"Yaşamayı Deneme"nin anısına bir saygı duruşu -I-

yasamayi-denemenin-anisana-bir-saygi-durusu-uc-001.png

("Sen maphusa gittikten sonra düzen bozuldu eşkıya. Kötüler bu işte galip geldi. Ezilenler ezildi.")

Eveeeet... Merhaba sevgili okuyucularım... Nerde kalmıştık?..

Uzun, epey uzun bir aradan sonra yeniden birlikteyiz... Biraz zorla, biraz dayatmayla da olsa, Parantez haber'den bu köşeyi kaptık...

(Bu arada, şu daha önce bahsettiğim sümüklüler çetesi, "Eşkıya öldü" diye ortalığa bir haber yaymışlar... Biraz da bu yüzden buralardayım... )

Biliyorum ki, Eşkıya ölürse çok sevinecekler... Sebebini biliyorsunuz; karakterlerine tuttuğum aynada kendi görüntülerini görmeye kendileri bile tahammül edemiyorlar... Bu derece adi adamlar...

Neyse...

Artık buralardayız, yeri ve zamanınca, usulüne uygun olarak -tabii ki olabildiğince- konuşuruz artık...

-II-

İnsan "niçin konuşur?"...

Önceden bir davaya inanmış, kendini inandığı davaya adamış, topluma adamış,

bunun için her türlü fedakârlığı yapan insanlar vardı…

Böyle insanların etrafında öbeklenen insanlar vardı…

Şimdi; (yutıbırlar), sosyal medya fenomenleri, starlar, kendini gösterme çabasıyla yırtınan (striptizci) yazar-ve yazmazlar var…

“Stratejistler”(!) var… Siz tıklıyorsunuz, onlar kazanıyor, ne kadar tık, o kadar köfte yani…

Zihinlerinizi kirletiyor, çöplüğe çeviriyorlar... Üstüne üstlük bir de "saygın"lık(!) elde ediyorlar...

Her halükarda “tıklamanız” gerek, ki adamlar para kazansın…

Sizin “hassasiyetleriniz” üzerinden işte böyle meslekler türedi, onu demek istiyorum, sevgili okuyucular…

Dolandırıcılık, bir nevi "kurumsallaştı" ve normalleşti yani...

Düşünün ki bu “striptiz hastaları”, içgüdülerini kontrol edemiyorlar, nerde bir sahne görseler, jartiyerleri çektikleriyle fırlıyorlar sahneye, sonra o direk etrafında dönmeye başlıyor, ne kadar abuk sabuk, tahrikkâr hareket varsa yapıyorlar…

Kimse de, “Yahu sen necisin kardeş, derdin ne, amacın ne, maksadın ne, ne yapmaya çalışıyorsun, ne yaptın, eğitimin ne, kültürün ne, araştırman ne?..” diye sormuyor…

E kimse sormuyor biz soralım bari…

Dünya nasıl bir yere evrildi anlamakta zorlanıyorum hâliyle…

Ama sizin de bildiğiniz üzere, zaman “Âhir zaman…” Fitnenin, fesadın, pisliğin, azgınlığın, sapkınlığın kol gezdiği bir zaman… Yolda yürürken bile üstünüz başınız pisliğe, kire batıyor…

(...)

Şöyle düşünelim;

Yaşını başını almış, içeri girip çıkmış, iyiyi kötüyü görmüş insanların, belli bir olgunlukla, bir birikimle, tecrübeyle, kendi halinin de şuurunda olarak konuşmasını beklersiniz değil mi? En azından, ağzından çıkanı kulağının duymasını beklersiniz...

Normal olan budur tabii ki...

Önce şunu anlamaya çalışalım;

İnsan niçin konuşur sevgili yoldaşlarım, kıymetli okuyucularım, pek nadir gönüldaşlarım;

İnsan niçin konuşur?

"Âlemde konuşan tek varlık insan olduğu" için demeyeceksiniz sanırım? Hayvanlar ses çıkarır, bitkiler rüzgarla sallanır, su dalgalanır... Tabii ki "âlemde tek konuşan varlık" insandır...

Ama bizim kasdımız bu değil; İnsan niçin toplum önüne çıkıp konuşur, yazar?

Ya "ihtiyacı" vardır, ya bir derdi vardır veya mesele sahibi bir insandır, meselesini "toplum önünde" konuşur... Topluma vereceği "bir şey" vardır, onu vermeye çalışır...

O yüzden, özellikle -tabii ki kasdımız bunlar- "toplum önüne çıkıp konuşan" insanlar kasdıyla sorulmuş bir sorudur;

-Kardeş sen niçin konuşuyorsun? (Bu "niçin?"in cevabını, bizden önce kendine vermen gerekir...)

Bir de -şimdi yaşıyor mu bilmem- "Boşluğa hitaben konuşan" bir adam vardı; Ona bayılmıştım... (Konu dağılmasın diye şimdilik bu "harika" üzerinde durmuyorum... Bu güzel insanın kıymetini bilmedik, sanatının yüceliğini idrak edemedik... Arada kaynadı gitti, fırsat bulursam tekrar bu "harika" üzerinde durmaya, derinleşmeye niyetim var...)

İnsan niçin konuşur?

Bir gayesi vardır, bir "davası" vardır, bir fikri vardır, bir "ideali" vardır, o ideali içinde yaşadığı topluma "nakşetmek" istiyordur vesair... E bu yüzden konuşur...

Ama bir insan sadece ve sadece, kendini göstermek için -veya- "bakın ben de konuşmasını biliyorum" demek için konuşur mu? Konuşmaması lazım...

Şimdilik sözü başta ifade ettiğim yere bağlıyorum;

Önceden bir davaya inanmış, kendini inandığı davaya adamış, topluma adamış, bir "ideale" inanmış, bu ideal için her türlü fedakârlığı yapan insanlar vardı…

Böyle insanların etrafında öbeklenen insanlar vardı…

Şimdi; (yutıbırlar), sosyal medya fenomenleri, starlar, kendini gösterme çabasıyla yırtınan (striptizci) yazar-ve yazmazlar var… “Stratejistler”(!) var… Siz tıklıyorsunuz, onlar kazanıyor, ne kadar tık, o kadar köfte yani…

Önceki ve Sonraki Yazılar