"Yaşamayı Deneme"nin anısına bir saygı duruşu -III- (Elbette bir "sözü" olmalı insanın ve sözünün eri olmalı insan...

elbette-bir-sozu-olmali-insanin.png

Elbette bir "sözü" olmalı insanın ve sözünün eri olmalı insan...

-I-

Evet sevgili yoldaşlar, “insan  niçin konuşur?” diye sormuştuk… Bu basit ve sıradan görünen soru bizi ister istemez, bütün “konuşmalarımızın” temeline, aslına, esasına inmeye zorluyor!

Zorlamalı…

(Aslında, bütün bunlardan bağımsız olarak mücerret "konuşma ihtiyacı"nın temeline inmeye -"niçin'i sorgulanmaya"- başlandığında, "Güzel sözler Allah'a ulaşır" ölçüsüne, bunun hikmet ve sırrına kadar incelebilir "insan..." Ama konumuz bu değil...)

İnsan niçin konuşur? Bildiği için konuşur, bilmediği için konuşur, derdi vardır konuşur, derdi yoktur konuşur, bir gayesi vardır konuşur, bir davası vardır, konuşur… Ama her halükârda, “insan konuşur…”

Konuşmak bir “ifade biçimidir”…

(O halde, bu “biçim”in muhtevası-içeriği, amacı, gayesi, niteliği önemlidir…)

Burada, “konuşmaktan” kasıt, toplum önüne çıkıp konuşanlardır;

Yazıyla, sözle, (yutıbır)lık yaparak, şöhret olma hevesiyle, dikkat çekme dürtüsüyle vesair…

(Şunu parantez içine sıkıştırmamız gerekiyor sevgili okuyucularımız, insan-kitleler-toplumlar, tarihin hiçbir döneminde bu kadar siyasetin içine çekilip, bu kadar “siyaset dışı” kalmadılar. Bu hiçbir dönemde yaşanmadı… Bunu, adına “demokrasi” dedikleri büyük yalanla başardılar… İnsanı-ve toplumu- bütünüyle “siyaset dışı” bir alana itip, onu sadece hiçbir şekilde etki edemediği bir alana hapsettiler…

Hepimiz biraz üzerine gidince görürüz ki, siyaseti asıl belirleyen/yönlendiren şey; sermaye gücü/medya gücü/ ve bu güçlerin bağlı olduğu “güç merkezleri”dir…

Kitlelerin, bu derece siyasetle ilgili olduğu sanılırken, aslında ne derece “siyaset dışına” itildiklerini vurgulamak istiyorum… Öyle ki insanlar, beş altı sende bir defa, on beş saniyede bir sandığın içine zarf atarak “kendilerini yönettiklerine”(!) iknâ edildiler… Bu şekilde bir toplumun “kendi kendini yönettiğini” düşünmek ne kadar saçma değil mi?..)

Neyse bunlar bahs-i diğer…

-II-

Bir kısım insanlar niçin toplum önüne çıkıp konuşur?

Konumuza dönelim; İnsan niçin konuşur?

Bu soruyu şu şekilde tashih edelim; İnsan –bazı insanlar, bir kısım insanlar- niçin toplum önüne çıkıp konuşur?

Sanıyorum şimdi tam oldu;

Bazı insanlar niçin toplum önüne çıkıp konuşur?

(Bir derdi vardır, bir gayesi vardır, bir davası vardır, bir sözü vardır, bir meselesi vardır, bunun için toplum önüne çıkar, konuşur, yazar söyler diye düşünürüz... Böyle düşünmemiz de normal tabii ki...

Peki asıl mesele bu değilse?..

Bir derdi, bir davası, bir gayesi, bir sözü olduğu için değil de, "görünme/kendini gösterme/ sergileme/ striptase içgüdülerine/ dürtülerine hâkim olamadığı için "toplum önüne" çıkıyorsa?.. Bunu nasıl ayırt edeceğiz? Bu "yalanın, sahtekârlığın, dolandırıcılığın, çamurlaşmanın" normalleşmesi demek değil mi?

-III-

Niye "Yaşamayı Deneme"ye saygı duruşu?

Şemsettin:

-Abi mevzu başka yerlere kıvrılmadan bişey soracağım, niye "Yaşamayı denemeye saygı duruşu?" bu hikâyenin adı. Yaşamayı Deneme Kumandan'ın kitabı...

-Evet Şemsettin öyle... Yaşamayı Denemedeki "ruh" ile, bir kere sahici bir "temas" kuran, insan olma yolunda büyük bir mesafe kateder diye düşünüyorum, belki ondandır, belki daha özel bir sebeptir... Belki Yaşamayı Deneme'deki ruha bağlılığımızı ve sadakatimizi diri tutmak, tazelemek içindir... (O'nun) her eseri, bir diğer eserinin tohumunu da içinde barındıyor ya belki ondandır... Sonra... O "ruhtan" fışkırdı İbda ruhu, aksiyonu, külliyatı, devrim mücadelesi... 

O "Yaşamayı Deneme"de "yaşayan ruh"tan... Belki de bundandır...

İşin başında ve sonunda, "sahte" ile "gerçeği" ayırt etmeyi, "iyi güzel ve doğru"yu tanımadan, "kötü, çirkin ve yanlışın" tepelenemeyeceğini belki ilk orda gördüğümüzdendir...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar