuplu dünya, soğuk savaş, büyük savaşın enkazı ve tam manasıyla oturmamış demokrasiler 1953’ten bakılarak kitapta bahsedilen zamana aktarılmış. Bu hususta belli eksiklerin olduğu da hoş görülebilir bir gerçek.

Önceki ve Sonraki Yazılar