Toplanın arkadaşlar, "bâtından haberlerim" var...

"Bâtından" taze haberler!

-I-

-Toplanın arkadaşlar, size bugün “bâtından haber” vereceğim…

Şemsettin: -“Sen de mi abi?..”

-Mademki zahirde, gözünüzün önünde olanı görmüyor, anlamıyor, illâki “bâtından” olsun diyorsunuz… Halbuki normal olan, önce gözünüzün önünde duran çukuru görmeniz gerekiyordu…

Göz önünde olan biteni, bilmeniz, anlamanız gerekiyordu… Ama siz istediniz, n’apalım, “Yok, illâki “batında” neler olup bittiğini görmemiz lazım, bize “bâtından” haber ver kardeşim” diyorsanız, peki…

Şemsettin: -Peki Allah, “bütün kâinatı bir mercek gibi süzen” bu zahir gözleri niye vermiş abi? Görmeyin, bakmayın, anlamayın diye mi? Bunların “zahir gözü” kör mü ki göz önündekini görmeyip, kapının anahtar deliğine gözlerini dayayıp, “bâtında” neler döndüğüne tecessüste bulunuyorlar? Nerden geliyor bu merak?..

-Nasıl bir “insansızlık” çölüne düştük böyle bilmiyorum Şemsettin… İnsanlıktan, Şeriatten, Fıkıhtan, tarikattan, anlayıştan bir gram nasib almamış insanların, “insanlığı kurtarmaya”(!) çıktıkları bir garip zaman… Galiba bütün şiddetiyle “ahir zaman…

-Nasıl abi?

-Şimdi, normal şartlarda, Şeriat’e, Fıkha, mezhebe, tarikata -hadi olmadı- “dünya görüşüne tâbii” olması gereken insanların, Şeriat, fıkıh, mezhep, dünya görüşü hariç, her türlü zırvaya anında “tabii”(!) olduğunu her gördüğümüzde bir şaşkınlık daha yaşıyoruz…

Aslında çok da basit bir şey değil mi söylediğimiz, adama diyorsun ki, bu yaptığın, Şeriat'e uymuyor, Fıkha uymuyor, Mezhebe sığmıyor... Şeriat, fıkıh, mezhep "ne ki?" diyor adam iyi mi?

Hani KİM diyordu ya, “Ölçünün olmadığı yerde, “doğru-yanlış” diye bir şey de yoktur…” mealinde…

Biliyorsun, günümüzde, “yok artık bu da olmaz” dediğimiz ne varsa oluyor, sonra tekrar diyoruz ki, “tamam ama bu kadar da olmaz”, bir bakıyorsun ondan da kötüsü olmuş…

(…)

-II-

"Dünya işlerinde bâtından haber" verme kardeşim!

-Hoca olmayan bir hoca vardı biliyorsun, sürekli “bâtından haber veren”, berzahtan canlı yayın yapan… Biz de bu “çarpılmışlığı”, İslâm dışı, Şeriat dışı, tasavvuf dışı bu çarpılmışlığı defalarca eleştirmiştik, eleştirmemizin nedeni de, bu çarpılmışlığa KİM’i âlet etmesiydi malûm… Yoksa, piyasada çarpılmıştan çok ne var…

Yedi yirmidört “bâtından haber veren” bu adamın verdiği haberler de yalan çıkıyordu…

İşte bunun üzerine, birisi;

-“Abi bâtından verdiğin haberler yalan çıkıyor, yanlış çıkıyor…

Deyince, bizimkinin yüzü kızaracağı yerde, “Sende ideolojik formasyon yok, e tabi olmayınca anlamazsın” diye bir de keskinleşiyordu hani… Biz de;

-“Güzel kardeşim, yedi kat göklerde dolaşmanın neresi “ideolojik” neresi “formasyon” diye sormuştuk da, soru öylece boşlukta asılı kalmıştı hani…

Şemsettin: Ya bunun “ideolojik formasyon” ile ne ilgisi var abi, bâtından haber veriyorsun ve yanlış çıkıyor, yalan çıkıyor… En azından “alıcı-verici ayarlarını” kontrol etmesi gerekmiyor mu?

-Neyse diyelim… İşte bu “batından haber veren” videoları sürekli paylaşan bir kardeşimiz de, geçen gün;

Dünya işlerinde batından haber vermek yoktur” diye ş’etmesin mi?

Şemsettin: -Haydaaa!

-Ne işin var çayda! Yani, kardeşim, hiç olmazsa bir noktada sabit durun değil mi?

Her hafta; “Voleyi vurduk, fileleri havalandırdık, doksana taktık” kıvamında “bâtından haber veren”, “berzahtan canlı yayın yapan” kim kardeşim?

Kamuoyu mu?

Bâtından haber veren videoları paylaşan yayan kim canım kardeşim?

Sen değil misin?

Eee peki, “dünya işlerinde batından haber verme yoktur, via” diye paylaşan kim, yine sen?

Yani birinden birini yapmasan mesele yok;

Diyeceğiz ki, bunlar zâhirden bâtına intikâl etmiş mübarekler, ordan verdikleri haberlerle toplumu aydınlatıyorlar…

Ama bütün bunları yaptıktan sonra bir de, “dünya işlerinde bâtından haber verme yoktur” diye paylaşım yaparsan?

Olmaz!

Bunu, senin kamuoyuna değil, bizim sana söylememiz lazım, çünkü, dünya işlerinde bâtından haber veren videoları paylaşan sensin…

En son “bâtından haberler”de, Telegram kitabında geçen, Carlos Castenada’nın yardımcısı “Yogi”nin, ahretteki durumunu da öğrendik, çok merak ediyorduk, bu “Yogi acaba ahirrete ne durumda?” diye, meraktan çatlayacaktık, o merakımız da gitti şükür!

-III-

Bu "gizli"(!) bilgiyi gizlemekteki amacınız ne olabilir?

Bu kadar da olmaz dediğimiz şeylerden biri de geçtiğimiz günlerde oldu; başta Türkiye olmak üzeri, bütün İnsanlığı kurtarmaya kendini adamış bir “arkadaşımız”, beraber yargılandığımız, ceza aldığımız, yatıp çıktığımız bir davadan, “yeniden yargılamaya” başvurmuş ve beraat etmiş

-Şemsettin: Ne diyelim, hayırlı olsun abi, da sizinle ilgisi ne?

-Benimle ilgisi şu; adam bunu haber vermeyi bizden esirgemiş, anlamakta zorlanıyoruz haliyle; Bir insan bu olayı niye gizler, haber vermez?

Hadi diyelim ki, haber vermemesi de “normal”,  sorulduğu halde gizlemesinin nedeni ne olabilir? Nasıl bir "şebeke" var bu işleri böyle gizli ve sinsi bir şekilde "organize" eden acaba?

Bu kadarcık bir konuda –haber vermeme, sorunca da gizleme- bile, bu kadar, ahlâksız, ilkesiz, hasis davranan insanların ne gibi “davası” ve “iddiası”, ne gibi “dini ve diyaneti” olabilir, merak ediyor insan doğrusu?...

Sonra, bu kadarcık bir "bilgiyi" paylaşmaktan esirgediğiniz insanlığın, sizden "ümidini kesmesine"(!) yol açacağınız da mı aklınıza gelmiyor hiç?

"Her gün böyle keskin ve radikal, dini içerikli paylaşımlar yaptıklarına göre, bunlar kesin bizi kurtarır" diye ümidini size bağlamış insanlığı hayâl kırıklığına uğratmaktan da mı çekinmiyorsunuz yav?

Eşkıya / Parantez haber

Önceki ve Sonraki Yazılar