Av.Adem Yıldırım

Av.Adem Yıldırım

Baroların Baronlaşması...

Ankara barosunun diyanet işleri başkanının verdiği bir hutbe dolayısıyla diyanet işleri başkanı hakkında eşcinselliği ve eşcinsel evlilikleri savunan, İslam dinini çağlar öncesinden gelen ses diye tahkir edip basın açıklaması ile İslam dinine inanan tüm Müslümanları aşağılamasıyla barolar gündem olmaya ve tartışılmaya başlanmıştır. Akabinde ben neden geri kalıyorum yarışına giren  İstanbul ve İzmir Barolarının katılımı ile beklenen Voltranoluşturulmuş oldu.

İyi ki de barolar tartışılmaya başlanmıştır.Baroların kimin barosu olduğu kime ve neye hizmet ettiği yıllardan beri tartışılan ancak tartışma sesinin duyulmadığı bir alan olarak bugüne geldi maalesef.

Bugün barolara kayıtlı ülkemiz genelinde 130 bin avukat var. Bu 130 bin avukatın en az yüzbini İstanbul, Ankara, İzmir, barolarına kayıtlıdır.Bu durum baro başkanlarının ve diğer baro organlarıyla Barolar Birliği delegasyonunun seçiminin anti demokratikliğini tartışmaya açmıştır.

Ülkemizde baro kültürü 150 yıldır mevcuttur. Kurulan ilk baromuz ise İstanbul barosudur.5 Nisan 1878 yılında 63 dava vekilinin bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Bu anlamda İstanbul barosu  Osmanlının ve Türkiye’nin ilk barosudur.İstanbul barosundan sonra 1908 yılında İzmir barosu kurulmuştur.Ankara barosunun da kuruluşunun 1920’lerden önce olduğu baronun tarihçesinde belirtilmektedir.  Yaniİstanbul,İzmir ve Anakara olmak üzere üç büyük barolarımız cumhuriyetin değil Osmanlının kurduğu barolar olarak tarihteki yerini almışlardır.

Cumhuriyetimiz Osmanlının devamı ve bir bakiyesi olarak 1923te ilan edildi.Bu sebeple Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetinebir çok kurum ve kuruluş bakiye olarak kaldı. İstanbul barosu da bunlardan biridir.  Ancak buna rağmen 1878 yılında kurulmuş İstanbul barosu,1908 yılında kurulmuş İzmir barosu ve 1920 de kurulmuş Ankara barosu her nedense 1969 yılına kadar bir avukatlık kanunu ve barolar kanunu olmadan gelmiştir.  Bu tarihe kadar palyatif çözüm ve yöntemlerle avukatlık mesleği yürütülmeye çalışılmıştır.

Ankara barosu 1924 yılında 10 avukatı tamamladıkları için baro vasfını alabilmiştir. Zira 1924 yılında yürürlüğe konulan 460 Sayılı Muhamat Yasasının 3. maddesi gereğince avukatlık yapanların sayısının 10'a ulaşması halinde aralarında bir topluluk oluşturmalarını zorunlu tutmakta ve bu oluşuma da "Baro" denileceğini vurgulanmaktaydı.Aynı durum İzmir barosu için de geçerlidir.İstanbul barosu da o yıllarda çoğu azınlık ve gayrimüslüm avukatlar olmak üzere henüz 100 avukat sayısına ulaşmamıştı.

Kısaca özetlemeye çalıştığım Türkiye’deki  ilk baroların tarihçesi bu şekildedir. Ülkemizde ilk avukatlık kanunu ise 1969 yılında 1136 sayılı kanun numarasıyla çıkmıştır. Bu avukatlık yasası o tarih itibariyle belki avukat meslektaşlarımızın ve baroların seçim ve yönetimine ilişkin ihtiyaca  cevap verebiliyordu. Ancak 10’larla, 100’lerle  ifade edilen baro üye sayısından, yasa çıktığında 500 avukatı geçmeyen bir İstanbul barosundan bugün 65 bin sayısını bulmuş Türkiye’nin ve dünyanın en kalabalık barosuna geldik. Artık bu yasa ne avukatlara ne barolara ve ne de baro seçimlerinin ihtiyacına  cevap verememektedir.

