"Allahaısmarladık... Biraz sonra şehit olacak birinin kaleme aldığı yazılar..."

Allahaısmarladık Çanakkale Savaşı’nda Bir Şehidin Günlüğü, adı üzerinde bir şehidin kitabı… Şehit İbrahim Naci, yaşamının son anlarını kaleme almış. Yayına hazırlayan ve günlüğü bizlere ulaştıran Seyit Ahmet Sılay da adını kapağa yazmayacak kadar alçakgönüllü davranmış. Kitabın başında günlüğün nasıl elde edildiği açıklanıyor… Osmanlıca yazılmış bu günlük titizlikle korunmuş ve günümüze kadar gelmiş. Kitaplaştırılması ve bizlere sunulması gerçekten çok büyük bir iş. Kitabın sonunda günlüğün orijinal halinden sayfaları bulmak mümkün.

İbrahim Naci henüz 21 yaşındayken vatanı için can veriyor. Onun satırlarını okumak Türk bayrağına sarılı şehit tabutuna sarılmak gibi bir şey. Biraz sonra şehit olacak birinin kaleme aldığı bu yazılar bir şehidin ruh halini anlamamıza da yardımcı oluyor. Şehidin acemi bir subayken geri hizmette eğitimi bırakıp cephede savaşmak için gönüllü olması onun cesaretini ve vatan aşkını gösteriyor.

24 Mayıs-21 Haziran 1915 arası dönemi gün gün yazan şehit, öncelikle Çanakkale’ye intikali sonra da cephedeki çarpışmaları anlatıyor. Yaklaşık bir aylık sürede ne zorluklar yaşandığını, ne imkânsızlıklarla karşı karşıya olunduğunu aktarıyor. Bu bilgiler çok değerli çünkü tüm bunlar birinci ağızdan alınmış bilgiler. Okudukça bu toprakları yurt yapan, al bayrağın gölgesinde serinlememizi sağlayan şehitlerin muazzez anılarına ve miraslarına sahip çıkma arzusu bir kat daha artıyor.

Biraz da günlüğün dilinden söz etmekte fayda var. Günlük,  bir asker tarafından değil de sanki bir sanatçı tarafından yazılmış gibi. Burada demek istediğim şehit İbrahim Naci'nin sakin üslubu… Yazı dilinin şairane olduğunu da söyleyebilirim. Meramını son derece iyi anlatan, istiareli ifadeler kullanan bir teğmen... Ayrıca çok da içten yazıyor. Bu vasıtayla birinci ağızdan savaşın en azından 1915 Mayıs-Haziran aylarında nasıl seyrettiğini öğrenme imkânı buluyoruz. Anlaşıldığı kadarıyla hava sahamız yok. Yani düşman uçakları rahatça uçup bomba bırakabilecek durumda. Şehit, uçak görünce yere yattıklarını ve saklandıklarını söylüyor. Aynı şekilde denizde de bir hâkimiyet yok. Özellikle denizaltıların çokça zarar verdiğini belirtiyor.

Günlüğün en önemli özelliği birinci ağızdan yazılmış olması. Şimdiye kadar Çanakkale Savaşı ile ve oradaki kahramanlıklarla ilgili çok şeyler okuduk. Hatta pek çoğumuz gittik şehitliklerde o kahramanları ziyaret ettik, onların aziz ruhlarına defalarca Fatiha okuduk. Şehidin şehadete ermeden bir gün önce ve hatta şehit olduğu gün yazdığı sözleri okumak biz okuyucular için de kolay değil. Az sonra, birkaç sayfa sonra ve hatta şu an okuduğumuz sayfada bu gencecik daha 21 yaşına değmiş değmemiş çocuğun şehadet haberini alacağız çünkü…

İbrahim Naci’nin günlüğüne yazdığı son söz Allahaısmarladık

Seyit Ahmet Sılay, kitabın isminin bu nedenle Allahaısmarladık olduğunu ve bu sözlerle şehadeti sezdiğini söylüyor.

Seyit Ahmet Sılay bir başka sezgiyi de günlüğün ilk sayfasına yazdığı adresle açıklıyor. Günlüğün başına İstanbul’da ailesinin ikamet ettiği evin adresini yazıyor ki bu günlük onlara ulaştırılabilsin. Gerçekten geri dönmeyi düşünmediler diyorlar ya çok doğru. Aynı şekilde şehit olduğu 21 Haziran gününe İ. Naci imzasını düşmesi de bir başka sezgi diyor Sılay.

Bir notu daha eklemek isterim: Günlüğü kaldığı yerden Yüzbaşı Bedri Efendi devam ettiriyor. Burada Naci hakkında yazdığı güzel şeyleri okuyabilirsiniz ancak o da 2 Temmuz günü şehedate eriyor ve dolayısıyla günlüğü yarım bırakıyor. Hatta son sözlerinin sonunda nokta değil virgül var. Onun şehadetine ilişkin bilgiyi de mürekkebi farklı bir kalemle tabur imamı ve kâtibi veriyor. Bu not ise 7 Temmuz 1915 tarihine ait.

Allahaısmarladık Çanakkale Savaşında Bir Şehidin Günlüğü, Yeditepe yayınlarından çıkan, Teğmen rütbesiyle ilk çatışmada şehit olan İbrahim Naci isimli subayın günlüğü. Kitabın başında başka bilgiler ve yazdıklarından yola çıkarak şehidin gerek ruh halini gerekse de birliğin durumunu açıklayan notlar var.

Elbette şehidin geride bıraktıklarına olan özlemi, onları bir daha görememe korkusu, normal yaşantısına dair özlemleri de var.  Bunların hepsi insani duygular olarak kabul edilmeli. Askerlerimiz cephelere robot gibi koşup yalnızca şehit olmaya gitmiş değiller. Onlar da düşmanın kovulduğunu, İslâm’la yıkanmış toprakların gâvur postallarıyla kirletilmediğini görmek istemişlerdir.

Son olarak kitabı kalbinde vatan ve ecdat sevdası olan herkese tavsiye ettiğimi belirtmek isterim. Gözlerinizden akacak olan damlalara hâkim olamayacaksınız. 

Önceki ve Sonraki Yazılar