"Yaşamayı Deneme"nin anısına bir saygı duruşu -IV- ("Fikirle hiçbir alâkası olmayan insanlarla"...)

yasamayi-denemenin-anisina-dort.png

“Ve bir fikrin kavgasını yapabilmek için, fikirle hiçbir alâkası olmayan insanlarla omuzdaşlık etmek ne acı!..”

(Tilki Günlüğü, 3. Cilt, Sh; 278)

-I-

"Yaşamayı Deneme"den doğan, "yaşanmaya değer hayat" mücadelesi...

Evet, ne diyorduk Şemsettin?

-“Yaşamayı Deneme” diyorduk abi…

-Evet, Yaşamayı Deneme… Hepimiz, yaşamayı deniyoruz bir bakıma… “Hepimiz” lâfın gelişi tabii… Niçin “Yaşamayı Deneme’ye saygı duruşu” dedik, onu izâh etmeye çalışıyorduk;

Yaşamayı denerken, “Yaşanmaya değer hayat”ı bulduğu ve buldurduğu içindir bu “saygı duruşu” belki…

Sahtelerin, bayağıların dünyasında, tüm sahteleri bayağılıkları tepeleyerek, “sahici insan” olmanın ne demek olduğunu örnekleştirdiği içindir…

-“Sahteleri enselemekte birinci sınıf ehliyet sahibiyim” diyordu galiba bir yerde abi?

-Evet… Bizim gibi çorak bir iklime doğmuş nesillerin, “yeni bir dünya görüşü” ihtiyacını, “KİM”lik arayışını, İslâm’ın hakikatiyle buluşturduğu içindir… Sonrasında bir devrim destanına dönüşen “KİM”in romanı olduğu içindir…

Yaşamayı Deneme; KİM’in romanı? Bize de, “KİM’i” ararken kendimizi bulduran, “ben kimim?” diye sorduran, devamında, “Ben KİM’im diye sormak ölüm nedir diye sormakla birdir…”e yaklaştıran, “Müslüman kimliğimizi”i oluşturan, bizim –bir neslin- kayıp kimliğimize ve ruhumuza bir “ayna” tuttuğu roman…

KİM’in romanı…

“Yaşamayı Deneme”den doğan “yaşanmaya değer hayat” mücadelesine bir saygı duruşu; Ürettiği değerlere, yenilediği anlayışa…

 “KİM”in “kimliğine” dair, sadece “Yıkılış-Boşluk” bölümünün yayınladığı, sonrasında, bu “KİM’liğin”, Başbuğ Veliler tarafından “doğrulandığı” da malûm reçetede –kime malûm?- ayân oldu…

Buraya tekrar döneceğiz ilerleyen süreçte…

-II-

KİM anlatıyor...

Bak şimdi, KİM’in anlattığı, ondan dinlediğim bir şey anlatacağım şimdi;

KİM anlatıyor; (Şimdi koğuşta böyle bir rekabet var, imam sen olacaksın ben olacağım rekabeti, ama bu böyle çok da aleni değil… Burada görünmez bir hiyerarşi varmış meğerse, namaz kıldıran –yani imam- aynı zamanda lider olmuş oluyor ve statü belirtiyor gibi bir durum… O yüzden namaz vakti gelince, işte, “sen buyur…” –“Yok yok, siz buyurun” filan, imamlığı birbirlerine teklif ediyorlar… Neyse tabii bu onların arasında bir durum… Şimdi ben bu durumu fark edince, biraz da gözümün ucuyla takip ediyorum tabii koğuşta… Arada bir bana da; “Hocam siz buyurun” diye… Ben tabii hiiiç o taraklarda değilim…” (Gülüyor…)

Komediyi anlayınca ben de başlıyorum tabii gülmeye… Neyse…

Durumun ne derece komik olduğu, KİM’i bilenler açısından anlaşılmıştır sanıyorum… Kendi kültürel şartları bakımından, burada “imamlık” aynı zamanda bir “lider-baş olma” durumu içeriyor; yani sadece namaz kıldırmanın ötesinde bir anlamı var… Tabii şimdi, KİM’deki “Liderin” karşılığını, neye tekâbül ettiğini az çok biliyorsanız, o zaman anlaşılır buradaki derin ironi, KİM için durumun ne kadar ironik olduğu ve niye güldüğü…)

Lider... Büyük aksiyon ruhu, kültür edası, Sanat, ve estetik anlayışı, dava aşk ve ahlâkı içinde yetenekleri yönlendiren; yetenekler emrine verilen…” diye tarif ettikten sonra, on madde halinde sayfalarca liderde bulunması ve bulunmaması gereken vasıfları sıralayan eser ortaya koymuş bir “Lider”in-KİM’in-, içinde bulunduğu koğuş ortamında, “namaz kıldırma-imamlık” işinde, “liderlik” gören ve bunun için rekabete tutuşan, -kendisinin de o niyetteymiş gibi görüldüğünü gören-uçurumu görürseniz, anlaşılabilir bir durum çıkar ortaya…

Neyse, şimdi bu burada dursun… İlerleyen süreçte, buraya, bunu niye anlattığıma döneceğim…

-III-

-Şimdi Şemsettin, bir insan, bir Müslüman olarak, bir ideolojiye, bir düşünce sistemine, bir dünya görüşüne, İslâm’a muhatap anlayışa –adına ne diyorsan artık- bağlılık-aidiyet iddiası olan her insandan beklenen ilk şey, bağlı olduğu ideolojiye, sisteme, dünya görüşüne “uyma-uygunluk” çabasıdır… Aziz olan bu çabadır, kıymet ve değer bu “uygunluk çabası”ndadır… Uygun olup olmadığı, uyup uymadığı sonraki mesele…

Devamında, bağlılık iddia edilen dünya görüşünü, tanıma, bilme, anlama çabası gelir… Az veya çok, o önemli değil…

Demek ki aidiyet ve bağlılık iddiasında olan bir insanda saygı duyulacak iki aziz çaba var;

Birincisi "anlama çabası"... İkincisi; Anladığını "ifâde etme çabası"... Bu iki aziz ve samimi çabanın tabii sonucu olarak da, "uygunluk/uygun davranma" çabası...

Şemsettin:

-Şimdi belli bir yaşı aşmış, kendini gösterme hevesiyle, "sahip olmadığı mânânın maliki" görünmeye çalışan bu gönüldaşlara...

-Bu yavşaklara "gönüldaş" demeyelim... Gönüldaş, daha sıcak, içten bir kavram... Farklı anlayışları da olsa, arlarında ayrılıklar, aykırılıklar, küskünlükler, kırgınlıklar filân da olsa, aynı gayeye baş koymuş insanlara denir "gönüldaş" diye... Dolayısı ile, bu, "olmadığı mânânın maliki görünmeye" çalışan, riyakâr, sefih, insana ve fikre yabancı bu (striptizciler) için bu kelimeyi kullanmayalım...

Hatırlayalım: Ve bir fikrin kavgasını yapabilmek için, fikirle hiçbir alâkası olmayan insanlarla omuzdaşlık etmek ne acı!..

KİM diyor bunu? "Fikri yaşamak, yaşamayı fikir bilmek!" diyen adam diyor...

Önceki ve Sonraki Yazılar