Avukatlık yasasının baro seçimlerine ve avukatlık mesleğine  cevap verememesi baroların baro olmaktan çıkıp “Baronlaştığının”bariz göstergesidir. Kafamızı kuma gömmeye gerek yok.Gerçek budur ve eğer bu gerçek önümüzdeki seçim döneminde değişmezse Baronlaşmışbu baroları değiştirmek mümkün olmayacaktır. Bu durumdan en büyük zararı özgür ve bağımsız avukat meslektaşlarımız görecektir.

Siz bakmayın İstanbul, Ankara, İzmir baro başkanlarının demokrasi, hukuk ve adalet havarisi kesildiklerine, siz bakmayın bu kimselerin  tek adam yönetimi itirazlarına. Bu itirazlar, hukuk,adalet,demokrasi istemek için değil neden tek adam olarak ülkeyi biz yönetemiyoruzun itirazıdır.Bu itirazlarını da cumhuriyete sahip çıkıyoruz kılıfı etrafında yapmaktadırlar.Çünkü bunların sahip çıktığı cumhuriyet tek adam ve tek parti anlayışını benimsemiş cumhuriyettir. Oysa cumhuriyet çoğulculuk demektir. Çoğunluğun oyu ile seçilmişlerin seçilmemişleri yok sayması demek değildir.

Ancak baro seçimlerine baktığımızda durum maalesef hiçte öyle değildir.Bugün İstanbul barosu %30 oy oranı ile baro başkanını,baro yönetimini,disiplin kurulu üyelerini,denetleme kurulu üyelerini,170 kişilik barolar birliği delegesini aldığı  %30 oy ile tek gurup olarak almaktadır.65 bin avukatın kayıtlı olduğu İstanbul barosunda 8 bin oyu alan gurup maalesef başkan dahil tüm yönetim,denetim,disiplin ve Türkiye Barolar Birliği delegelerini almıştır. Diğer 60 bin avukat da adeta avucunu yalamıştır.Hiç bir talep hakkı,söz hakkı,itiraz hakları yoktur.Baro seçimi yaptıklarını düşünmektedirler.Ancak baro yerine baronlaratandığını bir türlü görememektedirler.

Belki de bu antidemokratik yolla seçimi yapılmış bu arkadaşlara yine kendileri gibi düşünen Soner Yalçının tabiriyle “Saklı Seçilmişler” diyebiliriz. Ya da ortaçağ Avrupasında asalet ünvanı olarak kabul edilen “Baronlar” da diyebiliriz.Ya dabaron kelimesinin Türkçe karşılığı olarak kabul edilen “Efendilerin Efendisi” tabirini de kullanabiliriz. Çünkü seçmiş olduğumuz bu baronlar pardon baro başkanları ruhsat verdikleri yeni meslektaşlarımıza Molierac'in avukatlar esir kullanmadılar ama efendileri de olmadı nutkunu atarlar.Ancak kendi efendiliklerinden taviz vermezler.Seçime inanmaz ve güvenmezler.Ekmek gibi su gibi en temel ihtiyacın hukuk ve adalet olduğunu söylerler.Ama 8 bin oyla 65 bin meslektaşımızı susturmaya çalışırlar.Hissiyatlarını,inançlarını,tarihlerini hiçe sayarak açıklamalar ve eylemler yaparlar. Ama Avukatlar için hiçbir şey yapmazlar. Bakın hiçbir avukat arkadaşımız “corona” sebebiyle çalışamamaktadırlar. Barolar özellikle mesleğe yeni başlayan meslektaşlar için ve diğer meslektaşlar için ne yapmakta koskoca bir “hiçbir şey” yapmamaktadır.

Ezcümle baroların baronluklarına son verecek ve gerçekten baroların avukatların mesleki bir kuruluşu ve örgütü olduğunu ortaya koyacak yasal düzenlemeler acilen çıkarılmalıdır. Önerim şudur her gurup veya aday meslektaşlarımız aldığı oy oranında yönetim kurulunda,disiplin kurullarında,denetleme kurulunda, Barolar Birliği delegasyonunda aldıkları oy oranına tekabül edecek üye sayısınca nisbi temsil edilmelidir. Buralar siyasi bir gurup ve mecra değil meslek örgütüdür.Bu sebeple yönetim kurullarında da  her grup ve  düşünceden temsilcinin olması ancak avukatlık mesleğini güçlendirir. O yüzden baroların baronlaştığı değil avukatların bağımsız, özgür ve  güçlü olduğu nisbi temsil sistemini hayata geçirmenin vaktinin geldiği açıktır.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar