"Peker" olayına farklı bir bakış...

Yeraltı dünyasının bir diğer ismi ‘gayrı meşru alem’ olarak söylenir. Bu alemin içinde yaşamayı tercih edenlerin kendilerini tarif ettikleri bir tanımlamadır bu. Kanun tanımazlar olarak tercüme edebiliriz.

Siyasi mücadelem boyunca, bende çoğu ‘ kanun tanımazlık’ iddiasıyla yargılandım. Belki bundan belki içine doğduğum dünyanın adaletsizliğinden, uslu insan profilinden uzak olduğum doğrudur. Yine bu ‘uslu insan ‘ profilinden uzak olanlara dönük gözlem ve onları anlamaya dönük çabam hep olagelmiştir.

Peker meselesi, bu açıdan bakıldığında epey münbit bir konu.

Gayrı meşru dünyanın içinde yetişmiş, çeşitli defalar suç örgütü yöneticiliğinden yargılanmış bir isim. Yer altı dünyasında örgütlenmiş yapılar, para merkezli hedeflere odaklı olsalar da , meşreplerine uygun ideolojik yapılarla da kol temasında hep olmuşlardır. Dev Sol ile irtibatlı olan meşhur kabadayılarda oldu, PKK ile irtibatlı uyuşturucu mafyasıda! Ama her daim, “Ülkücü kökenli” diye bilinen suç örgütü yapılanmaları daha çok tanınır, bilinirlerdi. Peker, Ülkücü kökenli ama biraz daha Türkçü tonlaması ön planda .

Yer altı dünyasının duayenlerinden Dündar KILIÇ, Dev-Sol, yine yeraltı dünyasının özellikle uyuşturucu bağlamında en bilinen ismi Behçet Cantürk, PKK/ASALA ile ilişkilendirilmişti. Aynı Behçet Cantürk  diğer taraftan Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel ile ortak işler yapmıştı.

Yeraltı dünyasının , siyasetle/siyasilerle ilişkisi her zaman vardı.

Bu ilişkiler ağı, bu güne kadar gayrı meşru dünyanın hiç bir ismi tarafından ifşa edilmemiştir.

Peker, açık ve net bir şekilde, doğrudan ‘ intihar saldırısı’ yaptı !

Yer altı dünyasının adı konmamış kuralları arasında, devlete/sisteme silah çekmek asla yoktur. Peker, bu kurala sadık olduğunu, makamlara olan saygısını ifade ederken, İçişleri bakanı Sayın Soylu’ya hitaben , görevinden ayrılmasından sonra intikam alacağını söylemesi, bu kuralı tuhaf bir şekilde çiğnediğinin göstergesi.

Devletin İçişleri bakanı, devletin tamda kendisidir oysa. Bu bakana yönelik ağır ifadelerin, devlet tarafından nasıl algılanacağını ve bunun sonuçlarını en iyi bilen kişilerin başında Sedat Peker gelir.

Bu açık bir ‘intihar’ girişimidir.

Peker’i bu girişime iten motivasyon nedir? Bu sorunun cevabı bulunmadan bu meselenin anlaşılması neredeyse imkansız. Çocuklarına yönelik müdahalenin kendisini öfkelendirdiğini söylemiş olsa da, yaptığı hamlenin sonuçları açısından, çocukları için daha dayanılmaz acılar üretebileceğini yine en iyi kendisi biliyor.

Hiçbir devlet, az çok geleneği geçmişi olan, -ki kadim  devlet geleneği olan bir Türk devleti-, bakanı için aleni aşağılanmayı sadece ‘cari hukuk’ sınırları içinde değerlendirmez! Devlet hafızası not eder ve iktidarlar değişse bile bu not günü gelir icraya dönüşür.

Peker, öfkeyle(!) çıktığı bu yolda, bir çok menzili aşıp geldiği noktada, etkili bir “sistem muhalifi sembolü” haline de dönüşmüş oldu. Bu güne kadar, hiçbir devrimci yapıda göremediğim , sistemi yıkıcı söylemleri, mesela Yılmaz Özdil gibi bir isme bağlanarak sadece yıkıcı etkisiyle kalması arzu ediliyormuş intibaı oluşturmuyor mu? Peker’in yıkıcı söylemlerinin önüne Kemalizm bariyer olarak çekilmiş intibası. Bu kadar yıkmak istiyorum der gibi.

Tarihin bize söylediği, yıkımı yapanların inşa sürecinde enterne edildiğidir. Meşhur olduğu üzere; “devrim önce evlatlarını yer…”

Buradan elde ettiğimiz sonuç, Peker üzerinden devrimci/yıkıcı prestijin kontrollü olarak el değiştirtilmesi olabilir mi? Mümkün!

Bir diğer sonuç, Erdoğan, sistemi tümden sıfırlamanın/ yenilemenin hesabında ve bunu bu yolla yapıyor. Normal işleyiş içinde 100 yıllık birikmiş küf/pas ,öyle genelgeyle vs çözülüp atılamaz. 15 Temmuz gibi! FETÖ o hatayı yapmasa –veya- yaptırılmasaydı, sistemden temizlenmeleri mümkün değildi. Fetö , müesses nizamı içten ele geçirmiş, neredeyse, müesses nizamı ilga ile onun yerine yerleşmişti. 15 Temmuz ile birlikte, tarihin çöplüğüne atıldılar.

Peker meselesi ile sistem kendisini ‘arındırıyor’ olamaz mı?

Eğer, mevcut devlet anlayışı, kendisini geçmişten gelen tüm kir ve paslardan arındırma kararı vermiş ise bu, ancak ve ancak bu yaşanan süreçle mümkün olabirdi.

Tüm bunlara rağmen, yine de açıkta kalan bir soru, Peker’i intihar saldırısına iten motivasyon nedir?

Aklımıza, Kurtlar Vadisi’nden bir sahne geliyor, Vadi operasyonunda görev alan ünlü kabadayıyı, devlet tarafından başına sıkılan bir kurşunla öldürülür. Bu görevi, bedelini bilerek almıştır!

Ne diyelim, tuhaf zamanlar, tuhaf geçişler!

Önceki ve Sonraki Yazılar