Bu kitap bir hakkın teslimidir...

2018 yılında kaybettiğimiz Fuat Sezgin, bu coğrafyanın yetiştirdiği en önemli bilim adamlarından birisi.

Sağlığında hakkını vererek istifade edenlere ne mutlu. Amerika Kıtasının Müslüman Denizciler Tarafından Kolomb Öncesi Keşfi ve Piri Reis kitabı, çeşitli iddialar barındıran bir kitap.

Şimdiye kadar duymaya alışık olmadığımız pek çok bilgi bu kitapta yer alıyor ve okuyanları epey şaşırtıyor.

Sömürgecilik ya da emperyalizm -ki bunlar birbiriyle kardeş kavramlardır- her alanda kendisini göstermek ister. Hiçbir boşluk bırakmadan yaşamın tüm sahalarında sömürgecinin ve emperyalistin nefesini hissedersiniz. Eğitim sisteminizden tutun sağlık sektöründe kullandığınız ilaçlara, atadan-dededen gelen alışkanlıklarınızdan tutun çocukların oynadığı oyunlara kadar her safhada onların izlerini görebilirsiniz. Harita, haritacılık, keşifler gibi konularda da piyasayı başkalarına bırakacaklarını düşünmüyorsunuz herhalde.

Batılı bir topluluk sizin tüm yaptıklarınızı kendine mal edip siler, üstelik gelecek nesillere de bunu böylece öğretir.

Siz gerçeği bilseniz bile söyleyemezsiniz, söyleseniz de sesinizi duyan olmaz.

En gür ses onlarındır çünkü.

Tüm kitle iletişim araçlarıyla, en güzel sözleri söyleyen hatipleriyle ve size düşünecek başka konular bırakmayan cellâtlarıyla üzerinize kara bulutlar gibi çökerler

Fuat Sezgin, kitabın adından da anlaşılacağı gibi Kristof Kolomb öncesi çalışmalardan bahsediyor. Bu çalışmaların sonucu olarak da çok daha önceden Amerika’nın bulunduğu, buralara daha önceden gelindiği bilgileri yer alıyor.

Daha önce dinsel ve bilimsel düşüncelerle başlayan dünyanın çeşitli yerlerine yayılma hareketi on beşinci yüzyılın ikinci yarısında tamamıyla ekonomik gerekçelere dayanmıştır. Devletler ekonomik zenginlik için ve ihtiyaç duydukları maddelerin temini için yeni arayışlara girmişlerdir. Bu da beraberinde coğrafi keşifleri getirmiştir. Para kıtlığı ve kıymetli maden arama ve bilhassa altın arama ihtiyacı keşiflerin başlıca sebebi olarak gösterilebilir. Uzak seferler düzenleyebilmek için de belirli bir seviyede teknolojik imkân gerekiyordu. Denizaşırı memleketlere ulaşabilmek için şartlar elverdiği ölçüde gelişen teknoloji ve bilgi düzeyindeki ilerleme işleri kolaylaştırmıştır. Ortaçağda Avrupalıların dünya hakkındaki bilgileri son derece sınırlı idi. Yalnızca Akdeniz ve çevresindeki uluslar biliniyordu. Portekizliler keşifler döneminin ilk girişimcileridir, çok geçmeden onlara İspanyollar da katılmıştır. Portekizliler, Afrika üzerinden Hind’e varacaklar, İspanyollar ise Hind’e yol ararken Amerika’yı keşfedeceklerdi. En azından bize anlatılan kısım böyle.

Fakat kitabın iddiası çok daha önce bu güzergâhın aynı ya da değil bulunmuş olduğu yönünde. Çünkü böyle yerlere sadece gelişmiş, zor şartlara dayanıklı ve uzun mesafeler kat edebileceğiniz gemilerle değil hepsinden önce haritalarla ulaşabilirsiniz. Nitekim İslâm dünyasının o dönemde gerek kültürel gerekse de bilimsel alanlarda çok daha gelişmiş olduğunu herkes kabul ediyor.

İspanyollar, Hindistan’a Portekizlilerden daha kısa yoldan gidebilmek için hazırlıklar yapıyorlardı. Bu amaçla İspanyol olmasa da Kristof Kolomb görevlendirilmiş ve o da önemli sayılabilecek ekipmanla yola çıkmıştır. Kristof Kolomb Amerika istikametine iki seyahat düzenledi. Fakat gittiği yerleri Hindistan zannettiği için amacına ulaşamadığını düşünüyordu. Aynı düşünceler İspanya kralında da vardı ve onu keşfedilen yerlerin genel valiliğinden aldı, zincire vurdu. Kristof Kolomb 1499’dan sonra acılar içinde yaşamış ve 1506’da ölmüştür.

Bu arada Kristof Kolomb’un bizim de tarih kitaplarımızda anlattığımız gibi biri olmadığını da belirtmek gerekir.

Özellikle Amerikan yerli halkı ve siyahî Amerikalılar, Atlantik ötesi köle ticaretini başlatan kişi olarak gördükleri Kolomb’a bizim kadar sempatiyle bakmamaktadırlar.

Yani onlara göre Kolomb, Amerika’yı keşfeden, iyi niyetli bir kâşiften öte bir kolonist ve köleliği başlatan bir zalim olarak görülmektedir.

Amerika’da belirli zamanlarda belirli gruplarca Kolomb heykeline saldırıların olması bu nedenledir.

Fuat Sezgin, tüm bunları da hesaplayarak gerek Kolomb’un gerekse de diğer kâşif ve kolonistlerin bir yerlerden edindikleri haritalardan yola çıkarak yeni yerler bulma güdüsüyle hareket ettiklerini belirtiyor.

Mesela,  Güney Amerika'nın en güneyinde bulunan ve Atlas Okyanusu'nu Büyük Okyanusa bağlayan boğaz olan Macellan Boğazı’nın Arap-İslâm kültür çevresince bilindiği ve bu haritaların buradan Avrupa’ya ulaştığı belirtilmektedir.

Fuat Sezgin de Arap-İslâm dünyası kaynaklı bir haritanın İtalyanca versiyonunun Kolomb’a ulaştığını ve bunun Kolomb’u teşvik ettiğini düşünüyor.

Dünyanın içinde bulunduğu durum ve bilhassa savaş şartları gereği etkileşimlerin kısıtlı olduğu bir zaman diliminde ele geçirilen materyallerin aslında kime ait olduğu her zaman için belirsizliğini korumaktadır. Yani elinde haritayla yolculuğa çıkan bir denizci ya da kolonistin bu haritayı nereden ele geçirdiği veya kendisine ait olup olmadığı pek de sorgulanmaz.

Sonunda kavuşulacak ün, zenginlik ve geleceğe bırakılacak isim çok daha önemlidir.

Kitabın sonunda Piri Reis’e de bir bölüm ayrılmış ve onun Türk ve dünya haritacılığına olan katkıları anlatılmıştır.

Özellikle gemilerin geçişine imkân veren kanalların derinlikleri, limanlar, kaleler ve demirleme mevkileri gibi bilgiler Piri Reis tarafından kusursuzca verilmiştir.

Bu kitap bir hakkın teslimidir.

Pek çok teknik terim barındırsa da doğru bilgiye ancak doğru açılardan bakmayı öğretmesi bakımından faydalı bir kitap olarak her evde bulundurulmalı diye düşünüyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar