Atatürk ve İnönü'ye olan merakı gideren bir kitap...

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu genel olarak romancı kimliği ile tanırız. Fakat o, hatıralarını yazmasıyla ve yayınlamasıyla bizlerin bir dönemi anlamasına yardımcı olmuştur. Bizler elbette Yakup Kadri'nin yaşadıklarını ve hayat öyküsünü de merak ederiz. Ancak anlattığı dönemde öyle bir rol üstlenmiş ki diğer aktörleri merak etmemek mümkün değil. Bu aktörler öyle aktörler ki eserin müellifi yanlarında sönük kalıyor. İşte Politikada 45 Yıl, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'ndan çok Atatürk'e ve İsmet İnönü'ye olan merakımızı gideren bir kitap...

Eserde tek parti sisteminin nasıl normal bir şeymiş gibi üzerinde hiç durulmadan ve sorgulanmadan geçildiğini göreceksiniz. Tek parti sisteminin özü halkın seçmeyi ya da kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmemesi değil midir? Yaban'ı yazmış, orada kendi milletinin canını, küçümseyici sözlerle acıtmış bir Yakup Kadri'ye böylesi halktan uzak bir sistemi yermek değil ondan nemalanmak yakışırdı zaten. Nitekim o da kendisine yakışanı yapmış ve kendi halkına tepelerden bakabileceği bir yerlere konuşlanmıştır. 

Kitabın en ilginç yanı Mustafa Kemal-İsmet İnönü çekişmesidir. Özellikle 1930'lu yıllarda yani devrimlerin aşağı yukarı tamamlandığı yıllarda pek çok hususta fikir ayrılıkları ortaya çıkıyor. Yakup Kadri, Kemalist ilkelere bağlı olduğunu beyan etmekle beraber daha çok İnönü'ye yakın olduğunu söylüyor. Ayrıca onun vasıtasıyla İnönü’nün Atatürk'e kalp kırıcı cümlelerini ve davranışlarını fazlasıyla görüyoruz. Yakup Kadri’nin anlattıklarıyla ikili ilişkilerde Atatürk'ün İnönü'ye göre daha alttan alır ve anlayışlı biri olduğu ortaya çıkıyor.

Kitap, hatırat olduğundan bir kronoloji takip ederek ilerliyor. Yazar, gazeteci kimliğini belki de ölene dek bırakmıyor ve neredeyse her yazdığıyla bir haberci ya da haber atlatan bir muhabir edasıyla çıkıyor karşımıza. Anlattığı olaylar tamamen haber niteliğinde ve üstelik köşkten canlı yayın gibi. 
Bu canlı yayınlardan biri bizim resmi tarihe işlenmemiş bazı hususları aydınlatması açısından çok önemli. 1923 seçimlerinden sonra devlete bir başvekil lazımdır ve Yakup Kadri'nin de olduğu bir mecliste Mustafa Kemal kimi başvekil yapalım diye sorar.

Orada bulunanların ortak kanaati Batı Cephesi komutanı ve Lozan fatihi İsmet Paşa'dır. Fakat Atatürk öyle düşünmemektedir. Onun aklındaki isim Fethi Bey'dir. Çünkü İsmet Bey ağır işitmektedir ve bu da meclis çalışmalarında sorun teşkil edecektir. Yakup Kadri Atatürk'ün, çevresinde bulunan kimi isimlerin İnönü'ye olan tavırlarından etkilendiğini söyler. Bu isimlerden biri de Refet Bey'dir. Kitapta geçtiği şekliyle Refet Bey, Yakup Kadri'nin İnönü'yü İnönü zaferinden dolayı övdüğü bir yazıyla alay bile etmiştir. Acı olan şu ki İnönü dolaylarında bir zaferin kazanılmadığı gerçeğini satırlarının devamında Yakup Kadri'nin de kabul etmesidir. Bizler ise tarih kitaplarında hâlâ bu sözde zaferi ve bu sözde zaferin getirilerini Atatürk’ün Refet Paşa’ya göre adresini şaşırmış telgrafı eşliğinde okumaya devam ediyoruz.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 45 yılda pek çok olaya şahitlik etmiştir. Yeni bir devletin kuruluşundan tutun, devrimlere, çok parti denemelerine, devletin kurucusunun ölümüne, onun ölümünden sonra değişen güç dengelerine, Demokrat Parti’nin beyaz devrimine, 1960 darbesine, yeniden vesayet altına girmiş demokrasiye kadar pek çok olayı bizzat yaşamıştır.

Politikada 45 Yıl, suyun diğer tarafından bir anlatım olarak da okunabilir. Yazarın hayata, dünyaya bakışı toplumun bakışından çok çok uzak bir noktada olduğundan bizi bize anlatmasını beklemek pek doğru olmayacaktır.

Kitapta da görüleceği üzere sürekli bir devlet vazifesi halindedir ve sürekli kararlar alan, kararlar veren bir konumdadır. Zaten 1934’ten sonra da sürekli yurtdışındadır. İsmet İnönü’nün has adamı olarak diplomatlığı hak etmiştir çünkü.

Yeni devlet bir aristokratlar ve güvenilir kişiler birlikteliği ile yönetilmeye ve bu kişiler eliyle yaşatılmaya çalışılmıştır. Tasfiyeleri ve bu süreçte yaşanan sonu ölümle ya da sürgünle biten cezaları böyle değerlendirmek gerekir. Ancak Atatürk’ün ölümünden sonra yeni bir devir başlamış ve yaşanan 15 yıllık dönemin bir özeleştirisi yapılmıştır. Yöntemler yine tasfiye şeklinde olduğu için bunun ileri bir adım olduğunu söyleyemeyiz. İsmet İnönü’nün paraların üzerindeki Atatürk görselinden rahatsızlığı 1939’dan itibaren paralara kendi resmini koydurtmasıyla açığa çıkıyordu ama asıl rahatsızlık Atatürk’ün isminden de kaynaklanıyordu.

Yakup Kadri, Atatürk’ün ölümünün birinci yıldönümünde yaşanan bir olayı naklederken İnönü’nün bu isimden duyduğu rahatsızlığı dile getirir. Olaya göre Behçet Kemal Çağlar anma töreninde epey eleştirel koşuklarla bir senedir yaşanan Milli Şef dönemini yerden yere vurur. İsmet Paşa her zamanki tehdidiyle ”Ben icap ettiği vakit çizmelerimi giyip ortaya atılmasını da bilirim” diyerek Behçet Kemal’i ilk gördüğü yerde azarlar.

Yakup Kadri’ye göre İnönü, Atatürk’ün gölgesinde olmaktan rahatsızdı ve Atatürk’e bağlı kimselere yaşam hakkı verme niyetinde de değildi.

Yazarın romanlardaki akıcı üslubu gazetecilik özellikleriyle birleşerek ortaya gerçekten çok değerli bir eser çıkmış. Birinci basımı 1968 yılında yapılan bu kitabın baskısı devam etmektedir. Özellikle inkılâplar ve devrimler senesinde yaşanan tartışmalar için de okunabilir. Çünkü epey hararetli tartışmalar var.

Önceki ve Sonraki Yazılar